banner17

Erdal Çakır'ın modern dünyaya cevabı: Hu

Kalemi, kağıdı zikir, tesbih, tekbir, tahmid ile buluşturan Erdal Çakır’ın ‘Hû’ şiirleri, bu kurak ve sıcak mevsimde yüreğimize serin serin duygular estirdi..

Erdal Çakır'ın modern dünyaya cevabı: Hu

 

” lafzı ile değişik yerlerde değişik bağlamlarda karşılaştım. İlk karşılaşmam bir hat idi. “Edeb Yâ Hû” yazıyordu. Sonra “Bu Da Geçer Yâ Hû” ile tanıştık. Evimin duvarına asmak için aldım bu hattı. Bir zaman sonra hatırladım ki ilkokul sıralarından beri bulmacalarda çıktığı ve kolaylıkla bulduğum iki hecelik bir soru cümlesinin cevabı idi. Bu kelime. “Derviş selamı” nedir? “Hû”.

Ali Kemal’in Paris Musahabeleri’ni yayına hazırlarken de rastladım kelimeye. Bir yazının başlığı idi. Hüve ve Hiye. Her iki kelime “O” anlamına geliyor; ama cinsiyetleri ayrı. Birinci “o” erkek, ikinci “o” kadın. Zaten metinde de bu iki kişinin aşkı anlatılıyor. Fransızcası “İl (masculin) ve Elle (Feminen)” olan metni Ali Kemal böyle tercüme etmiş olmalı.

Ama “Hû” nun anlamı bu kadar basit değildi ki bunu da Dücane Cündioğlu’ndan öğrendik. Bu kelime ve “Hû” öyle akla ilk geldiği gibi edebe davetten ve “O”dan ibaret değildi. “Edeb Yâ Hû”, “Bizi terbiye eyle ey Varlık” anlamına geliyordu. Dil birimi olarak zamir diye isimlendirilen “Hû” da “Varlık”, “Varlık’ı her şeyi kuşatmış, kendinden Önce’si ve Sonra’sı olmayan Varlık” anlamına geliyordu.Türk Edebiyatında Hu Şiirleri

Burada bir parantez açalım ve Dücane Cündioğlu’ya bir selam gönderelim ve seslenelim: Sayın Cündioğlu, gıdım gıdım verdiğiniz bu hakikat arayışının sonuçlarını artık Kur’an tefsiri olarak okusak diyorum. Büyükada’dan muhalled bir tefsir ile selamlayacağınıza dair bir his var içimde de.

Erdal Çakır’ın adını verdiği şiirler antoloji değil, şairin elinden çıkma

“HÛ” ile kitap çapında da karşılaştım. Birinci kitap Cemal Kurnaz ve Mustafa Tatcı’nın Türk Edebiyatında Hû Şiirleri adını taşıyor. Kitap sadece Hû şiirlerini değil, Hû konulu hatları, deyim ve atasözlerini, divan ve tasavvuf şiirinde Hû konulu şiirleri de ele alıyor. Yesevi’den Bekir Sıtkı Erdoğan’a kadar onlarca şairin şiirini muhtevi olan bu eserdeki Hû şiirlerinin çoğu tekkelerde besteli olarak söyleniyor ve artık “ilahi”leşmiş eserler. Bir antoloji olarak önemli bir kaynak. Ama Erdal Çakır’ın adını verdiği şiirler antoloji değil. Şairin elinden çıkma.

Erdal Çakır’ın Hû şiirlerine girmeden önce şu hususların altı çizilmelidir: Sekülerleşmenin en açık göstergesi dilde görülür. Dildeki bu değişim hayatın, metinlere yansımasından başka bir şey değildir. Kavramlar mânâdan, ilahi olandan değil, dünyevî olandan seçilir. Çünkü dert, dünyevîdir. Maveraya ait endişeler ya yok denecek kadar azalmıştır ya da maddi dil ile ifade edilir olmuştur. Subhaneke duasını ezberden okuyan beş yaşındaki torununa “Sanki bin dolar bulmuşum gibi sevindim. Aferin!” diyen hacı dedenin sevinci gibi. Sevincin sebebi manevi, ifadesi maddeciliğin sembolü banknot. Hem de gavur parası.

