Eleştiri üslubundan Dikiş Yeri’ne

Eser, Çıra Yayınları’ndan Ekim 2018’de çıktı. 134 sayfa. Önsözde metin okumanın zorluğundan bahsediyor yazar. Zorluk için açıklama şöyle, ‘İnsan insana benzemiyor’! Ethem Erdoğan yazdı.

Eleştiri üslubundan Dikiş Yeri’ne

Eleştiri günümüzde, adındaki olumsuzluğun giderildiği bir disiplin olmayı başarmak üzere, hem de bu büyük bir kitle bile-isteye eleştirinin önünde dururken yapılıyor. Bu durumun edebiyat dünyası açısından, kitap-yazar-okur bağlamındaki ilk sacayağı gibi; yayıncı-satıcı-yazar bağlamındaki ikinci sacayağı açısından da önemi büyüktür. Ancak giriş cümlesindeki olumlu durumun; sosyal gerçekliğimize uygun olarak ve öncesi pek çok değişimde olduğu gibi kurumsal ve kuramsal değil; informel ve mevzi çabalarla oluştuğunu belirtmek durumundayım. Çünkü makul olmayan şekilde; ‘biz’ tanımlı gruplarda sadece övülme içerikli tutumlar üzerinden ve en azından, tanınırlık sağlamaya yönelik çokça yazıyla karşılaşıyoruz.

Eğer bir şair/yazar için genel anlamda “portre” denemesi yapılmayacaksa yazılacak yazılar kişi ve davranış yerine eser odaklı yazılmalıdır. Bu esasen zorunluluktur. Bir şair/yazar için genel ifadelerden sonra da esere odaklanılabilir elbette. Ancak ne yazdığını da ne yazacağını da planlamadan bodoslama girilen yazılar, bahse konu kişiye de, esere de geçici bir bilinirlik dışında katkı sunmaz.

Eleştiri, kullan-at bir yöntem değildir. Bilimsel derinliğe dair bir disiplin, kullanılan yol, metot, usuldür. Bu da onu bilinmeyen bir alan yapmaz. Eleştiri; eseri, değerini açıklayan-kanıtlayan bir veri ile ortaya çıkarmaktır. Eleştiri, tenkit ve kritik galatı meşhur olarak aynı anlamda kullanıldığı veçhile, her birinin içerdiği anlam genişliği,“eleştiri” disiplinine verilen anlam hâline gelmiştir. Bunların içinde tanıtım, açıklamak, sınıflamak hatta yargılama ve ayırt etme de var. Elbette en değerlisi ‘nakit’; eserin ederi meselesidir.

Bir sistem ve bilim dalıdır eleştiri. Bir birikim ve kurallar bütünüdür. Bu durum onu bilimsel bir disiplin yapar. Bilimsel imkânlar üzerinden teknik eleştiri yapılması gerekir. Daha önce de yazdığım üzere eser tanıtımı yaparken; “zayıf ve güçlü yönlerini belirtme, gerçek değerini yansıtma, hüküm verme (kritik) amacıyla yazılmalı ve bu peşinen ifade edilmelidir. Eleştirmen eser ya da yazar tabanlı yazacağını ifade etmek durumundadır.” Esere odaklanan bir yazı bir eleştiri; eseri olumlu/olumsuz fark etmez, çıkarımları verilerle destekleyerek eserin gerçek değerini ortaya çıkarmaya yönelik olmalıdır.

Eleştiride en temel hassa; iyi ve güzelin tespitine dönük olmaktır. (Ataç’ın yaptığı gibi keyfi eleştirilerle dolu çünkü süreli yayınlar.) Bu çalışma tarzı kötü ve çirkinden önce yazarı, sonra okuru koruyacaktır. En büyük koruma kalkanı ve çıkar da yayıncı içindir aslında. Kötü, çirkin, geçici, ilk heves vb. kitaplardan kendini de okuru da korumuş olur.

Dikiş Yeri” üzerine

Şair, yazar, eleştirmen sıfatlarının yanında akademisyen de olan Mehmet Özger’in Dikiş Yeri- Modern Şiir Okumaları eserini 2019 başında edinmiş ve okumuştum. Hatta “Ela Bentleri” üzerine yazdığı yazıyı kitaba almasından dolayı da oldukça mutlu olmuştum. Ancak her yazı bir bağlama oturur. Bu eser üzerine yazma gereği de eleştiri anlamında ortada var olan kör dövüşü ile ilgili.

