Endülüs'ün şiiri ve hüznü var!

'Ne hayret vericiydi o Müslümanların devri; Medeniyetleri inanılması güç bir efsane gibiydi' diyor İkbal Endülüs için...

Endülüs'ün şiiri ve hüznü var!

Endülüs’te iki yangın çıktı asırlar önce. İkisine de şiirler yazdı şairler ve her şair önce Endülüs’e âşık oldu çünkü şairin içinde yanan ateşti Endülüs. Acı, özlem, öfke, aşk ve ayrılıktır şiirin damarlarındaki kan, en çok da aşk ve ayrılık kanı akar şiirin damarlarında. Endülüs’e yazılan şiirlerin, söylenen ağıtların bu denli yürek yakıcı olmasının sebeplerinden biri de bu aşkın ayrılıkla son bulması diye düşünüyorum.

Muhammed İkbalŞimdi Endülüs’ten geriye soykırımların, yangınların arkasından yazılan destanlar, şiirler ve Avrupa’nın vahşeti kalmıştır aklımızda. Endülüs’ü medeniyet yapan bir yangındı ve bu medeniyeti yıkan gene bir yangındı. Endülüs’ün ortasında yakılan kitaplar arasında bir kelimem yok ama yakılan o kitaplar benim de yüreğimi yakmakta…

Endülüs’ün şiirini ciğer kanıyla yazanlar

Endülüs’ü en güzel şairler anlatır bana göre. İhtişam ve yok oluş, sürgün ve katliam ve en çok da ağıt anlatır. Çünkü onun mirası evladına kalmamış, ağyar almış, yakmış yıkmış kalanını da kendine mal etmiş. Sultan 2. Beyazıt’a takdim edilip yardım talep eden bir şiir vardır. Şair Ebülbeka Salih Bin Şerif’in yazdığı şiir Endülüs’ün ağıtı ve tarihidir.

Düşün ki bir beka bulamadı âlemde Süleyman bile,

Bin türlü belası var dünyanın işte,

Bazen hüzün boşalır bazen bir sevinç tufanı. (…)

23982Nazar değdi İslam’a Endülüs’te,

Bela üstüne bela yağdı, yağmur gibi, O güzelim şehirlerin üstüne…

Endülüs düştüğü zaman Halife Abdullah, Padul Tepesi’nde Endülüs’ü seyreder ve gözyaşına boğulur. Annesinin oğluna söylediği sözü Mehmet Akif Ersoy şöyle mısraa döker.

“Çarpışmadın erkek gibi düşmanlarla,

Şimdi hiç yoksa kadınlar gibi olsun ağlama.”

Muhammed İkbal ve Endülüs

Muhammed İkbal, Cebrail'in KanadıMuhammed İkbal, Endülüs gezisinde Kurtuba Camisinde namaz kılmak için izin alır. Orada namazını kılar ve içindeki Endülüs’ü kelimelere döker:

Ey Kurtuba Camii senin varlığın aşktandır

Aşk büsbütün devamlılıktır, onda fânilik yoktur.

Ciğer kanıyla taş sütunları gönül olur,

Ciğer kanından ses yanış, neşe ve nağme olur.

Ey Kurtuba! Güzelliğin ve azametin kahraman bir insanın alametidir

Sen güzel ve azametlisin, seni yapan da güzel ve azametlidir.

Muhammed İkbal, CavidnameEfsane medeniyet

"Ne hayret vericiydi o Müslümanların devri; Medeniyetleri inanılması güç bir efsane gibiydi" der İkbal. Bir Fransız fizikçi de: “Endülüs’te yanan kitaplardan geriye otuz kitap kaldı ve biz bu sayede atomu parçaladık, eğer o bir milyon kitap şimdi olsaydı galaksiler arasında yolculuk yapıyor olurduk.” demiş. Aslında bir itiraftır bu. Avrupa’nın bugün bilim ve teknolojide ulaştığı seviye sadece onların çalışkanlıklarıyla açıklanacak bir durum değil. Çünkü her bilenin üstünde bir bilen ve her gücün üstünde bir güç vardır o da Allah’tır, bilginin asıl kaynağı elbet Kur’an’dır.

