banner17

Eserlerini Severek Okuyoruz ama Tarık Buğra'yı Ne Kadar Tanıyoruz?

Beşir Ayvazoğlu’nun 'Büyük Ağa Tarık Buğra' kitabı Tarık Buğra’nın hayatının senaryolaştırılmış hali gibi. 150 sayfalık bu ince kitap, senaryonun kareleri gibi Tarık Buğra’nın hayatından yansırken kitabın sonundaki fotoğraflar bizi bir filmin sonundaki kamera arkası görüntülerine götürüyor.

Eserlerini Severek Okuyoruz ama Tarık Buğra'yı Ne Kadar Tanıyoruz?

Geçmişteki yazarlarımızın önemli bir kısmı birkaç kitabıyla biliniyor. Eserleri “Kürk Mantolu Madonna” gibi popüler kültürün diline dolanmadıkça hakiki okurlarını bekliyor. Kitapları çok satmıyor ama zaman ilerledikçe geçmişin sahici cümlelerine önem veren okurlarına hep selam veriyor.

Bu değerli yazarlardan biri Tarık Buğra. Buğra’nın Küçük Ağa, Osmancık ve İbiş’in Rüyası gibi günümüze kalan birçok eseri var. Peki, bu önemli eserleri yazan Tarık Buğra kim? Onu daha yakından tanımamızı kolaylaştıran bir eser var elimizde: Büyük Ağa Tarık Buğra. Beşir Ayvazoğlu’nun yazdığı bu biyografi kitabı Kapı Yayınları arasından uzun zaman önce çıktı.

Beşir Ayvazoğlu’nun kitabı Tarık Buğra’nın hayatının senaryolaştırılmış hali gibi. 150 sayfalık bu ince kitap, senaryonun kareleri gibi Tarık Buğra’nın hayatından yansırken kitabın sonundaki fotoğraflar bizi bir filmin sonundaki kamera arkası görüntülerine götürüyor. Ayvazoğlu üstadın hakkını verdikten sonra Tarık Buğra’nın çileli hayatına dönelim.

“Dünyanın en büyük bahtsızlığına uğramış önemli bir genç adam”

Tarık Buğra 1918’de Akşehir’de doğmuş. Babası hâkim Mehmet Nazım Bey. Buğra, Türk kültür ve hayatına düşkün bir babanın kütüphanesinde nefes alıp vermeye başlıyor ilkin. Bu kütüphanenin kitaplarının satır aralarında hayatı öğrenmeye çalışırken, kulaklarında annesinin okuduğu ilahiler var. Ortaokuldayken edebiyat öğretmeni Rıfkı Melul, Buğra’yı şiirle tanıştırıyor.

Ortaokul bitince yatılı olarak doğru İstanbul’a… Yatılı birçok öğrencinin yaptığı gibi kitaplara sarılıyor Buğra. Okulun yatılı kısmı kapanıp baba da tayin olunca o da soluğu Konya’da alıyor. O zamanların şanlı nesli YGS-LYS-KPSS sınavına girmediğinden Tarık Buğra da başarılı bir karnenin ardından soluğu İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde alıyor. On sekiz yaşındadır daha. “Ve sorumluluk duygusundan tuhaf bir şekilde koparak kahvelerde, meyhanelerde ‘muharrirlik’ aramaya başlamıştır, hem de tek satır yazmadan, sadece notlar alarak yazacağı şaheserler için ipuçları aramaktadır.” (S.20) Onu böyle düşünmeye sevk eden şeylerin başında, Yahya Kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar, Fuat Köprülü, Nurullah Ataç gibi önemli edebiyatçıların gittiği Küllük’ün müdavimi olması gelir. Tabi ki burada çok vakit harcamanın bedelini sınavlara girmeyip, Tıp Talebe Yurdu’ndan atılarak ödüyor. Bu avareliğin karşısında ne yapacaktır Tarık Buğra? Babasından para istemeye yüzü de yoktur. Tanıdıklarının yardımıyla Fatih Medresesi’ne giriyor. Hukuk Fakültesi’ne kaydoluyor ama yazının büyüsü onu sarıp sarmaladığından yine okul koridorları yerine kahvelerde dolaşmaya devam ediyor. O “dünyanın en büyük bahtsızlığına uğramış önemli bir genç adamın, yani kendisinin acılarını anlatacaktır.” (S 24)

İşler yolunda gitmeyince Tarık Buğra askere gider. “Arayan Bulur” adlı radyo oyunuyla ilk telif ücretini alır. Askerden döndükten sonra yazmış olduğu ilk romanı olan “Yalnızların Romanı”nı birkaç yere gönderir. Aldığı cevaplar genelde aynıdır: Halk bunu okumaz, çok edebi.

