Entelektüel dava adamı: Şikaki

Şehit Fethi Şikaki'nin "İslami Hareket ve Kudüs" isimli kitabı hakkında güzel bir inceleme..

Entelektüel dava adamı: Şikaki

Entelektüel Bir Dava Adamı

10324Kadim bir tartışma konusudur, dava adamının entelektüel birikiminin yetersizliği ya da entelektüelin mücadeleye katılmaması, sadece zihinsel egzersizlerin ötesine geçememesi… Bilge tarihin bize söylediği, bu ikisini meczetmiş olanların tarihin seyrini değiştirdiği ya da Allah’ın (azze ve celle) murad ettiği değişimi bu insanlar eliyle gerçekleştirmesi… Toplumsal bir alt üst oluşu, yerleşik değer yargılarının, hayat tarzının kökenden değişmesi olan “devrim”; zelil, kahpe bir durumdan muhteşem bir ‘duruş’a dönüş olabileceği gibi, bozulmanın ve çürümenin de adı olabilir.

1960’larda, Batı dünyasında sapkınlığın adı olan seks devrimi gibi. Fakat devrimleri kalıcı kılan, toplumsal dönüşümü sağlamak için yeri geldiğinde kendini feda edecek arif/entelektüel ve alimlerin önderliğinde olmasıdır. Aksi saman alevi gibi anlık parlamalardan öteye geçmez. Karanlıkları yarıp nurun aydınlığına çıkarmayan, karanlığın zifiriliğinde bilinçsizce debelenmekten başka bir şey olamayan devrim…

Fethi Şikaki sadece bir toplumsal alt üst oluş için değil, bu alt üst oluştan kaotik bir ortak yaşam alanı anlaşılmasın lütfen, öncelikle Kudüs’ün özgürlüğü için mücadele etti. Kanımca (O’nun da dediği gibi) Kudüs özgür olmadan Endülüs özgür olamaz, İstanbul özgür olamaz, Mekke-Medine özgür olamaz, Tahran, Buhara, Beyrut özgür olamaz. Türkistan’ın da, Kürdistan’ın da ve dahi Arabistan’ın da özgürlüğü Kudüs’ün özgürlüğüne bağlıdır. Özgür Kudüs’ü bir muska gibi yüreklerimiz üzerinde taşımadan ne aşktan söz edebiliriz ne de yârdan.  

Hapiste entelektüel faaliyet

10325Kudüs’ün özgürlüğüne yani insanlığın kalbinin özgürlüğüne hüküm giymiş olanların mutlaka uğradıkları yere, Hz. Yusuf ‘un (Allah’ın selamı O’na) medresesine O da uğramıştı. Ve o medresede bir dava adamının aynı zamanda nasıl bir entelektüel faaliyet içersinde olabileceğini göstermişti. Bu faaliyeti hakkında şöyle diyordu:

“Bu çalışma, 1986 yılının sonlarında İsrail hapishanelerinin birinde yaklaşık 25 mücahid Müslüman gencin bulunduğu bir hücrede gerçekleşti. İşgalcilerin hapishanesinde, haftalık kültürel etkinlikler kapsamında tutuklu bulunan Müslüman gençlere yönelik olarak seminer ve dersler veriyordum. Bu dersler; şiir geceleri, yarışmalar, teşkilat ve idare gibi faaliyetlerin yanı sıra, akaid, tefsir, siyer, fıkıh, tarih, siyaset, Filistin sorunu ve güvenlik alanlarındaydı. Bazıları, nasıl olup da hapishanede tüm bu faaliyetleri yaptığımıza şaşırabilir.

Mücahidlerin bedelini açlık, işkence ve şehadetle ödemiş oldukları bu sorunun cevabını burada vermek imkânsızdır. Seminerleri kardeşlerime arz etmeden önce hazırlıyordum. Ardından hem bunları muhafaza etmek hem de hapishanenin diğer hücrelerinde bulunan mücahid Müslüman gençlere ulaştırmak amacıyla yazıya geçiriyordum. “ (s. 9)

Faaliyette ne var?