Sözlerimizden Batıdaki bilimi çok masum gördüğümüz sanılmasın. Allah itidalden, hakkaniyetten ayırmasın. Batı bilimi insanı, tabiatı, tarihi, bilimi kirletiyor diye o medeniyetin kopya çektiği medeniyet de kirli olmak zorunda değildir. Sadece Endülüs'ün hakkı unutulmamalı, bunu söylemeye çalışıyoruz. Allah'tan emanet olan ilmi alıp kirleten elbette cezasını çekecektir.

Endülüs medeniyetinin başı bütün fetihler gibi Peygamberî bir rüyadır. Vahyin kırkta biridir; yani Allah’tan bir haberdir. Tarık Bin Ziyad'ın rüyası Avrupa’nın elinde bir meşale şimdi ve biz bu ışığı bıraktık ya ondan geliyor başımıza ne geliyorsa.

Muhammed İkbal KülliyatıKelimenin ötesinde bir medeniyet

O medeniyetin taşı tuğlası, kelimesi, nağmesi veya sesi, rengi yani mayası bizde bir yerlerde saklı. Endülüs hakkında yazılan yazıları okuduğunuzda yok edilen bir medeniyet veya kayıp kıta Atlantis gibi efsanevi çağrışımlar uyanıyor zihin dünyanızda. Bugün insanlığa kalansa El- Hamra Sarayı, Kurtuba Cami, çiçek saksılı taş sokakları, tasvir edilen cennet bahçelerini andıran Cennet’ül Arifan Sarayı’nın bahçesi…

Yani bu medeniyetin izlerini sadece kelimelerle sürmek yetmiyor. Endülüs’ü araştırırken genellikle gezi yazıları ve ciğer kanıyla yazılan şiirler ve maalesef 1490'larda başlayan ve 1609'da en acımasız bir biçimde uygulanan idamlar ve sürgünler karşınıza çıkıyor. O kayıp olanı biz içimizde kaybettik.

İçimize dönüp kaybımızı keşfedince bir öfke patlaması ile onu çıkarmak da mümkün bir şiir, bir yazı, bir renk, taş, tuğla, bir nağme elden ne geliyorsa onu kullanarak da çıkarmak mümkün. Yıkmadan yakmadan ona ulaşmalı. Ama illa da yanacaksa Tarık Bin Ziyad gibi zarif bir incelikle yakmalı.

Ey Kurtuba! Fezan gönül açıcı, şiirim göğüs yakıcıdır,

Senden gönüllere huzur, benden de heyecan ve yanış vardır. (İkbal)

 

Tuğba Kaya hüzünle hatırlattı

GYY'nin notu: Bu güzel şiiri Türkiye'nin büyük sanatçısı Taner Yüncüoğlu bestelemişti. O şiirde dünya bizimdir diyor İkbal. İtiraf edelim ki biz de sitemize kulaklarımızda bu muhteşem ezgi dolu olarak dünya bizim! diyerek başlamıştık 2008 Eylül'ünde... O ezgiyi sizlere sunmak istiyoruz en yakın zamanda!

Güncelleme Tarihi: 15 Şubat 2011, 20:17
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
vita brevis
vita brevis - 9 yıl Önce

her mülk mülk-i ma est
ki mülk-i Huda-i mülk-i ma est

vesselam

m. ikbal
m. ikbal - 9 yıl Önce

insanları bir araya getiren müştereklerdir. Muhammed İkbal'i yazarlarınızı ve yöneticilerinizi bir araya işte o müşterek düşünceler getirmiştir, hayatta hiç birşey tesadüf olmayacak kadar ince bir düzen içinde olduğunun ispatıdır bu hal. "dünyabizim"e de yazanada teşekkürler.

...
... - 9 yıl Önce

Nietzsche de müslümanlar hakkında olumlu düşünüyor. Endülüs`ten örnek vererek Batı`nın İslam dinini nasıl tahrip ettiğini yazmış Beşir Ayvazoğlu`nun kaleminden 17 Şubat 2011 tarihindeki gazetede okumuştuk.

banner19

banner13

banner26