Elmalılı Hamdi Yazır kimin müridiydi?

Prof. Dr. Orhan Çeker, Tasavvufî Meselelere Fıkhî Bakış kitabında, tasavvufla ilgili can alıcı meseleleri izah etmeye çalıştığını söylüyor. Ölçü olarak da Kitap ve Sünneti koyuyor önüne.. İslam âlimlerinin tasavvufî yönleri de inceleniyor kitapta..

Elmalılı Hamdi Yazır kimin müridiydi?

Prof. Dr. Orhan Çeker imzalı, Kasım 2012 tarihinde Rıhle Kitap tarafından dolaşıma verilmiş Tasavvufî Meselelere Fıkhî Bakış adlı bir kitap var elimizde. Orhan Çeker Hoca, Rıhle dergisinin abonelerine de hediye ettiği bu kitaba yazdığı önsözde, tasavvufla ilgili can alıcı meseleleri izah etmeye çalıştığını söylüyor. Ölçü olarak da Kitap ve Sünneti koyuyor önüne.

Mütevazı bir önsöz yazmış Prof. Dr. Orhan Çeker Hoca kitabına ve kitabın bir sadaka-yı cariye olmasını temenni etmiş. Ne güzel! Eskilerin dilek ve temennileri de güzel! Güzel ahlaklarının yansıması olan güzel hasletlerle örneklik teşkil ediyorlar, kendilerinden sonra gelenlere.

Bir televizyon programında yapılan konuşmaların deşifresi

Kitap, Kon Tv adlı televizyon kanalında Fatih Kut’un sunumuyla hazırlanan İslam ve Hayat programında Orhan Çeker Hocanın tasavvuf konusunu işlediği beş bölümün çözümünden meydana gelmiş. Televizyonlarda yapılan değerli konuşmaların uçup gitmemesi için, programları izleyemeyenlerin konuşulanlardan bihaber kalmaması için yapılan böylesi güzide çalışmalar ne güzel. Bu tarz çalışmaların sayısının artmasını diliyorum.

Orhan Çeker, hakları yenen, sürekli haset edilen, asude bir topluluk olarak gördüğü mutasavvıfîn zümresinin aynı zamanda, Peygamber Efendimizin (sav) kıyamete kadar hak üzere olacaklarını ve muhaliflerin kendilerine zarar veremeyeceğini bildirdiği zümre olduğu kanaatini taşıyor.

Çeker Hoca, tasavvufî hayatın ilk insanla beraber başladığını, tasavvufî eğitimin ilk insanın yeryüzüne inmesiyle başladığını belirtiyor. Sebep olarak da Allah yolunda çalışan herhangi bir insanın ibadet ve özelde iç bünyeyi terbiye ile ilgili bir gayretinin olmamasının düşünülemeyeceğini söylüyor.

Çeker Hoca, “sünneti en ince ayrıntısına kadar yaşamaya gayret eden anlayışa tasavvuf, bunu uygulayana da sufi denir.” diyerek tasavvufa ve sufiye verilebilecek en yüksek ve güzel payeyi veriyor.

Zikir, vird, keramet, gayb, rabıta nedir?

Veli, basiret, feraset, avam, havas, nafile ibadetlerin önemi, zikir, toplu zikir, vird, keramet, gayb, rabıta, şefaat (istemek), tevessül, ‘suyu hürmetine’ ve ‘hakkı için’ dua etmek gibi tasavvufî hayata dair çok önemli meseleleri aydınlığa kavuşturuyor Çeker Hoca. Her bir mesele için gerek Kur’an’dan gerek hadislerden deliller getiriyor. Böylece tasavvuf karşıtlarının yıllardır dillendiregeldikleri iddiaları Kur’an ve Sünnet penceresinden çürütüyor. Anlayanlara, anlamak isteyenlere aşk olsun.

“Tefakkuhsuz tasavvuf insanı zındık yapar. Tasavvufsuz tefakkuh insanı fasık yapar.” anlayışından yola çıkarak, tasavvufi meselelere, Kuran ve hadislerin ışığında fıkıh ilminin aydınlığında cevaplar arıyor, tasavvuf karşıtlarının yıllardır dillendiregeldikleri iddiaları da aynı şekilde çürütüyor Çeker Hoca.