Peki mücahidlerin bedelini açlık, işkence ve şehadetle ödedikleri bu çalışmanın içeriğinde ne vardı?

  • Filistin sorununun merkeziliği (önceliği)
    • Kur’anî boyut
    • Tarihsel boyut
    • Realite boyutu
  • Filistin önceliği olan bir sorundur, ama nasıl?
    • Geleneksel yaklaşım
    • Örgütlerin konumu

“İslami Cihad ve çözüm önerisi” ve benzeri başlıklar altında toplayabileceğimiz bu çalışmanın ıskalanmaması gerekiyor. Zira mücadelenin içerisinde bile istenirse direnişin diyalektiğinin nasıl yapılabileceğini göstermesi açısından paha biçilmez bir kaynak durumunda, bu çalışma.

Filistin sorununun merkeziliğini/önceliğini Kur’ani boyutuyla ele aldıktan sonra tarihsel boyutunu da irdeleyen çalışma realite boyutunun tahliliyle devam ediyor. Bu konularda çokça söz söylendiği için burada tekrar tartışma konusu yapmak istemiyorum. Bu satırların yazarını asıl ilgilendiren önceliği olan sorunun nasıl bir önceliğe sahip olduğu ve bu önceliğin yükümlülüğünün neler olduğudur.

Filistin Sorununda İki Yaklaşım

Filistin sorununu önceleyen kesimlerin tahlil ederken Şikaki iki başlık üzerinde durmuş:

  1. eleneksel yaklaşım
  2. Örgütlerin konumu

‘Geleneksel’ kavramını kullanması modernitenin tanımladığı bir kategorik okumadan ziyade o dönem için alışılmış bir yaklaşım biçimini ifade etmek içindir. Bu kesim hakkında şikakinin düşünceleri şöyledir:

“Geleneksel islamcılar İsrail’e, hilafetin ortadan kaldırılmasıyla birlikte İslam devletinin ve İslam siyaset nizamının eksikliğinden kaynaklanan temel sorunun ortaya çıkardığı bir mesele gözüyle baktılar. Hilafetin ortadan kaldırılmasıyla müslümanlar çeşitli sorunlarla karşılaştılar, dolayısıyla İsrail’in kurulması da bu sorunlardan bir tanesidir diyerek çözümünü de şu şekilde ortaya koydular: ‘İslam devleti kurulmadan İsrail’e karşı koymak sonuç doğurmaz.

Cihad bayrağını yükseltmek ve gasbedilmiş İslam topraklarını kurtarmak ancak bu İslam devletinin kurulmasıyla mümkündür.’ Onlar, Hz.Peygamber’in Mekke’de 13 yıl süren iman hazırlığı ve terbiyeden sonra Medine’de İslam devletini kurduğunu ve ardından cihad ve savaşla emrolunduğunu söyleyerek bu konuda onun metodunu takib etmeleri gerektiğini bildirmişlerdir. Yani biz de İslam devletinin kurulmasını sağlayan bu akide ve terbiye hazırlığından geçmek zorundayız. Filistin ve diğer yerlerin kurtuluşu bundan sonra gelecektir diyerek şu prensibi ortaya koymaktadırlar: ‘Filistin, bir İslam toprağıdır, onu bağımsızlığına kavuşturmak İslami bir görevdir. Ama bu, İslam devletinin kurulmasına bağlıdır ve ondan sonra gerçekleşecektir.’.”10327

Şehit İmam Hasan el-Benna’nın eylemlerini o dönem için istisna olarak gören Şikaki, genel olarak birçok Müslüman cemaatin bu yaklaşım tarzını benimsediğini söyler.