Eser, Çıra Yayınları’ndan Ekim 2018’de çıktı. 134 sayfa. Önsözde metin okumanın zorluğundan bahsediyor yazar. Zorluk için açıklama şöyle, ‘İnsan insana benzemiyor’! Yaratıcı, her bireyi farklı yaratmış çünkü. Bu bakımdan her metnin çözümü için aynı metot geçerli değil, hatta aynı yazarın değişik metinleri için bile aynı metot işe yaramıyor. Burada Mehmet Özger’in önemle vurguladığı şu; “bir metne basmakalıp yaklaşım”ın anlamsızlığı. Hatta yazar şunu da açıklıyor: “Metni çözmek için Doğu ve Batı kaynaklı metin inceleme tekniklerine başvurdum. Klasik modern ya da postmodern tekniklerden faydalandım.”

Bazı metinler size karşı koruma kalkanlarını açar. O metnin içine girmenize mâni olmaya çalışır. Bu, yazan kişinin tavrı tarzı olabileceği gibi mahremiyet algısıyla da ilgili olabilir. Bu durumlar için de önsözde reçete sunuyor Mehmet Özger: “Bir metni çözmek kanaatime göre metnin dikiş yerini bulmakla ilgilidir.” Genç yazarlar için parayla pulla elde edilemeyecek bilgilerdir bunlar. Eğer metnin bağlandığı –Mehmet Özger “Dikiş Yeri” diyor.- yer bulunursa oradan bağcığı gevşetip sızmak mümkün olacaktır metnin içine. Burada yapılacak ameliyeler de bellidir esasen. Ruh araştırması, derinlerde bastırılıp bırakılmış parçaların ortaya çıkarılması. Yanlış anlaşılmasın, psikanalitik eleştiriden bahsetmiyorum. Yapılacak kazı çalışması belki moda tabirle “veri madenciliği” nev’inden bilinç düzeyinde bir çalışmadır.

Eserde; Cahit Zarifoğlu, Akif İnan, Ebubekir Eroğlu, Kamil Eşfak Berki, Arif Ay, Şakir Kurtulmuş, Necat Çavuş, Ömer Erdem, Cevdet Karal, Haydar Ergülen, Hüseyin Alemdar, Mürsel Sönmez ve Ethem Erdoğan isimlerinin şiirleri üzerine değerlendirmeler yapılmıştır. Bu liste 1960’lı yıllarda şiire başlayanlardan itibaren 90’lı yıllarda başlayanlara kadar geliyor. (Laf aramızda böyle bir liste içinde şahsıma ait bir şiir kitabı üzerine değerlendirme yazısı olması ayrı bir gurur.) Bu liste içinde şiirde kıdemi en az kişiyi baz alınca süreç çeyrek yüzyıl olarak çıkıyor karşımıza. Bu anlamda şiirimiz için büyük bir emeğin hâsılası bu eser. Mehmet Özger’in yaklaşımı oldukça dikkat çekici: “Her şairi kendine özgü, nevi şahsına münhasır bir sanatçı” olarak değerlendiriyor.

İlk metinde Cahit Zarifoğlu şiirini ele alıyor. O şiire genel yaklaşım itibariyle “kapalı, anlaşılmıyor” eleştirisinden yola çıkıyor. Bu ‘okur’u temel alan bir değerlendirme. Okuru imgeye yöneltmeye ve şiire nüfuz etmeye çağırıyor. Onun şiirlerindeki özellikle baba, çocuk, anne, tabiat imgelerini açımlıyor. O şiirde bulunan; tasavvufi özün şiirin felsefesini oluşturması, dil yalınlığına karşın anlaşılmasının zorluğundan bahsediyor. Zorluk için de değerlendirmesi şöyle: “Okuyucunun mukayese yapacağı unsurlar kültürel atmosferde değil, bizzat şairin kendi yaşamının derinlerinde ya da varlıkla kurduğu yalın ilişkidedir.” (S.17) Artık okura düşen ortama değil şaire bakmasıdır.

Akif İnan şiirine yaklaşımı da şu şekilde: “Allah-insan, soyut-somut, ruh-madde, kalp-akıl gök-yer ikili karşıtlıkları; Akif İnan şiirinin kuruluş mekanizmasını anlamamız açısından önemli işaret taşlarıdır. Bu karşıtlıklara bakıldığında Akif İnan şiirindeki personanın sürekli bir yükselme arzusu içinde olduğunu yere ait kavramlardan kaçarak gökselliğe sığınma ihtiyacı hissettiğini söyleyebiliriz.” (S. 24)

