Eski okuru için kısa da yazmalı!

Mustafa Oğuz, Kutlu'nun son kitabı 'Zafer Yahut Hiç'i büyük bir coşku ve özlemle okudu, izlenimlerini sizlerle paylaştı.

Eski okuru için kısa da yazmalı!

Zafer Yahut Hiç’i okuyup bitirdikten sonra neler düşündüm? Mustafa Kutlu’nun eski hikâyelerindeki tadını düşündüm. “Gönül İşi” ve “Ortadaki Adam”ı bir tarafa bıraktıktan sonra Uzun Hikâye’ye kadar olan hikâyelerindeki tadı birçok okuru gibi ben de unutamadım. Ustaya yol göstermek haddimiz değildir. Anlaşıldı ki Mustafa Kutlu bu yolda yürüyecektir. Hiç olmazsa yılda birkaç kısa hikâye ile okurlarına o unutulmaz tadı verse demekten de kendimi alamıyorum.Mustafa Kutlu

Niye kitaba ulaşmakta zorluk çekiyoruz?

Mustafa Kutlu, artık klasikleşen yıllık kitap yayımlama geleneğinin son halkası Zafer Yahut Hiç’i okurlarına sundu. İlk zamanlarda yayın takvimi Eylül ayına endeksli iken sonraları Ramazan’a endekslendi ve son kitap Ramazan’dan bir ay önce yayımlandı. Yayımlandı yayımlanmasına ama okur bu kitaba ulaşmakta hâlâ zorluk çekiyor. Bendeniz birkaç kitapçının kapısını aşındırmış olsam da her kapıdan eli boş dönmüştüm. Bunun üzerine kendimi yormaktansa www.kitapyurdu.com sitesinin kapısından içeri dalarak kitabın kulağından yakaladığım gibi onu sepete atıvermiştim. Birkaç gün sonra baktım ki kargo paketi işyerimdeki çalışma masamda beni beklemektedir.

Evime varıp Mustafa Kutlu hikâyesi okumanın tadını doyasıya çıkardım. Hatta bu tadı öylesine özlemiştim ki birkaç gün önce evdeki Sır kitabı sırra kadem bastığı için bir NT mağazasından yenisini satın alarak “Mürit” hikâyesini daha kitapçı mağazasında bir solukta okuyuvermiştim.

Huzursuz Bacak’ın devamı mı?

Kitap “Gide gide şehir bitti” cümlesi ile başlıyor. Şehirden çıkıyoruz yani. Ne zaman çıkmıştık şehirden? Huzursuz Bacak’ın sonunda. O kitabın kahramanı şehirdeki onca işi ölçüp biçmiş, hiçbirinde karar kılamamış, sonunda köyde doğal tarımda karar kılmıştı. Zafer Yahut Hiç’i bu noktadan Huzursuz Bacak’a bağlayabiliriz. Bu hikâyenin kahramanı da yurtdışında doktorasını yapıp gelmiş Ferit.

Ferit, şehrin bittiği bir yerde insanların devletten bir şey beklemeden kendi el yordamlarıyla kurduğu çarpık bir yerleşim yeri olan Tepeköy’deki belediye başkanı olan dayısını ziyarete gider. Dayısı, küçük yaşlarda anne ve babasını kaybeden Ferit’i kendi evladı gibi yetiştirmiştir. Ferit, aynı zamanda aile ocağına da gitmektedir.

Tepeleme Köy!?Mustafa Kutlu, Tepeköy’ü eşrafından esnafına, mafyasından polisine, hemşiresine, öğretmenine kadar tanıtırken gözlemciliğini ön plana çıkarıyor. Tepeköy’deki doğruları da eğrileri de gözlem gücü ile öne çıkarırken günümüz Türkiye’sinin önemli sorunlarından biri olan çarpık kentleşmeyi gözler önüne seriyor. Okulu, altyapısı olmayan, fabrika artıklarının kirlettiği dere ile sağlık tehdidi altında olan Tepeköy resminden hareketle ülkemizin bu sorununa işaret ediyor. Devletin yaklaşımını, daha doğrusu yaklaşamamasını mesaj olarak sıkıştırıveriyor hikâyenin arasına.

Bir aşk hikâyesi mi, bir kaçış hikâyesi mi?