İslam’ı sadece hükümler topluluğundan ibaret görenlere, salt hadis bilmekle fıkhî kurallar arasında bağ kuranlara, mezheplerin bidat olduğunu iddia edenlere, sorunlarımızın hepsinin cevabının Kur’an ve sünnette bulunduğunu, bu yüzden onlara müracaat etmenin yeterli olacağını ifade edenlere, öğrenilen hadisler ve Kur’an ayetleriyle sorunlarımızı çözebileceğimizi, bu yüzden bizden yıllar önce yaşamış mezhepleri ve onların imamlarının ortaya koydukları fetvaları taklit etmemize gerek olmadığını dillendirenlere, bütün bu zümrelerin hepsine teker teker cevap veriyor kitap.

Kitap aynı zamanda bize, usul bilmek gerektiğini, usul bilmeden vuslata eremeyeceğimizi anlatmaya çalışıyor. Tasavvufun, fıkhın, hadislerin ve diğer ilimlerin her birinin birer usulü olduğunu ve bunların kurallarının kılı kırk yaracasına konulduğunu ifade ediyor.

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır kimin müridiydi?

Son bahis olarak da çok ilginç anekdotların, notların ve bilgilerin yer aldığı bölüme geliyoruz. Bu bölüm İslam âlimlerinin tasavvufî yönlerini ortaya koyuyor. Bu bölümde fıkıh, tefsir, hadis, kelam gibi alanlarda adını duyurmuş, eser ortaya koymuş âlimlerimizin tasavvufî yönlerinin de bulunduğunu anlatıyor kitap. Örneğin Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın Muhammed Esad Erbilî’ye müntesip bir derviş olduğunu, hazretin beyitlerden oluşan bir şiirine üçer mısra ekleyerek mülemma muhammes yaptığını öğreniyoruz. Ki bu şiirin bir özelliği ilk beytin Arapça, ikincisinin Farsça, üçüncüsünün de Türkçe olmasıdır. Bu üç farklı dille ifade edilen mısralardan sonra hazretin şiiri geliyor ve böylece muhammes ortaya çıkıyor.

Yine aynı şekilde hemen hepimizin evlerinde bulunan ve ilmihale dair ilk bilgilerimizi kendisine başvurarak elde ettiğimiz Büyük İslam İlmihali nam kitabın müellifi Ömer Nasuhi Bilmen Hocanın da bir sufi olduğunu öğreniyoruz.

Türkiye’deki, Ortadoğu coğrafyasındaki tasavvufî hayata gelip dayanırsa söz, güneşlerin güneşi Mevlâna Halid-i Bağdadî (ks) Hazretlerinden bahsetmeden olmaz. Hem devrin en büyük âlimi ve hem de bugünkü tasavvufi cemaatlerin ser-çeşmesi olan Mevlâna Halid-i Bağdadî’ye onlarca, yüzlerce İslam âlimi gönül vermiş ve önünde el pençe divan durmuştur. İşte onlardan biri büyük fıkıh âlimi İbn Abidin, diğeri de meşhur müfessir Alusi’dir. Hem de bu iki âlim, hazretin halifelerindendir. Bütün bunlar bize, tasavvufun İslam’ın bünyesine ne kadar nüfuz ettiğini göstermektedir.

Bütün bu örneklerle Anadolu coğrafyasında tasavvufsuz bir İslami hayatın yaşanmasını çok zor olduğunu, tasavvuftan neşet eden kültürel özelliklerin hayattan tecrit edildiğinde hayatımızın büyük bir kısmında boşlukların meydana geleceğini anlamış oluyoruz. İşte Orhan Çeker Hoca da bize, tasavvufu dışlayarak İslam’ın anlaşılması ve yaşanmasının zorluklarını, tebliğ görevi ve emr-i bil-maruf, nehy-i anil-münker farzı yerine getirilirken tasavvuftan yararlanmadan yapılacak eylemlerin insanı ham yobaz kaba softalığa kadar götürebileceğini, işimizin yargılamak değil de anlamaya çalışmak olması gerektiğini, bugüne kadar en çok yaftalanan ve yargılanan zümrenin sufiler zümresi olduğunu, buna rağmen sufilerin kimseyi yargılamadığını anlatmaya çalışmış. Kendisine ve konuşmaların kaybolup gitmesine izin vermeyen ve konuşmaları kitaplaştırarak bizlerin de istifadesine sunan Rıhle Kitab’a teşekkür ediyoruz.

İsmail Demirel yazdı

Güncelleme Tarihi: 24 Aralık 2018, 13:53
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13