Alaeddin Özdenören şiiri için bir tespiti şöyle; “şairin poetikasının ilham, doğa, alışkanlık kırma gibi özelliklerine ek olarak ritmin, kafiyenin onun şiirinin sesli okunan bir metin olmasından dolayı şiirinin sessel niteliklerinin, şairin poetikasında önemli bir yere sahip olduğu”. (S. 29)

Kâmil Eşfak Berki şiirine şairin kaygıları üzerinden yaklaşıyor yazar. “Berki şiirindeki kaygılara baktığımızda şunları söyleyebiliriz; şiir kaygısı ve etkilenme endişesi, varoluşsal kaygı, toplumsal kaygı ve medeniyet düşüncesi belirgin kaygılardır. … Berki’deki şiir kaygısı, hayatın değişik yüzlerine karşı bazen bir sığınma bazen bir direniş biçimi olarak kendini gösterir. … Berki şiirinde şiir kaygısı ile andığımız başka bir endişe biçimi de etkilenme elbisesidir.” (S. 30-31) Buradaki etkilenme endişesinde Üstad Sezai Karakoç etkisinden söz edilmektedir.

Kitaptaki en kıdemli şairlere ilişkin değerlendirmelerden sonra en kıdemsiz şair için yapılan değerlendirmeyi de -ayıplanmayı göze alarak- bu yazıda paylaşacağım. “Mehmet Akif, Necip Fazıl, Sezai Karakoç çizgisini sürdüren sanatçılar siyasi veya ideolojik anlayışlarını sanat üzerinden yürütmüşlerdir. Bu tavır özellikle edebiyatla ilişkisi yeni olan gençlerde ciddi sıkıntılara yol açar. İdeolojiyi anlatmayı sanat zannedenler çok olur. Nitekim Cahit Zarifoğlu “Okuyucularla” adlı kitabında bu duruma eleştirir. Ethem Erdoğan'ın şiiri bu bakımdan örnek bir metindir. İdeoloji ya da dünya görüşü metnin alt katmanlarındadır. Usta bir söyleyiş, okuru içine alan bir ses sistemi, oturmuş bir mısra yapısı Ela Bentleri’nde belirgin olarak hissedilir.” (S. 114)

Yazarın değerlendirdiği her şaire/şiire maalesef bu yazıda giremiyorum. Ancak şu cümle önemli: Mehmet Özger modern şiirin oluşum aşama ve katmanlarını ince işçilik yaparak, metin inceleme yöntemlerinin neredeyse tümünü kullanarak şairin/şiirin imge kullanma şekillerini ortaya çıkarıyor. Eleştirinin nasıl yapılması gerektiğine dair herkes için örnek metinler oluşturuyor. Kendi adıma şunu içtenlikle ifade etmekten kendimi alamıyorum: Mehmet Özger ‘Ela Bentleri’ üzerine yazdığı yazıda şiiri/kitabı neredeyse tamamına yakın ve isabetli şekilde çözümlemiştir. Kalan çok az bir kısım da kalmalıdır belki.

Eser, dönemsel ya da kampsal bir bakış açısıyla oluşturulmamış. Yazar bu eseri hazırlarken; şiirimizin neredeyse altmış yıllık bir dönemine dair örneklikler üzerinden giderek, o örneklerden yola çıkılarak dönemsel sonuçlara ulaşılabilecek şekilde veriler ortaya koyarak çıkarımlarda bulunmuş. Bu metinlerde görülen ‘metne yaklaşım’ biçimleri, geniş bir perspektiften varyasyonlarla metnin çözümlenmesi çalışması ideal / örnek bir çalışma yöntemi. Belki de ‘Metne Yaklaşım Biçimleri’ üzerine kuramsal bir metin de çalışılmalı. Şahsen; Özger Hoca’nın çalışmalarını dikkatle takip etmenizi öneriyorum. Yazdığı her yazının edebiyat tarihi açısından önemli olduğunu-olacağını düşünüyorum.

Hülasa; Dikiş Yeri tanıtım-değerlendirme-inceleme-eleştiri yazan herkes için şiddetle önerdiğim bir kitap. Çünkü bu türden yazı yazanların varılacak hedef noktası şudur: Eserin değerinin ortaya çıkarılması, sanatın iyi ve güzel olmayandan kurtuluşu, eserin darasının düşülüp kalıcı hale yaklaşması. Yazar/şair “daha güzel yazmaya, eseri olgunlaştırmaya” teşvik edilmiş olur. Eleştiri kılavuzluktur. Okuyucu, yazar ve yayın dünyası için.

Ethem Erdoğan

Yayın Tarihi: 07 Kasım 2020 Cumartesi 15:20 Güncelleme Tarihi: 07 Kasım 2020, 15:21
banner25
YORUM EKLE

banner26