Dergâh dergisindeydi galiba; Zafer Yahut Hiç, “Bir Aşk Hikâyesi” alt başlığıyla tanıtılmıştı. Dergide bu şekilde tanıtılan kitapta bu alt başlık yok. Arka kapakta da… Dergide bu tanıtımı gördüğümde salt bir aşk hikâyesi okuyacağımı sanmıştım. Ama kitabı okuyunca birçok kahramanın hikâyesini okudum birbirine girmiş olarak. En başta Ferit. Sonra Oya Öğretmen, hemşire Neriman, komiser Bulut, belediye başkanı Samet ve kızı Canan, mafya lideri Kolsuz Recep, emekli polis Kör Osman, optik Oğuz… Bu kahramanların ortak noktası, hayatın zorluklarını yaşadıktan sonra Tepeköy’e kaçıp sakin bir hayat yaşamak istemeleri. Tepeköy’ün doğal ortamını gören, ilk görüşte Oya Öğretmen’e âşık olan Ferit de Tepeköylülere katılır.

Tepeköy, İstanbul’a yakın ama İstanbul’dan uzak mahrumiyet bölgesi bir yerdir. Su yok, altyapı yok, okul yok, sağlık ocağında doktor yok, fabrikaları kontrol eden yok… Bunca yokluk içinde Oya Öğretmen, komiser Bulut, hemşire Neriman, belediye başkanı Samet hep mücadele halindedirler. Onlara, Tepeköy’de kalıp sağlık ocağına doktor olarak atamasını yaptıran Ferit de katılır. O da dereyi kirleten fabrikalara karşı mücadele eder ama bu mücadelesinde bir sonuç elde edemez.

Komiser Bulut da Tepeköy’e yerleşen ve kendi hâlinde bir hayat sürmek isteyen ama orada rahat bırakılmayıp tekrar uyuşturucu işine giren Kolsuz Recep’le mücadele eder.Mustafa Kutlu

İyi ki özeti koymuş, yoksa havada kalacaktı bazı şeyler

Aşkın araya sıkıştırıldığı hikâyelerde de bir keşmekeşlik vardır. Optik Oğuz Neriman’a; Ferit ve komiser Bulut, Oya Öğretmen’e; Canan, Ferit’e âşıktır. Kimse sevdiğinden aşkına bir karşılık göremez. Canan karşılıksız aşkını kendi dünyasında yana yakıla yaşarken, Oya Öğretmen, Bulut ile Ferit arasında kararsızlık yaşamaktadır. Bu hikâyeleri okurken “Uzak İhtimal” filmi aklıma geldi. Orada da uzak ihtimaller söz konusuydu ve film ani bir şekilde hiçbir ilişki bir sonuca bağlanmadan bitiyordu. Olayların bu şekilde bitişini “Uzak İhtimal” adını düşünerek anlamak mümkündü.

Kutlu’nun hikâyesinin sonu da sinematografik bir finalle sona eriyor. Kolsuz Recep’in uyuşturucusuna el koyan Bulut’tan intikam almak isteyen Kolsuz, Bulut’un oğlu Kerem’i ve Oya Öğretmen’i kaçırır. Sevdiği kadın ve oğlu kaçırılan Komiser Bulut, destek güçleri beklemeden birkaç polisle Kolsuz Recep’in deposunu basar. Oğlunun kafasına silah dayayan Kolsuz’u tek kurşunla alnından vurur ama Kolsuz’un elindeki silah da patlar. Ardından iki taraf da birbirine kurşun yağdırır. Destek güç gelip depoya girildiğinde ortalık kan gölüdür. Kerem, Oya Öğretmen ve Bulut kurşunların hedefi olmuştur. Hikâye bu karede sona erer. Sonuç: ‘Zafer Yahut Hiç’tir. Ferit’in mücadelesi de, aşklar da bu sözle bağlantılı olarak sona erer: Zafer Yahut Hiç. Zafer Yahut Hiç’i daha iyi kavramak için kitabın arka kapağında verilen Abdülhak Hamid Tarhan’ın Eşber adlı tiyatrosunun özetini okumak gerekiyor. O özeti okuduktan sonra olayları ve olayların ani bitişini kavramak mümkün oluyor. Kutlu, o özeti oraya koymakla iyi etmiş. Yoksa bazı şeyler havada kalacaktı.

GecekonduYazar mı o kısa hikâyelerden dersiniz?

