Evlerde cennet iklimini yaşayabiliyor muyuz?

Okuyucusunu cennete doyuran, cennetle yaşatmaya niyetli olan bir eserdir 'Cenneti Yaşamak'. Cennet gibi 'sonların en güzeli'ne, 'başlangıçların ve meskenlerin en muhteşemi'ne davet ediyor bizleri Necip Cengil. Fatih Pala yazdı.

Evlerde cennet iklimini yaşayabiliyor muyuz?

Cenneti anan, cenneti anlatan bir kitap okudunuz mu hiç? Okuyucusunu cennete doyuran, cennetle yaşatmaya niyetli olan bir eserdir “Cenneti Yaşamak”. İlk satırından son cümlesinin son noktasına kadar, cennet gibi “sonların en güzeli”ne, daha doğru bir ifadeyle, “başlangıçların ve meskenlerin en muhteşemi”ne davet ediyor bizleri kıymetli yazar Necip Cengil bu kitabıyla. Ekim 2010 tarihinde, Çıra Yayınları saflarına dâhil olarak zihnimizi beslemeye gelmiş Cenneti Yaşamak. Hacmi küçük, muhtevası büyük mü büyük olan eserler kategorisinde değerlendirmeyi hak edici türden.

Cennet ucuz değil, cehennem de lüzumsuz değil

Şanı yücelerden de yüce ve ekber olan Allah (azze ve celle), kendisine kulluk, ibadet ve itaatle geçirmemiz için, bizi gönderdiği şu geçici ve sonlu dünya âleminde; ya rızası doğrultusunda bir yaşam sergileyip sonsuz mükâfatlar ve ecirler yurdu olan cenneti kazanacağımızı, ya da nefsî arzulara, şeytanî yollara uyarak ömür tüketip feci ve elim azapların olduğu alevler diyarı cehenneme düşeceğimizi, gerek kerim kitabı Kur’an’la gerekse şerefli elçisi Muhammed (aleyhisselatu vesselam)’in sünnetiyle bize bildirmiştir. Bunun böyle olduğuna, bütün müminler iman eder ve tercihlerini cennetten yana yapmanın somut halini, hayatlarıyla ispat etmeye gayret ederler. Hakiki ve ideal cennet kazanımının başka yolu yoktur. Diğer şekilde, “cenneti arzulamayan bir tek insanla bile karşılaşmanın mümkünsüzlüğü”nün şaşkınlığını yaşamıyor değiliz. İdealite ile realitenin çatıştığı en belirgin noktalardan birisi olarak sayabiliriz bu durumu. İnsanların ekseriyetinin cennet hayalleri kurduğu; ama cennet için kıllarını bile kıpırdatmadıkları apaçık ortadadır. Böylesi zıtlıklara hayatlarında cömertçe yer verenlere, ya “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!” ya da “Yok öyle üç kuruşa beş köfte!” demek gerek. Ne diyordu Üstad Said-i Nursî: “Cennet ucuz değil, cehennem de lüzumsuz değil.” Biz bu sözün ardına, “Zalimler için yaşasın cehennem!”i de ekleyelim ki, dünya zulmünü göğüslerini gere gere, kanla doldurdukları göbeklerini kaşıya kaşıya sırtlayan zalimler. ayaklarını denk alsınlar. Tabi nerede onlarda öyle bir nasip!

Yazarımıza göre, insan kendini bildi bileli yeryüzünde cennet konuşuluyor. Bu demek oluyor ki, cennet ve dünya söyleşisinin ilk aktörleri Âdem Babamız ve Havva validemizdir. (Selamların en güzeli onların üzerine olsun.) Onlar ki, yeryüzü sürgününde cennete ulaşmanın yollarını birlikte arayanlardır. Bizler ki, onların çocukları olarak o gün bugündür cenneti konuşuyoruz, ona varabilmenin kilometre taşlarını bizlere öğretecek araştırmalar içine giriyoruz. Bizim konuşmamızla kalmayacak elbette bu cennet muhabbeti; bizden evvel konuşulduğu gibi bizden sonra da konuşulmaya devam edilecektir. “İnsanlığın en kadim meselesi” denilen meseleler vardır ya hani, cennet de o babdandır işte. Şu halde, olacakları tahmin etmek zor değil; her doğan erkek yeni bir Âdem olacak, Havva’sını bulacak ve beraberce cenneti, cennete ermenin, cennete layık olmanın yollarını aramaya koyulacak. Velhasıl ata yadigârı bir arayışı, geçmişten geleceğe taşımanın bahtiyarlığını yaşayacak. Bu denli yüklenişe can kurban! Bundan uzak durma bedbahtlığına kim düşer ki!

Azık mı? İnanç, azim ve sabır!