En son Naat şiirini kim yazdı?

Zihniyetin seküler bir hal aldığını gösteren en açık metinlerden biri şiirimizdir. Son dönemde şairlerimiz dinî kavram ve literatürü kullanırken bile Batılı bir söyleyişe yaslanıyor. Artık yarışmalar dışında naat yazan şairimiz yok. Onlarca –yüzü geçkin mi deseydim acaba?- şairimiz var ama dönüp dönüp okuduğumuz Naat, Münacat ve Tevhid’imiz yok. Neden acaba? Bu materyalist çağa şairlerimizin bir cevabı olması gerekmiyor mu?

Hatırlayalım. En son “Naat” şiirini kim yazdı? İsmet Özel. “Münacat”ı kim yazdı? Yine İsmet Özel. İsmet Özel’den önce kim var peki? Sezai Karakoç. Küçük Naat’ı, “Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine”yi yazarak ve de “Kaside-i Bürde”yi tercüme ederek kime itaat edilmesi ve kimin sevilmesi gerektiğini gösteren bilge şairimiz Sezai Karakoç oldu. Demek söz doğru imiş. Şöyle denmiş: “Dervişin fikri ne ise zikri de odur.”

99 Esma’ül Hüsna üzerine yazılan ve bildiğim kadarıyla alanında tek olan bir eser

Erdal Çakır, HuKalemi, kağıdı zikir, tesbih, tekbir, tahmid ile buluşturan Erdal Çakır’ın adını verdiği şiirleri, bu kurak ve sıcak mevsimde yüreğimize serin serin duygular estirdi. 99 Esma’ül Hüsna üzerine yazılan ve bildiğim kadarıyla alanında tek olan bir eser hediye etti Erdal Çakır. İster zikir, ister dua, isterseniz tesbih niyetine okuyun HÛ şiirlerini. Şairimiz sadece şiir yazmayı değil; şiir okumayı da bizatihi ibadet haline getirmiş böylece.  Aşkın ve samimiyetin şiirleri. Tema sıkıntısı çeken şairlere bir ışık ve en önemlisi çağa bir cevap.

Kendisinden bahsedilen Varlık bir ve tek olduğu için şiirlerde bazı tekrar veya benzer dizelerin varlığı sizi aldatmasın. Her isim anlamına, Esma’ül Hüsna şerhlerine, rabbimizin kendini tanıtışına ve şairin kalbindeki yansıyışına göre ele alınıyor. Metnin edebîliği konusuna girmeyeceğim. Çünkü edeb(iyat), Hû’nun içinde. Bu arada eğer nasip olur da ikinci baskısını yaparsa, kitabın başına bir “Hû” yazısı koymasını ve özellikle Dücane Cündioğlu’nun dikkatlerine yer vermesini salık veririz.

Bildiğim kadarıyla Erdal Çakır, ’dan sonra kelime-i şehadetin ikinci O’su, Efendimiz aleyhisselam hakkında da bir müstakil şiir kitabı hazırlıyor. Bu eseri de sabırsızlıkla beklediğimizi bildirelim.

Ramazan’da ibadet niyetine okuyabileceğiniz şiirlerden oluşan şiirleri, radyo ve televizyonlarda iftar ve sahur programı yapanların dikkatini çeker mi bilmem.

 

Kâmil Yeşil yazdı

Güncelleme Tarihi: 12 Mayıs 2016, 15:55
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Nimet
Nimet - 6 yıl Önce

Böyle içinde bulunulan durumun güzel bir fotoğrafını çeken Kamil Bey'e teşekkürler. Keşke her şair şiir kitaplarına birer münacat birer naat koysa...

banner8

banner19

banner20