Sol örgütler ve Kudüs davası

Örgütlerin konumunda ise şu değerlendirmeleri yapar:

“Çıkış noktaları ve dayanakları farklı olmasına rağmen mevcut örgütler, farklı olarak İslam devleti değil de onun yerine örnek bir Arap toplumu inşa edilinceye kadar Filistin konusunun ertelenmesi hususunda geleneksel bakış açısıyla örtüşmektedir. Biz burada Arap alemindeki hakim otoritelerin İsrail ile gerçekçi ve kapsamlı hiç bir çatışmaya girmediklerini gösteren meseleyi teorik açıdan tartışıyoruz. Bu otoriteler, şöyle ya da böyle başlangıçtan itibaren İsrail’in varlığını ve realitesini kabul etmektedir.”

Serap: Abdunnasır

Abdunnasır’ın Arap dünyasında her ne kadar bir hareketlenmeyi sağladıysa da,onun sadece bir serap olduğunu, son tahlilde İsrail’e karşı ciddi her hangi bir tutumunun olmadığını şöyle ifade ediyor:

“... Abdunnasır’ın, 1962 yılında Filistin heyeti karşısında yapmış olduğu şu konuşma onun gerçek düşüncesini ortaya koymaktadır: ‘Filistin sorunu dünyanın en zor sorunundan biridir. Kim bu sorunun çözümü için bir yol bulduğunu söylüyorsa bilinki, o sizi aldatıyor... Çünkü yalnızca İsrail değil İsrail’in arkasındaki güçler savaş istiyor... Ve Filistin sorunu her türlü sorumluluktan uzak bir şekilde 1948 yılında yapıldığı gibi çözüme kavşturmamız da imkansızdır.’ .”

10328Örgütler arasında en güçlü el-Fetih’in miadını doldurmak üzere olduğunu Oslo anlaşmasına yıllar daha varken gören Şikaki, teorik olarak farklı yaklaşım sergileyen tek örgütün George Habaş’ın önderliğindeki FHKC olduğunu aktarıyor. Fakat bunun teorik bir farktan öteye geçmediğini, somut olarak bu yaklaşımın da tutarlı olmadığını şu sözlerele dile getiriyor:

“Halkçı cephenin yayınladığı bir bildiriden de anlaşıldığı gibi bu, teorik düzeydedir. Ancak pratik alanda halkçı cephe en kötü koşullarda bile ‘Yönetimde bulunan milliyetçi rejimler stratejik açıdan birer müttefiktir’ hususunu belirgin bir şekilde ortaya koymuştur.”(s. 66)

İslami Cihad ve Çözüm Önerisi

Dr.Fethi Şikaki toplumsal bir alt üst oluşu yani devrimi gerçekleştirmeyi öncelikle aziz Kudüs’ün özgür olması koşuluna bağlar. Kudüs’ün özgürlüğü ise mevcut ulus devlet anlayışı içerisinde gerçekleşmesi mümkün olmayan bir olgudur. Ulus-devlet anlayışının ümmetin vahdeti için en büyük engel olduğunu hatırlatmak izahtan vareste bir gerçek olarak önümüzde durmaktadır. Hafızamızın sınırlarla parçalandığı bu siyasi akıl tek kelimeyle, ümmet içerisinde, ‘bölücü’dür. Merhum doktorun sözlerine kulak verelim:

“Çünkü biz inanıyoruz ki, bölücü rejimlerin gölgesinde İsrail’e karşı etkin bir mücadele veremeyiz. Ayrıca İsrail’de kendisine tamamen karşıt olan bir düzeni ortadan kaldırmak için var gücüyle çalışacaktır. Müslümanlar X başkentinde ve kudüste uyanmaya başladıklarında, Kudüs’te işgal ordusuna karşı cihad operasyonları yürüttüklerinde ve X başkentindeki tağuti rejimlerin öncülerine kurum ve organlarına karşı mücadele verdiklerinde dünyanın her tarafındaki müslümanların duyguları kabaracaktır. Çünkü onlar, zafere, izzete giden tarihi serüvenlerini, cihad’ı ve vahdeti yeniden hatırlayıp yaşayacaktır.