Necip Cengil’in bu değerli eserinde bize hatırlattıklarından birisi de şu: Cenneti insan önce kendinde; içinde, kalbinde, zihninde, tüm hücrelerinde yaşar ya da yaşaması gerekir, diyelim. Sonra evinde, barkında, eşinde, aşında, evlatlarında, ana-babasında, kardeşlerinde, bahçesinde, sokağında, caddesinde, mahallesinde, bulvarında, okulunda, iş yerinde, köyünde, kasabasında, ilçesinde, vilayetinde, bölgesinde ve dahi tüm ülkesinde yaşamaya, yaşatmaya yönelir. Harita büyük, evet farkındayız; lakin olacağı da, olması gerekeni de bu! Büyük hedeflere, ülkülerin en büyüğüyle varılır. Düzlüklerden yüce dağlara göz koyanlar, öyle bir güne ererler ki; gözleriyle bakma devri geçmiş de ayaklarıyla basıvermişler o gözlerini alamadıkları zirvelere. Azık mı? İnanç, azim ve sabır!

İnsanların içi cehenneme dönmüşken, hayatlar cehennem rengine bürünmüşken cennet nasıl bulunulur ki? İçinden yanmayan dışına ışık vermez imiş. Kendinde, benliğinde vahyin nurlarını barındırmayanlar, ölçü olarak biricik rehber ve kılavuz olan Elçi’yi (aleyhisselatu vesselam) almayanlarda, nasıl bir cennet algısı olabilir ki? Evine geldiğinde eşine, aşına, çocuğuna cehennem kesilenlerde, cennet düşü nereye düşer ki? Yaratan’ın rahmetine sığınanlar, kulluğu yalnızca O’na yapmakla beraber, yardımı da yalnızca O’ndan isteme müminliğini gösterenler ancak cennet surlarına sancak dikebilir. Eşler, neden hanelerini cennetten bir bahçeye çevirmek gibi bir mutluluğa imza atmak dururken, cehennem çukuru olsun için huzurlarına neşterleri vurur da vururlar? Evlerde cennet melteminin esmesi, kişilerin elinde. Kapıdan içeri girerken hemen kapı önüne bırakılan ayakkabılar misali; akıllardaki, kalplerdeki bütün şerleri, şeytanilikleri de dışarıda bırakmalı hane sakinleri. Toplumu toplum eden adımlar ailelerde mevcut olduğuna göre, cennetin ışıkları buradan, hemen evlerden yanmalıdır. Cennet renkli aydınlık şuleleri, insan yapısı modern ampulleri sonda bırakır.

Cennet iklimini oluşturmanın yolu, muhkem bir cennet dili kurmaktan geçiyor

Yazar Cengil, bu çalışmasıyla bize ne de güzel şeyler anımsatıyor bir bilseniz! Sınırlı ve geçici olan dünya hayatına bağlanmanın, onun ayakları ve kalpleri kaydırıcı şeytandan mülhem hile ve desiselerine kanmanın âlemi yok, mesela. Aklı başında bir insan, sonu gelmeyecek olan bir mükâfat okyanusunu mu tercih eder; yoksa her an son bulma ihtimali yüksek olan bir oyun ve eğlence gölünü mü? Aklın yolu bir olduğuna ve patikalara gerek kalmadığına göre, cevap malumun ilamı olacaktır.

Cennet iklimini oluşturmanın yolu, yazarımıza göre, muhkem bir cennet dili kurmaktan geçiyor. Şimdiye değin, yılanın deliğinden çıkması için kullanılan tatlı dil, şu saatten sonra yılanların deliklerine ebediyen tıkılması, hapsedilmesi ve acıların, hüzünlerin, sorunların, kavga ve kargaşaların son bulup tüm bunların yerine imanın, ihlâsın, sevginin, huzurun, şefkatin, barış ve esenliğin hâkim olması adına kullanılmalıdır, kullanılmak zorundadır.

Kalıcı olan güzellik, bir cennet doğuşu getirendir yazar için

Ahiret yolcusu bütün kulların, dünya üzerindeyken kalıcı güzelliğe oynamaları gerektiğinden dem vurur ayrıca Necip Cengil. İçinde hayânın, edebin, başkası için de yaşamayı öğrenmenin, sevginin, sevginin kaynağından beslenmenin, insan olmanın ve insan kalmaya çalışmanın, hesabı kolay kılmanın, Rabbe ibadetin hakikatiyle bağlanmanın ve cenneti yaşamanın olduğu bir kalıcı güzellik… Kalıcı olan güzellik, bir cennet doğuşu getirendir yazar için.

Bu eser harici, “Bir Yürüyüşün Tefekkürü” ve “İnsan Söz Tutsaklık” adında iki kitabı daha bulunan güzel Müslüman Necip Cengil, aynı zamanda Değişim ve Nida dergilerinde Müslümanca hissiyat sahibi olmanın verdiği sorumlulukla makaleler, haftalık Özgün Duruş gazetesinde de gündemüstü köşe yazıları yazdı. Şu an yayın hayatına aylık olarak devam eden Özgün İrade Dergisi’nde yazma görevini sürdürmeye devam ediyor. Güçlü kaleminin mürekkebi, elhamdülillah hiç tükenmedi; belli ki membaın başı sağlam. İlkelerinden taviz vermeden yürüyen, yol alan, dağ aşan nadir yazarlardan/yaşarlardan sayabiliriz kendilerini.

Fatih Pala yazdı

Güncelleme Tarihi: 21 Aralık 2018, 15:17
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13