Esfel-i sâfilin ile ahsen-i takvim arasındaki ruhî spektrum: Kalbin Şifası

“İnsan, mutluluğu; kariyer, mal, statü ve ilişkilerde arar, oysa yeryüzüne inerken içimizde var olan boşluğu bunlar dolduramaz, sadece Allah doldurabilir.” Mustafa Körkün Tarhanacı yazdı.

Esfel-i sâfilin ile ahsen-i takvim arasındaki ruhî spektrum: Kalbin Şifası

“Dinin kalbini kaybettik!” diyor bir röportajında. Şunlar da onun tefekküründen damlalar: “Namazlarınızda Allah’a odaklanmak istiyorsanız namazın dışında Allah’a daha fazla odaklanın… O’nda (Allah’ta) ümit asla ölmez, O’nda sevgi asla bitmez… Güzel olan her şeyin sadece Allah’ın güzelliğinin bir yansıması olduğunu görmeye başladığınızda Allah’ı sevmenin en doğru yolunu bulmuş olacaksınız…”

Yasmin Mogahed Kahire (Mısır) doğumlu. Ailesi Amerika’ya göçmüş ve Amerika’da büyümüş. Psikoloji okumuş. Basın ve Kitle İletişimi üzerine master yapmış. Şu anda AlMaghrib Enstitüsü’nde eğitmenlik yapıyor. Enstitüdeki ilk kadın eğitmen. Huffington Post Gazetesi’nde makale yazıyor. Uluslararası platformlarda maneviyat üzerine konuşmalar yapıyor.

Kalbin Şifası (Reclaim Your Heart) ilk kitabı. Kitap 252 sayfa. Şu ana başlıklar altında TEVHİD ve KALP ile ilgili tefekkür ufkumuzu genişletiyor: Bağlar, Aşk, Zorluklar, Yaratıcı ile Olan İlişkimiz, Kadının Konumu, Ümmet, Şiir. “Bağlar” bölümü kelime-i tevhidin “la ilahe” kısmına dair tamamen. İslâm’a girerken geçtiğimiz kapı aslında derinleşmemiz gereken ilk nokta, kalbimizde kökleşmesi gereken temel esas. Dinin kapısı, temeli, esası, ruhu, huzur bulacağımız makam, ebedi mutluluğun adresi, hepsi girerken söylediğimiz kelimede saklı…

Seyyid Kutub ve Mevdudi dün ne dediyse Mogahed de aynısını diyor aslında. Argümanları tüm tağutlara red mahiyetinde fakat zamanın ruhuna hitap ediyor. Mesajı kalbin kılcal damarlarından toplumun kılcal damarlarına doğru akan bir devrim niteliğinde. Meselenin köküne ve kalbî boyuta odaklandığı için siyasi bir çerçevede bulanıklaşmıyor, birkaç terime tıkanıp kalmıyor. Marifetullah olmadan hakkı kavramış olmayacağız. Tevhid kalpte aşk ile kökleşmeden dinin toplumda veya devlette görmek istedikleri görünür olmayacak. Namazda huşu olmadan davette yeni bir rüzgâr esmeyecek… Kalbe şifa olacak bir yol tutturmak gerekiyor, öncelikler Mekke dönemi ile aynı: Yalnızca Allah’a has kılınan dua, din ve davet…

Mogahed modern insana şunu hatırlatıyor: “İnsan, mutluluğu; kariyer, mal, statü ve ilişkilerde arar, oysa yeryüzüne inerken içimizde var olan boşluğu bunlar dolduramaz, sadece Allah doldurabilir.” Öyle değil mi? Dindar insanlar olsak da kalpler dünya sevgisine ayarlı ise ahiret telaşı kayboluyor, İslâmi hareket kan kaybediyor. “Bu dünyada bir cennet vardır, ona giremeyen ahiretteki cennete de giremez.” diyor İbn Teymiyye. Kalbi, tevhid huzuruna ulaştırmak arzumuz, kapımızdan girenin kalbine ilahi feyz girmeli değil mi? Tevhitte, tefekkürde, kalpte derinleşmeye muhtacız. Allah cümlemize ilim, irfan, ihlas, takva, basiret ve feraset sahibi, ilmiyle amil öncüler nasip etsin.

Yazar, İslâm’ın beş şartını da ilk şartındaki tevhid ile yorumluyor. Tartışmalı iddialarla işi yok. Miraçta bahsi geçen elli rekât namaza dair tefekküründe, maddiyat peşinde soluksuz koşan insanı namaz hususunda manevi açlığın perdelerini aralayacak bir ciddiyete davet ediyor. Hz. Mevlana, Mesnevi’de nefsi ejderhaya benzetiyordu. Dünyaya olan iştiyakımız, bazen bizi ruhumuzun açlığını hissedemez hale getirmiyor mu?! Mogahed’in tevhidi bakışla Facebook’a dair yaptığı yorumlar, bu hususta karşılaştığım en güçlü değerlendirmeler. Mühtedilerin yaşadığı yakaza halleri, uyanışın, yükselişin ve düşüşün hassas noktaları, şiirleri ve kitabın sonundaki okur yorumları hep tevhide ve kalbe dair, hep ibretlik. Okur yorumlarında Hasan el Benna’nın torunu Tarık Ramazan’ın görüşleri de eklenmiş.

