Evlatlarımızı geçici olana feda mı edeceğiz?

'Kırık Zamanlar' kitabında Selvigül Kandoğmuş Şahin yine hüzün libasını kuşanarak çıkıyor okuyucusunun karşısına. Yaşanılanlardan başkasını bulamıyoruz onun öykülerinde. Fatih Pala yazdı.

Evlatlarımızı geçici olana feda mı edeceğiz?

Kırık Zamanlar, Selvigül Kandoğmuş Şahin’in Okur Kitaplığı’ndan bu ayın başında çıkan yeni öykü kitabı. Şahin’in öyküleriyle “Savrulan” eseri vesilesiyle tanışmıştım. Daha Savrulan’ın izleri zihnimde diri iken, yazarın Kırık Zamanlar ile çıkagelmesi sürpriz oldu benim için.

Çalışma, iki bölümden ve on bir öyküden oluşuyor. Yazar, yine hüzün libasını kuşanarak çıkıyor okuyucusunun karşısına. Yaşanılanlardan başkasını bulamıyoruz onun öykülerinde. Bir daha yaşanmaya ve asla unutulmamaya karar kılmış öyküler misafir oluyor zihin dünyamıza Kırık Zamanlar’da. Hayat, yazarın okuruna sunduğu öyküleriyle biraz daha dikkat çekici hüviyet kazanıyor. Gelip geçen değil, gelen ama geçmeyen bir dünyanın izlerini sürüyoruz okuduklarımızla. Gelişigüzel değil, gelişi gibi kalışı da güzel ve mühim olan tecrübeler var sayfalar arasında.

Şahin, inancın ve direncin gencecik nefesi olan Esma’yla, Esma’nın göğsünden uçan kuşlarla öykülerine adım atmış. Mısır’ın Rabiatü’l-Adeviyye’sinde güneşin bir mızrak boyu yükseldiği, tam tepede olduğu ve yiğitlerin tekbir kuşandıkları bir anda, kan kusan namluların hedefi olan gencecik fidan Esma’yla. Düğününün bir öğlen vaktinde olmasını arzulayan, ama kuruyası ellerin kurşunuyla yere serilen ve aslında tüm mazlumların hakikat için çırpınan yüreği olan Esma.

Mavi Marmara’nın en genç yiğidi, şehadet âşığı, civanmert şehid Furkan Doğan ile sürdürmüş öykü yürüyüşünü sonra Şahin. Soluğunu Cebrail melekten, rüyasını İsa nebiden, sabrını İbrahim nebiden, asasını Musa resulden ve duasını Muhammed resulden (hepsine salât-u selam olsun) alarak Akdeniz sularında yola revan olan gemide, geminin tam orta yerinde kara gözlü ama yüreğinde nur halesi yayılan Furkan’ın alnından vuruluşuna satırlarında yer vermiş yazar. Gazze’ye, umuda, cennete, kuşlara doğru akıp giden Furkan’a. Ölmeyen şehidlerin, üzeri örtülmeyen, örtülmesi mümkün olmayan hikâyeleri kitaba büyük anlam katmış doğrusu.

Öykü öykü yudumlarken sahifeleri, esenlik yurduna ayarlı duaların ördüğü insanları, o insanlardan yükselen muhacir feryatları görüyoruz. Hiçbir zaman kendilerini ve dünyalarını yansıtmayan, anlatmayan, hatırlatmayan umarsız ve duyarsız ekranların, evrakların ve imkânların sahiplerine inatla, büyüyen rüyalarına sarılan, ilticası yalnızca Rabbine olan mülteci minik yüreklerle karşılaşıyoruz. Duçar kaldıkları karanlıklardan aydınlık sabahlara erişebilmenin tespihini çeken nazenin dünyalar, inşirah arayan hülyalar uzanıyor kısalan cümlelere doğru biz okumaya devam ettikçe.

