banner17

Ermeni meselesini meslek edinenimiz kim?

Cemal Aydın’ın ‘Taşa Kazınan İhanet’ kitabı, Türklerin Ermeni meselesi ile imtihanı hakkında doyurucu bilgiler veriyor.

Ermeni meselesini meslek edinenimiz kim?

 

Ermeniler tarafından 1915 yılı olaylarını anma günü olarak ilan edilen 24 Nisan, ülkemizde ve dünyada oldukça farklı görüntülere sahne oluyor. Hepimiz televizyonları başında “acaba Amerikan başkanısoykırım’ mı diyecek yoksa geçen sene olduğu gibi ‘büyük felaket’ (Meds Yeghern) mi?” sorusuna cevap ararken Fransa’da yapılmakta olan Cumhurbaşkanlığı seçiminde adayların her iki tarafa da nasıl göz kırptıklarını öğreniyoruz. Lübnan’da yaşayan Ermenilerin attığı sloganlar defalarca ekranlara getirilerek milli hamaset duygularımız köpürtülüyor.ermeni tehciri

Ermeni meselesi bizim çok geç kaldığımız bir sorun

Bütün bunlar, hiç istemesek de, olanlar üstüne kafa yormak zorunda bırakıyor bizi. Nedir bu tehcir meselesi? Neden Arjantin yedi kere, Rusya, Kanada ve Lübnan parlamentoları pek çok kez, Uruguay ve Kanada üç kez, Rusya ve Lübnan iki kez, Kıbrıs Rum Kesimi, Yunanistan, Belçika, İtalya, Vatikan, İsviçre, SlovakyaHollanda, Polonya, Almanya, Venezüella, Litvanya, Şili 1915 olaylarını gündemlerine alıp yaşananları ‘soykırım’ olarak tanımak gereği hissederler?

Bizim bu ülkelere ait herhangi bir tarihî olayı mesele edinip tartışmamız, onu kabul veya reddetmemiz sizce mümkün mü? Her ne kadar bu sorular zihnimizi allak bullak etse de konuya ilişkin ortaya konulan bilimsel ve kültürel eserlerin dökümü yapıldığında kaç sıfır yenik olduğumuz görülecektir. Ermenilerin, Yahudi Holocoust’undan mülhem dünyaya yeni bir soykırım armağan etme çabaları bize nafile gibi görünse de Yahudilerin iki bin yıl sonra İsrail devletini, hem de istedikleri yerde kurarak Arapların ensesinde boza pişirdikleri düşünülünce mevzunun şaka götürür yanı olmadığını anlarız.

Ama her konuda olduğu gibi biz, hem devlet hem millet olarak, meselenin mecrasını kestirmekte biraz kabiliyetsiziz. Bu gerçeği bakın Halil İnalcık nasıl ifade ediyor: “Rayları dizilmiş yola koyulmuş bir treni arkasından asılarak durdurmaya çalışıyoruz. Ermeni meselesi bizim çok geç kaldığımız bir sorun… Bu bağnaz kampanyayı önlemek çok güç; maalesef olacakları önceden görüp hızlı hareket etmek gibi bir hasleti yok milletimizin. Ba’de Harabil Basra…”

Meseleyi meslek edinenlerimiz var mı Fransızlar gibi?

İlk defa 1895 yılında ‘Ermeni Patırtısı’ diye tarihe kayıt düştüğümüz olay, aslında siyasi ve stratejik çıkarlarını korumak isteyen dünya güçlerinin, yüzyıllar boyunca birbirini incitmeden yaşayan iki toplum arasına açtıkları sürekli büyüyen bir çatlak veya her geçen gün yeni bir taş koymak suretiyle gökyüzüne doğru yükselttikleri bir duvar projesidir.

Cinuçen Tanrıkorur’u sevenlerin iyi bildiği Osmanlı Ermenisi Sebuh Uslan bakın ne diyor: Bu tehcir, Osmanlı kültür ve zanaatkârlığının önemli bir rüknü olan Ermenilerin yok edilmesi için Türklerin âlet edildiği bir İngiliz oyunudur.” (Cinuçen Tanrıkorur, Aksiyon Dergisi, 2 Mayıs 1998) Sözün doğruluğu tartışma götürür elbet; ama kafa açan bir bakış açısı olduğunu itiraf etmek gerek.

Cemal AydınKendisini Roger Garaudy çevirilerinden tanıdığımız Cemal Aydın da yakın zamanda konuya farklı bir pencereden bakmamızı sağlayan yazılarını bir kitap halinde yayınladı Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları'ndan: Taşa Kazınan İhanet. Tamamen spontane gelişen süreçlerin hazırladığı bu eser doğal olarak konuşma formunda kaleme alınmış ve kitap başından sonuna kadar yine bu sürecin hikâyesi.

Fransızların Ermeni sevdası nereden geliyor?