Fazileti ve ikramı sınırsız olan Kitab’ın ilk ayeti okumayı emrediyor. Okumadan derinleşemiyoruz. Okumalarımız salt akılla değil, vahiy ışığında ve kalple… Bir insanın vücudundaki damarlar dünyanın çevresini yaklaşık 2,5 kat dolanacak uzunlukta. Bu tünellerle yaklaşık 4 ila 7 kg arasında kan, kalp ve hücreler arasında sürekli bir devir daim içinde. Manevi dünyamız ise bundan çok daha karmaşık bir halde. Melek ve şeytan arasında gidip geliyoruz. Esfel-i safilinden ahsen-i takvime uzanan bu ruhî spektrumda çırpınıyoruz. Esas olan da bu ruhsal hayatımız üstelik. Ölmeyecek ve hesaba çekilecek olan! Şehidin akıbeti bile ruh dünyasındaki hakiki ölçülere göre netleşecek. Yazar bu muazzam manevi alemin damarlarını tıkayan hastalıklara şifa peşinde. Kitabı bir kişi daha okursa ne iyi olur hissiyatındayım.  

Zorluklar adlı bölümü okurken aklıma İngiltere eski Başbakanı Tony Blair’in baldızı Lauren Booth geldi. İhtida öyküsünün merkezine Filistin’i koymuştu. Filistinlilerin zorluklara hamd ile sabretmesi onu çok etkilemişti: “Hamas’ın oyların büyük bölümünü aldığı seçimde haber kovalamak için ve hayatımda ilk kez Ramallah’ta bulunuyordum. Radikal aşırılıkçılar, fanatikler, zorunlu olarak evlendirilen kadınlar, intihar bombacıları ve cihadistlerle karşılaşmayı beklerken tamamen pozitif diyebileceğim bir tecrübe yaşadım. İsrail polisi giriş yaparken çantamı alıkoyduğu için sokakta soğuktan titrediğim bir sırada yaşlı bir Filistinli kadın elimden tuttu ve Arapça bir şeyler mırıldanarak beni evine götürdü. Daha ne olup bittiğini anlamadan kızının gardrobundan bir ceket, şapka ve kaşkol verdi, beni öpüp şefkatle yolcu etti. Aramızdaki iletişimde ikimizin de anladığı hiçbir kelime olmamıştı. Bunu hiç unutamadım ve Filistin’de iken aynısını belki yüz defa daha yaşadım…”

Filistin’de bu yıl Ramazan ayı içinde başlayan olaylar ve arkasından Gazze’deki bombalama sonucu 250 civarında Filistinli şehit oldu. Nişanlısı şehit olan damat adayı bunu hamdederek anlatıyordu. Gazeteciye eşi ve iki çocuğunun şehit olduğunu, bir çocuğunun kaybolduğunu, kendisine sadece bir yaşındaki bebeğin kaldığını bir çırpıda anlatan adam da sürekli “Elhamdulillah” diyordu. İnşirah Suresi’nde her zorlukla beraber bulunan kolaylıklardan biri de Filistinlilerde şahit olduğumuz “sabırla hamdeden kalpler” olsa gerek. Yaşanılan onca sıkıntı ve zorluğun içinde hamde layık olanın sadece Allah olduğunu sürekli hatırlayıp dilinden düşürmemek!.. Hz. Peygamber’in (as) bir hadisinde çocuğunun canını aldıkları halde hamdeden mümin için Allah (cc) meleklerine cennette bir “Hamd Evi” yapmalarını emrediyor. Allah-u Zülcelal sürekli belalarla imtihan edilen Hamas’a, Müslüman Kardeşler’e ve tüm benzer durumda olanların kalbine genişlik, rahatlık, itminan versin, üzerlerine rahmet, bereket ve keramet yağdırsın. Zalimlerin ateşi onları yakmasın, zulümleri onları ağlatmasın, ecirleri yüz kat, bin kat artsın inşallah. Büyük sıkıntılar içinde olmayan bizler ise bela beklemeyelim. Sıkıntılardan uzak oluşumuz adeta manevi bir belaya dönüşebilir.

Kitabın sonundaki okur görüşlerinden biri şöyle: “Şu an aydınlanmış durumdayım. Elhamdulillah! Teşekkürler ve yazmaya devam et. Çünkü yüceler yücesi Allah seni bu beceriyle ikramlandırmış. Allah senin için ettiğim tüm dualarımı kabul etsin… Aslında söyleyebildiğim tek şey bu, çünkü kelimeler anlatmaya kâfi değil.”

*Çevirmene (Feyzanur Can) not: Elimdeki kitabın basım yılı 2019. “Aşk Arayışı” adlı kısmın ilk iki sayfasında (76-77. sayfalar) aşağıdaki cümlelerde (eğer basım hatası yoksa) dört defa “yaratılış” olarak tercüme edilen kelime hatalı kullanılmış gibi görünüyor. Bu kelime yerine 77. sayfanın sonunda kullanılan “yaratılmış” veya “mahluk/mahlukat” gibi bir çeviri daha doğru olurdu sanırım: “Ömrümü yaratılışın peşinde koşarak geçirdim… Hal böyle olunca, yaratılışa yöneliyoruz… Yaratılışın kendini ne kadar yoğun bir şekilde arzularsak… Eğer ihtiyacınız olan sevgiyse ve bu ihtiyacı yaratılıştan umuyorsanız…”

Mustafa Körkün Tarhanacı

         

Yayın Tarihi: 08 Haziran 2021 Salı 13:00 Güncelleme Tarihi: 08 Haziran 2021, 13:51
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Taner Erkaymaz
Taner Erkaymaz - 4 ay Önce

Sevgili Hocam, çok güzel bir yazı olmuş. Ellerinize sağlık! İntiyacımız olan şey sevgidir, eyvAllah!

banner26