En güzel hikâyesi hangisi?

Yüreğinizin imbiğinden damıtılmış acılar damlayacak Meral Afacan Bayrak’ın ‘Tarçın Çıkmazı’ adlı kitabını okurken..

En güzel hikâyesi hangisi?

Dönüşü olmayan yerdir çıkmaz. Umudun tükendiği yoldur. Işığı görmek için başladığınız yolculuğun “karanlığa saplanan” noktasıdır. Çare bitmiş, sıradağlar tükenmiş, torbadaki tuz kokmuştur artık. Çıkmaz denilince, çıkmaz sokaktan söz edilince zihnimize ilk gelen çağrışımlardır bunlar ama bu çıkmaz başka çıkmaz. Tarçın Çıkmazı...

İnanmış bir yazarın kaleminin gösterdiği adres hiç umutsuzluğa sevk eder mi insanı? Biz biliriz ki her açmazın, bütün çıkmazların en az iki çıkışı vardır. İçimizdeki inşirah bizi yolda bırakmaz ve her çıkmaz sokakta umudumuz olur. Kitabın adındaki tezat sizi olumsuz düşünmeye sevk etmesin, her hikâye yeni bir kapı aralıyor, yepyeni bir ufka götürüyor okuyucuyu…Meral Afacan Bayrak, Tarçın Çıkmazı

Meral Afacan Bayrak, dergilerdeki hikâyelerinden bildiğimiz genç bir yazar. İlk göz ağrısı, ilk sevinç ve ilk heyecanla telaşlı. Hikâyeleri iki karton kapak arasında ve artık kitaplaşmış vaziyette. Mühür Kitaplığı’ndan çıktı Bayrak’ın ilk kitabı olan Tarçın Çıkmazı.

Nedendir bilmem bir yazarın ilk kitabını ve bir de olgunluk dönemindeki eserini okumayı yeğlerim. İlk kitapta samimiyet okunur. Yürekten gelen ses yansır kitaba. Yazarın başka kaygısı yoktur. Riyasız, yalansız bir gönül paylaşımıdır ilk eserler. Kelimenin gerçek manasıyla amatör ruh her satırda hissettirir kendini bütün eksikliklerine rağmen. Bu bakımdan ilk kitapları önemserim. Bilirim ki “bir çiçekle bahar gelmez, yaz olmaz”. İlk kitap iyi bir başlangıca kapı da açabilir, bir rehaveti de getirir beraberinde. Meral Hanım’ın hikâyelerini okuyunca yeni kitaplar yayınlayacağının işaretini alıyor, bölüşecek daha çok öyküsü olduğu izlenimine sahip oluyoruz. Yolu, bahtı açık, hikâyeleri uzun soluklu olsun inşallah.

Ne çok acı, ne büyük yalnızlık ve ne çok insan manzarası var kitapta

Yüreğindeki hüzün yansımış hikâyelerine. Şairin “Yalnız hüznü vardır kalbi olanın” mısrasına hak verdirecek türden Meral Afacan Bayrak’ın yazdıkları. Ne çok acı, ne büyük yalnızlık ve ne çok insan manzarası var kitapta.  “Sevgili Narçiçeğim” hüzünlü bir mektup mesela. “Son Teselli” ise kitaptaki en güzel hikâyelerden birisi. Evlat acısının iliklerimize işlediği bir hikâye Çiğdem’in öyküsü. Hele Erdem ve annesinin hazin sonu içimizi burkuyor. Yüreğinize köz düşüyor hikâyeyi okurken ve evlat acısıyla yüzleşiyorsunuz.