Kitabı kapatıp geriye yaslanınca akılda kalan özellikle bahçe betimlemeleri oluyor. Mustafa Kutlu’nun bahçeye, çiçeğe, doğaya olan tutkusunu biliyoruz. Üstad, doğa ve bahçe betimlemelerinde son derece başarılı. Adeta döktürüyor. Bir de sokak dilini ustaca kullanmada. Sokakta, Çocuk Esirgeme Kurumu’nda büyüyen hemşire Neriman, erkek gibi kadındır ve argoyu doğal bir şekilde kullanmaktadır.

Zafer Yahut Hiç’i okuyup bitirdikten sonra neler düşündüm? Mustafa Kutlu’nun eski hikâyelerindeki tadını düşündüm. Gönül İşi ve Ortadaki adamı bir tarafa bıraktıktan sonra “Uzun Hikâye”ye kadar olan hikâyelerindeki tadı birçok okuru gibi ben de unutamadım. Ustaya yol göstermek haddimiz değildir. Anlaşıldı ki Mustafa Kutlu bu yolda yürüyecektir. Hiç olmazsa yılda birkaç kısa hikâye ile okurlarına o unutulmaz tadı verse demekten de kendimi alamıyorum. Kim bilir, bakarsınız yazar, gelecek yıl yayımlayacağı kitabında okurunu farklı bir vadiye götürür ve o vadide yeni tatlar alacağımız hikâyeler okuruz.

Kitabın arka kapak yazısı:

“Makedonya kralı İskender, Dara'yı yendikten sonra doğuda ilerlemektedir. Dara'nın kızı Rukzan hüviyetini gizleyerek Pencap hükümdarı Eşber'in sarayına sığınır. Eşber'in kızkardeşi Sumru, İskender'i gömeden ona âşık olmuştur. Gizlice buluşan ve şevişen Sumru ile İskender arasında gidip gelirken Rukzan da İskender'i sever. İskender Sumru'nun bütün ricalarına rağmen Pencap ülkesine yürür. Sumru sevgilisine söz geçiremeyince ağabeyini bu savaştan vazgeçirmek ister ancak Eşber halkına karşı sorumlu olduğunu bilir. Savaşır ve bir hain sandığı Sumru'yu öldürür. Bu haber İskender'e ulaşınca kral kendisine engel olmak isteyen Rukzan'ı atıyla çiğneyerek geçer. Pencap düşer, Eşber zincire vurulur. Eşber’in kahramanlığına hayran kalan İskender onu serbest bırakır ve kılıcını geri verir. Kılıcı alan Eşber intihar eder. Etrafı Eşber'in, Sumru'nun ve Rukzan'ın cesetleriyle çevrili olan İskender, bunun manasını hocası Aristo'ya sorar. Eser Aristo'nun cevabı ile biter:

-Zafer Yahut Hiç!”

Mustafa Oğuz okuyup yorumladı

Güncelleme Tarihi: 10 Ocak 2019, 10:25
YORUM EKLE
YORUMLAR
murat attila
murat attila - 9 yıl Önce

mustafa kutlu'dan vasat bir kitap daha. son yıllarda eski hikâyesinin tadını aldığımızı söylemek mümkün mü? SIR kitabından sonra o kıymette eser veremiyor ne yazık ki.

merve b
merve b - 9 yıl Önce

sonunda çıktı demek beklenen. inş.en kısa sürede temin edilip okunacaktır.teşekkürler yorum için...(ama keşke tüm kitabı anlatmasaydınız:D)

suveyda
suveyda - 9 yıl Önce

mustafa kutlunun her kitabını olduğu gibi bunuda bir gecede bitirdim.üstad insanı öylesine hikayenin içine çekiyorki acı biten sonda ferit ve sevinç adına ağladığımı farkediyor ve kendimce hikayenin devamını kurguluyorum.herhalde ferit canan neriman ve oğuz tepeköyü tarkedip yeni bir sayfa açarlar hayatlarına,sevinçide neriman büyütür.aslında hikayenin ya ferit yahut bulut adına acı bitmesi kaçınılmazdı,ağlayan ferit oldu..sonuç koskocaman bir hiç..

jason bourne
jason bourne - 9 yıl Önce

edebiyatseverlere helal olsun nasıl da okuyorlar..

banner19

banner13