Hiç şüphesiz bu tüm müslümanların duygularını çekerek kazanacaktır. Bütün müslümanlar yalnızca Beyt’ül-Makdis’deki cihadla beraber olmakla kalmayacaklarşi, aynı zamanda İslami eksenin bölünmez bir parçası olan ve bir devrimin ateşini tutuşturan X başkentiyle de beraber olacaktır. Dünyanın her tarafında yaşayan müslümanlar, X başkentindeki tağuti düzenin yıkılması ve bu başkentin yeniden İslam’a döndürülmesi, Beyt’ül-Makdis’te de nihai zafere erdireceğinin anlayacaktır. X başkentinde hüküm süren tağuti rejimin pratik olarak İsrail ve emperyalizmin safında yer aldığını, dolayısıyla daha fazla zayıflayıp çökmeye mahkum olacağına inanıyoruz.

10329

Böylece İslami hareket, X başkentindeki ve çevresindeki müslümanların rağbetini kazanacak ve bu müslümanlar Kudüs’le olan manevi bağlarıyla açık bir şekilde İsrail işgalinin anlamını kavrayacak, X başkentinde hüküm süren tağuti rejimin devrilmesi gerektiğine inanacak, bu rejimin devrilmesiyle de Kudüs’e giden yolun açılacağının bilincine varacak, dolayısıyla bu müslümanlar, devrimin safında yer alacak ve Beyt’ül-Makdis’in bağımsızlığı ve emperyalizmin odak noktasının yıkılması için daha fazla güç sarfedecektir. En iyi bir direniş örneği ancak böyle gösterilebilir. ”(s. 86-87)

Eğer Mekke ümmülkura/şehirlerin anası ise Kudüs de sütannesidir. Çünkü O’dur yalınayak, ellerinde sapan, demirden atlara karşı direnen Davud’ları besleyen. Kudüs düşerse şayet, Mekke ve Medine de düşer, kalbimiz ve sevdamız da düşer, ellerimizdeki ekmek kokusu, evimizdeki bereket, gönlümüzdeki rahmet de düşer. 

10326Gizlice çıkarılıp basıldı

Hakkında daha pek çok söz söylemenin mümkün olduğu şehid Dr. Fethi Şikaki, başlarken de dediğim gibi, mücadelenin sadece askeri alanda değil öncelikle düşünsel alanda olması gerektiğine inanan, inandıkları için canını feda eden bir entelektüel dava adamıydı. Ve bundan dolayı iyi anlaşılması gerektiği kanaatini taşıyorum. Metin içerisinde alıntı yapılan kaynak, Ekin Yayınları tarafından 1997 yılında 2. Baskısı yapılan, Fethi Şikaki imzalı “İslami Hareket ve Kudüs” adlı çalışmadır. İlk nüshası (hapiste yazıldığı için) siyonist idareciler tarafından ele geçirilip imha edilen bu çalışma, yine siyonist rejim hapishanesinde bazı özel kağıtlara yazılıp gizlice dışarıya çıkartılarak basılma imkanı bulduğu için bile el üstünde tutulmayı hak ediyor. 

 

Erdal Kurgan Kudüs'ün özgürlüğünü görme arzusuyla yazdı.

 

Yayın Tarihi: 09 Ocak 2010 Cumartesi 10:52 Güncelleme Tarihi: 22 Nisan 2016, 10:48
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ebamüslim
Ebamüslim - 11 yıl Önce

Teşekkürler Erdal Kurgan.
Yine çok önemli bir konuya değinmişsiniz.

ümran yaka
ümran yaka - 11 yıl Önce

Kudüs bilincinin oluşması adına yapılan tüm çabaları kutluyor;
Yolcu dergisi'nin başlattığı "kalbinde Kudüs olmayanın geleceği bedbahttır" kampanyasını yürekten destekliyorum.
Rabbim bizleri özgür Kudüs yolunda sadık kılsın...

banner26