Sonsuzu, sonu gelecek olana feda etmek

Kitabının ikinci bölümünde Şahin, daha çok özeleştiriye, biraz daha aslolan için verilmesi gereken ama olabildiğince kaçınılan mücadeleler yönünde sözlerini kümelemiş. Hepsinin de mevzubahis edilmeye hakkı olmasına rağmen, benim özellikle dikkatimi çeken, önemsediğim, üzerlerinde durulmazsa kitabın künhüne vakıf olunamayacağı kanaatini taşıdığım iki öykü var Zülâl isminin başrolünde olduğu, kurban verildiği.

Yavrularını ve özellikle de kızlarını bir mesleğin sınırlarına kapatmanın, bir kalıbın dişlilerine mahkûm etmenin hesaplarında, planlarında olan garip mi garip, acayip mi acayip ebeveynlere koca bir sesleniş var Zülâl kızın hikâyesinde. “Kızım bir işin ucundan tutsun”, “ekmeğini eline alsın”ların sarıp sarmaladığı, hayretengiz fikirlerin hâkim olduğu aileler... Dün inançlarının kavgasını veren anneler, bugün geçici olmaktan başka bir rozete sahip olmayan yalan dünyanın yalan sularında yüce Allah’ın “dünya süsü” olarak vasfettiği yavrularını boğulmaya sürükler hale geliyorlar. Bilmez ki o yavru, onuruyla örtüsünün, şerefli tercihinin mücadelesini vaktinde vermiş olan annesiyle gurur duyarak geçirmiştir yıllarını. Böyle bir geçmişin sahibi olarak geleceğe alnı ak bir vaziyette ilerlemenin gayesini gütmüştür belki de. Ama “geçici olan” için yaptıkları hesapların zerresini bile “kalıcı olan” için yapmayan anne babalar; karşılarında Rabbini bilmeyen, sonu gelmez diyara azık edinmeyen koca et yığınlarından başkasını göremeyecekler, nitekim göremiyorlar da.

Selvigül Kandoğmuş Şahin, Zülâl kızın şahsında, insanlarımızın malum süreç içerisinde geldikleri ve durdukları noktayı, şiirselliğin de hissedildiği bir üslupla vermeye çalışmış. Hakikaten içler acısı bir hal bu verilmek istenen! İnancın, sevdanın ve onurun verdiği yetkinlikle ayakta, sapasağlam ve dimdik duracak donanımlı nesillerin oluşmasına yönelik harekete geçilmesi gerekirken, manayı alaşağı eden maddeye tapınırcasına yanaşmak sevdası da neyin nesi? Sonsuzu, sonu gelecek olana feda etmenin haklı bir açıklaması olmasa gerek.

Şahin, bunların ve daha fazlasının hatırlara getirilmesini amaç edinmiş önümüze koyduklarıyla. Fıtratından uzaklaşmak şöyle dursun, bu çerçevede kalabilmek için, en büyük özgürlüğe ulaşabilmek için Hakk’ta tutsak olma, Hakk’ın sınırlarına bağlı kalma fenerini yakıyor genç dimağlara. Ne dersiniz; bu fenerin aydınlığında kendine çekidüzen vermeye en çok da ebeveynlerin ihtiyacı yok mu? Yarası derinlerde olanın, tedavide müdahale üstünlüğü vardır.

Yazdıklarıyla hayatı birbirine yakınlaştıran ve bağdaştıran yazarımız Selvigül Kandoğmuş Şahin’in daha çok öyküsüyle tanış olacağız gibi bir haber getiriyor beraberinde Kırık Zamanlar. Usulüyle, üslubuyla ve konularıyla yüzü tam olarak bize dönük olan öyküleri için yazarımıza teşekkür görevimizi yerine getirmenin akabinde, yeni çalışmalarını beklediğimizi de son cümlemizin son kelimeleri olarak eklemiş olalım vesselam.

Fatih Pala yazdı

Güncelleme Tarihi: 10 Aralık 2018, 16:10
YORUM EKLE

banner19