Mübeccel Abla kim bilmiyorum. Camgöz’ü de hiç görmedim ama çardağın bir köşesinde buldum kendimi “Yaz Gelince” hikâyesini okurken. Yazarımız “Gölge Kokusu”nda  “yalnızlık, kırdığın her kalbin sende bıraktığı iz…” diyor. “Kusursuz dost arayan dostsuz kalır” demiyor muydu Mevlana? Katı kalpli olanın etrafından insanların dağılıp gideceği gerçeğini bize ihtar etmiyor mu ilahi mesaj? Yalnız kalmamaya dikkat etmeli öyleyse. Kimsenin kalbini kırmamalı, kendimizi beyhude yormamalı…

Geçmiş Zamanlar”ı okurken bütün genişliğine rağmen bazen dünyanın başınıza nasıl dar geldiği gerçeğiyle yüzleşiyorsunuz. Hayat bütün güzelliğiyle gülümserken kıymetini iyi bilmek gerek. “Ölüm gelmeden hayatın” kıymetini bilmemizi neden öğütlüyor peygamberimiz bize? Gün gelir kedisiyle dertleşir insan. İki çift laf edecek birisini bile bulamaz. Öyleyse yanımızdaki insanların, ailemizin, çoluk çocuğumuzun kıymetini iyi bilmeli. Bırakın koşsunlar deli taylar gibi, bağırsınlar avazları çıktığı kadar. Hayat biraz da böyle güzel… Mutluluklar, sevinçler devamlı olmadığı gibi, üzüntüler de devamlı değildir. “Ağlatırsa Mevlam yine güldürür” demiyor mu şarkımız? Kara kış kararıp kalmaz elbette. Ne kadar karanlık olursa olsun her sabah güneşin doğumuna gebedir. Umutsuzluk yok. Bezginlik asla. Dayanacaksın, katlanacaksın her zora ve bileceksin ki sabrın kendisi acı olsa da meyvesi tatlıdır. Yazarımız da bütün acılarına rağmen umudu haykırıyor kitabın bir yerinde: “Rahmet, bir avuç yağmur suyu, toprak kokusu, gökkuşağı… Nasıl yabana atılır bunca işaret, bunca güzellik?” (s.47) İşte umudumuzu diri tutacak bir cümle…

Hadi hep beraber çocukluk arkadaşlarımızın bir listesini yapalım

Zahide’nin yalnızlığına ortak olmak ve “Bir bayram sabahında kimsesiz çocuklar gibi mahzun” şehrin sokaklarında yürümek istiyorsanız “Derviş Yetinmesi” tam size göre bir hikâye. Kitaptaki en güzel hikâyelerden bir diğeri de “Leblebicinin Kızı”. O kadar yalın, o kadar sıcak bir hikâye ki sizi anayurdunuza, çocukluğunuza götürüyor.

Kitaptaki bütün hikâyelerde can alıcı bölümler var elbette. “Bir Sombahar Hüznü”nü okurken, “trene binip giden mi ölü, yoksa arkada kalıp dayanan mı?” diye sormadan edemiyorsunuz kendinize. “Acıya Övgü”, “İçimdeki Kuş Yuvası”, “Karanfil Oldu Zaman” ve “İş Kazası”, bir yandan hüzünlenirken bir yandan derin düşüncelere daldığınız çok güzel cümlelerin yer aldığı hikâyeler mesela. “Kitabın en güzel üç hikâyesi hangisi?”  diyecek olursanız tereddütsüz, Çiğdem’in ölümünün anlatıldığı “Son Teselli” ile “Leblebinin Kızı”nı sayabilirim. Üçüncü ve en güzel hikâyeyi yazar sona saklamış: “Çocukluk Arkadaşı”.

“Yaşamak dediğimiz şey; komşunun komşuyu merak edip yoklaması” derken ne güzel bir dünyanın ipuçlarını veriyor yazar o acı hikâyenin içinden. Hadi hep beraber çocukluk arkadaşlarımızın bir listesini yapalım. Öbür dünyaya gönderdiklerimiz var mı içlerinde, bir düşünelim…

Yüreğinizin imbiğinden damıtılmış acılar damlayacak bu kitabı okurken ve kurumaya yüz tutmuş gözünüzdeki pınarlar canlanacak yeniden. Acıları bölüşmenin mutluluğunu yaşayacaksınız.

Hayrettin Durmuş yazdı

Yayın Tarihi: 17 Ağustos 2012 Cuma 17:54 Güncelleme Tarihi: 02 Ocak 2022, 12:58
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26