Hayatının önemli bir bölümünü Fransızca ve Fransızlarla temas halinde geçiren Cemal Aydın, arkadaşlık ilişkileri de dâhil, onlarla kurduğu her alakada karşısına aşılması istenen bir duvar olarak ‘Ermeni Meselesi’ çıkartılmasına bir anlam veremez. Meseleyi meslek edinen Fransızların tacizlerinden bunalan Aydın, bildiği becerdiği kadar şifahi yollarla kendini ve milletini savunmaya çalışırken Fransızların Ermeni sevdasının nereden geldiğini araştırmaya koyulur.

Bir gün Ahmet Kaya ve Yılmaz Güney’in mezarlarının da bulunduğu Peder Laşez (Père Lachaise) mezarlığında dolaşırken bir Ermeni Anıtı'na rastlar. Ermeni Diasporası tarafından dünyanın pek çok yerine diktirilmiş alışılagelen bir ‘soykırım anıtı’ olabileceği düşüncesiyle görmezlikten gelerek yoluna devam etmek ister.

Ancak içindeki sesi dinleyip taşı incelediğinde bir ihanet belgesiyle karşı karşıya olduğunu anlar. Çünkü anıt 1918-1919 işgal yıllarında Anadolu’nun bazı bölgelerine asker çıkaran Fransız kuvvetlerine yardım ve yataklık ederken hayatını kaybeden Ermenilerin hatırası için dikilmiştir. Cemal Aydın, bu tanıklığı önemser ve hem kendisine sorulan sorulara bir dosya olarak sunmak hem de ülkemizde konu üstüne yürütülen tartışmalara katkı sağlamak amacıyla Taşa Kazınan İhanet’i yazmaya karar verir.

Kültürünüzü muhafaza ettikleri için siz Türklere teşekkür etmelisiniz

Kitapta Cemal Aydın’ın Ermeni meselesiyle ilgili kişisel gözlem ve tecrübelerinin yanı sıra yaptığı okumalardan alıntılar; usta tarihçi, sanatçı ve fikir adamlarına göndermeler var. Bunlardan biri de Prof. İsmet Giritli’nin yaşadıkları…İsmet Giritli

Prof. Dr. İsmet Giritli bir kongre için İtalya'ya gidiyor. Orada kendisine bir Yunan ve bir Ermeni profesör musallat oluyor. Her öğle yemeğinde "Siz bizi 400 yıl - 800 yıl sömürdünüz. Bizi ezdiniz" diye Prof. Dr. Giritli'yi taciz ediyorlar. Sonunda Giritli dayanamıyor ve kongre düzenleyicisi İtalyan profesöre durumu anlatıyor. İtalyan profesör, "Bugün öğle yemeğini beraber yiyelim" diyor. Yemekte Yunan ve Ermeni profesörler İsmet Giritli'ye yine taarruza başlıyorlar. İtalyan profesör Yunanlıya soruyor:

- Siz kaç yıl Türk hâkimiyetinde kaldınız?

- 400 yıl.

- Hangi dili konuşuyorsunuz?

- Yunanca.

- Dininiz nedir?

- Ortodoks Hıristiyan.

Sonra Ermeni profesöre dönüyor:

- Siz kaç yıl Türk hâkimiyetinde kaldınız?

- 800 yıl.

- Hangi dili konuşuyorsunuz?

- Ermenice.

- Dininiz nedir?

- Gregoryen Hıristiyan.

"Beni iyi dinleyin!", diyor İtalyan profesör,  “eğer siz 200 yıl İtalyan hakimiyetinde kalsaydınız, şimdi ikiniz de İtalyanca konuşuyordunuz ve ikiniz de Katolik'tiniz. O yüzden, kültürünüzü muhafaza ettikleri için siz Türklere teşekkür etmelisiniz, teşekkür."

Tarihin aramızda yaşamaya devam eden sorunlarına kesin bir çözüm bulmak elbette zor. Ama en azından pek çok konuda olduğu gibi mevzilerimizi terk ederek problemlerimizle alakalı inisiyatiflerimizi başkalarına kaptırmamak gerek. Cemal Aydın’ın bizlerden isteği en azından Fransızlar kadar meseleyi meslek edinmek. İyi okumalar…

 

Zekeriya Şener haber verdi

Güncelleme Tarihi: 12 Mayıs 2016, 15:13
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ahmet Örs
Ahmet Örs - 7 yıl Önce

yapmayın, bu kadar önemli bir mevzuda bu kadar tarafgir, bu kadar adaletsiz olmayın... Allah var, her şeyi görür, hesap sorar.

kim taraf?
kim taraf? - 7 yıl Önce

Unutmayın her yaptığımız hatanın bedelini bir şekilde öderiz.Bu dünyada ödemeyemediklerimizi öteki dünyada ödeyeceğiz.Hatalar cezasız kalmaz.Ermeniler de yaptıkları hataları ödediler.Ama bunun üzerinden başka kazanç sağlama peşinde olanlar hala rahat durmuyorlar...

banner8

banner19

banner20