Ertesi Dünya'yı neden ertelememeliyiz?

Çünkü sağlam ve sahih bir öykücü-hikayeci olan Abdullah Harmancı bize bizim yaşadıklarımızı, korkularımızı, sarsılışlarımızı, tedirginliklerimizi anlatıyor 'Ertesi Dünya'da.

Ertesi Dünya'yı neden ertelememeliyiz?

Ertesi Dünya'yı neden ertelememeliyiz?

Çünkü Abdullah Harmancı sağlam ve sahih bir öykücü-hikayeci. 1974 Konya doğumlu.

Bizim maceralarımızı yazıyor. Kur'an ve hadis biliyor ve bu iki aslî kaynağımızı, bizi biz eden ilahi ve nebevi kaynağın kalbimizdeki fokurdamasını bizzat yaşayarak kağıda döküyor.

Trajik olanı anlatabilmek!

Çünkü Tufandan Önce, oğulun nasıl bir ruh haliyle orada beklediğini ve huzursuzluk içinde 'mağara'sına sığındığını canımızı yakarak bize anlatıyor. Hakk üzere yaşayan baba Nuh ölmemiştir ve talihsiz 'oğul'lar kabaran nefslerinin, inatlarının, sapmalarının tepelerinde, mağaralarında dayanıksız dallara tutunacaklarına inanmaktadırlar. Oysa geç kalmış bir içses şöyle demektedir: 'Anladım ki bu öfkenin hışmından beni kimseler kurtaramayacak.' Trajik bilmekliktir bu.

Hatalardan sıyrılmanın zorluğu

Çünkü müslümanın her seyyiesinin, kötü amelinin onda bir leke oluşturacağını ve bu lekeden kurtulmanın zorluğunu ve bunu ertelemenin, geciktirmenin büyük ızdırabını çok başarılı bir şekilde anlatıyor.

Çünkü 1999'da, yani 25 yaşında yazdığı Asaöyküsünde, Konya çarşılarını fonu aşan bir fon olarak ve etkileyici bir şekilde kullanıyor. Bizi kurgusuna inandıran öykücünün anlattıkları okunur ve sevilir.

Çünkü Hidayet öğretmeni anlattığı Ermiş öyküsünde müthiş bir iç hesaplaşmaya şahit oluruz. Yaptığı fena işlerle ömrünü heba etmekte olduğunu, müslümanlığına ihanet ettiğini farkeden bir öğretmenin zorlu muhasebesi, ömrümüzün düşüş anlarının açık bir betimlemesidir. Burada maceranın hazin bir sonla bitiyor olması söylenenlerin etkileyiciliğini daha da arttırmaktadır.

Yaşamak, kargışlarla!

Çünkü hayatının delikanlılık dönemlerinde iman-amel çatışmasına, bildikleriyle amel etmemenin çelişkisine ve sürekli konuşuyor, sorguluyor, olmanın acısına kapılmayan yok gibidir. Arkadaşların bir araya gelip o velud ve kışkırtıcı ortamlarda kargışlayan sözlerle tehlikeli suları yokladıkları zamanların tasvirini iyi yapmıştır çünkü Abdullah Harmancı.

Çünkü ilk aşkın heyecanını ve zehrini, televizyonun müslümanın 'cennetten düşüş'üne sebep oluşunu kısa ve dilin çağrışım imkanlarından faydalanarak anlatır.

Zalimliğimizin ve acımasızlığımızın kısa öyküsü

Çünkü Dubara'da ne kadar zalimleşebileceğimizi, sevmediklerimize karşı 'ruhumuzun yalnız bir yanını' kullanabileceğimizi bize gösterdiği için. Tırnak İçinde'de bu önyargı ve acımasızlık başka bir biçimde yerilmeye devam edildiği için de.

Çünkü bedenine kötü davranan bir adamın ruz-i Mahşerdegörüldüğünü, adamın ağladığını, insanlara üzgün baktığını, ruhunun kırmızı lekelerle, eziklerle, çürüklerle dolu olduğunu ve bu adamın çok çok üzgün olduğunu bize anlattığı için de Ertesi Dünya'yı bir an evvel okumalıyız.

Büyük değişimin nefis öyküsü

Çünkü Yanık diye bir kısa öykü var kitapta. 'Bağrımdaki bu derin yanık, o zamandan kalmadır.' diyen adamın feryadına ortak olamayacak ne kadar az kişi var bu dünyada. Hele sonrasında gelen bir Değişim öyküsü var ki Beytullah'ın öldürüp dirilttiği mümin buncacık kelimeyle ancak bu kadar güzel anlatılabilir.

Çünkü 'Hiçbir şey söyleyemem' diyen ve 'Acılarıma bir merhem bulmuşsam bile, Onu kelimelerde aramak nafile.' diye devam eden bir adamın hikayesini anlatıyor bize Harmancı.

İkindi ezanı okunurken öğle namazını kılmak!

Çünkü üçüncü bölümde yer alan öykülerinde de yazar bize bizi, gençliğimizi, yaşadığımız ikilemleri, başkalarının hayatlarına öykünmemizi, ilk gençliğimizde güzel kızlara bakıp bakıp iç geçirmemizi, başka hayatlar yaşayan afili tipler karşısında yaşadığımız utangaçlığı ve tedirginliği, durmaksızın kendimizi sorgulamamızı, yenilenme ve değişme teşebbüslerimizi, okumalarımızı, yazmalarımızı, dergi ve kitap çıkarma planlarımızı, hayal kırıklıklarımızı anlatmaya devam ediyor.

Müslüman bir öykücünün çoğunlukla kendini de açık veya örtük şekilde hikayelerine yerleştirerek bize yazıyor, anlatıyor olması önemli ve güzel bir şeydir. Fenalığı, çirkinliği, fuhşiyatı yok saymayan ve gören ama Allah'ın hoşuna gitmeyen bu şeyleri gizli veya açık kesinlikle övmeyen, güzel göstermeyen, cazibeli hale getirmeyen bir bakış açısıyla yazılmış bütün bu öyküler.

Öykülerle çıkılan verimli yolculuklar

Ben bu kitabı biraz geç okumuş olduğum için üzgünüm. Fakat 42 sene yaşamış biri olarak şunu söyleyebiliyorum: Kitaptan yayılan derin hüzün ve tedirginlik, hakiki sorgulayış ve anlatımdaki başarı, üzgünlüğümüzün kıvamını bulmasına yardım ediyor. Kurgunun, hikayenin, anlatının bizi sahihlik bağına, bahçesine, dağına, çölüne, şehrine yolculaması büyük nimettir. Siz de okuyun ey daha gençler!

 

Mustafa Nezihi sevdiği bir kitabı anlattı

Yayın Tarihi: 25 Kasım 2014 Salı 11:33 Güncelleme Tarihi: 23 Mayıs 2016, 16:44
YORUM EKLE

banner19

banner36