Derslerdeki tavrı ile Tanpınar’ın dikkatini çekti

Yazının ruhu kendi bünyesinden toplanan ve bu şekilde nefes alan Tarık Buğra, “Akümülatörlü Radyo” adlı oyununu Şehir Tiyatroları’na götürür. Musahipzade Celal’den “siz gençler bir acayipsiniz” diye fırçasını yer.

Bu kadar edebiyatla hemhal olunca Edebiyat Fakültesi’ne kaydolur. O da bitmeyecektir ya, bir şekilde hayatını idame ettirmek için Şişli Terakki’de muallim muavinliğine başlar. Bu esnada Tanpınar’ın derslerine katılır, derslerdeki tavrı ile Tanpınar’ın dikkatini çeker. Öğrenci- öğretmen ilişkisinden dostluğa geçerler.

Bir dergi için öykü yazan Buğra, soluğu Mehmet Kaplan’ın yanında alır. “Sen hikaye yazamazsın” cevabıyla karşılaşır. Fakat hemen sonra yazdığı “Oğlum” hikayesini okuyan Kaplan, “Çok güzel, izin verirsen bunu ben neşredeyim,” der. Buğra’nın olumsuz cevabının sebebi bu öyküyü Yunus Nadi Hikaye Yarışması’na göndermesidir. Hikaye farklı bir adla basılır ve Tarık Buğra’nın geleceğinin değişeceği an başlar. Hikaye, Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanır. Yusuf Ziya Ortaç’ın Çınaraltı dergisi için yazdığı “Havuçlu Pilav Meselesi” adlı hikayesi de dergide yayımlanır. Parasını alır. “Sait Faik’in Varlık’tan hikaye başına 7,5 lira aldığı bir dönemde 15 lira, bir hikaye için çok yüksek bir telif ücretidir.” (S.47) diyor Beşir Ayvazoğlu.

Hikaye yazmaya devam eden Tarık Buğra, davet üzerine hikayelerini bir kitapta toplar. Telif ücreti ise kitaplarından 250 adettir. Bunları kendi olanaklarıyla satar. Ayvazoğlu’na göre bundan önemli paralar kazanır.

İnatçı ve kendi doğrusundan kolay vazgeçmeyen bir kişiliğe sahipti

Ayvazoğlu, Tarık Buğra’nın evliliklerinden de söz eder. İlk evliliğini hikayeci Jale Baysal ile yapar. Bu evliliklerinden Prof. Dr. Ayşe Buğra dünyaya gelmiştir. Ayvazoğlu, Mehmet Çınarlı’dan aktarıyor. “Tarık Buğra ve eşi Jale Baysal, nikahtan sonra taksiye verecek paraları olmadığı için Beyazıt’taki evlerine yürüyerek gitmişlerdir.” (S.51) Buğra ikinci evliliğini yine hikayeci Hatice Bilen ile yapmıştır.

Beşir Ayvazoğlu, Tarık Buğra’nın gazeteciliğine de değinmiş ve bu süreçteki kavgalarını okurla paylaşmış. İnatçı ve kendi doğrusundan kolay vazgeçmeyen bir kişiliğe sahip olan Buğra çok gazete değiştirmek zorunda kalmış, Peyami Safa başta olmak üzere dönemin birçok gazetecisi ile kavga etmiştir. En son “Sabancı ailesinin macerasını anlattığı ‘Sıfırdan Doruğa’ adlı senaryoyu yazarken çok bitkin düşmüştür” (S.116); vücuduna yayılmış kanserin farkında olmayan Buğra yazmaya devam eder ama çok geçmeden de cümlelerinden ebediyete ayrılır.

Tarık Buğra’nın kitaplarını Ötüken Yayınları yayımlamaktadır. Osmancık, Gençliğim Eyvah, Siyah Kehribar, Yalnızlar, İbiş’in Rüyası, Ayakta Durmak İstiyorum, Bu Çağın Adı, Politika Dışı ve Düşman Kazanmak Sanatı yayımlanan eserler arasında… Fakat Buğra’nın hikayeleri yeniden basımlarını beklemektedir.

Tarık Buğra, yazı konusundaki inatçı tavrı ve özgün duruşu ile ilginç bir kalemdir. Bu tavrını hayatı boyunca sürdürmüş ve bedelini de ödemiştir. Hayat hikayesini merak edenlere Ayvazoğlu’nun kitabını rahatlıkla salık verebilirim.

Beşir Ayvazoğlu, Büyük Ağa Tarık Buğra, Kapı Yayınları

 

Sedat Palut

[email protected]

Güncelleme Tarihi: 25 Şubat 2017, 10:48
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20