Edebiyat hayattan kopamaz!

'Dut Mevsimi'ni okurken hikâyeyi bize naif bir hatırlatmaymış gibi algıladım ve üç aşağı beş yukarı bunları düşündüm. Sonra Süsen'in bir tabak dut vermesini bekledim.

Edebiyat hayattan kopamaz!

DutMukadder Gemici ismini Dergâh’ı takip edenlerimiz bilirler. Ben ilk kez orada gördüm kendisini. Dergilerim yanımda olmadığı için ne süredir hikâye yayımlıyor bilemeyeceğim, fakat artık takip edeceğim birisi olduğunu biliyorum. Dikkat çekiyor, sürüklüyor, pişman etmiyor. İlk hikâyelerini okuduğum birisinde bu üç özellik de bir araya gelmişse o kalemin izini sürmem gerekir.

Dergâh’ın 236. Ekim sayısındaki son hikâyesi ‘Dut Mevsimi’ idi. Hikâyeyi oldukça rahat bir şekilde, hiç de sıkılmadan okudum. Yaşlı bir amcanın dut ağacının gölgesinde dinlenirken çocukluk anılarına dönüşünü, neden dut ağacının onu çocukluk yıllarına götürdüğünü, bir dut ağacının ona neden yaşadığı kuyunun kendi içine sarkan karanlığını hatırlattığını çok güzel anlatıyor. Velâkin benim üzerinde durmak istediğim konu tam olarak bu değil.

 

DergahEdebiyat mı, Siyaset mi?

Hikâyenin esas kişisi Süsen adında bir Ermeni kızı... Yaşlı amca çocukluğunda mahallelerindeki bu Süsen’e âşık… Yaşlı amcamızın çocukluğu tehcir yıllarına denk geliyor. Haliyle biz hikâyeyi okurken arka planda tehcir yıllarına ilişkin değinmelere de rastlıyoruz. Tam da Ermeni açılımı mevzularının gündemde olduğu bir dönemde yayımlanan böylesine bir hikâye bana oldukça önemli geldi. Aslında bu toplumsal meselelerimizi siyasetin perspektifine terk etmeyişin bir ifadesi oluyor. Sorumuzu tam bu noktada tekrarlayabiliriz; arızalarımızı giderecek, birlikteliğimizi ve medeniyetimizi kaim ve daim kılacak ufku bize edebiyat mı, siyaset mi sağlar? Ben toplumsal meselelerimizin özelde edebiyat genelde sanat aracılığıyla daha hassas, etik ve estetik incelikle irdelenebileceğine inananlardanım. ‘Duygusal gerçekliklerimizi’ veya ‘tarihsel zihnimizi’ siyasetin hamasetine terk edemeyiz.

 

Reaksiyoner mi, Aksiyoner mi?

Türkiye’de birçok zemini reaksiyonun ‘itelediğini’ hesaba katarsak siyasetimizin de genel itibariyle tepkisel manevralarla ilerlediğini söyleyebiliriz. Buna karşılık edebiyatın bu hengâme içerisinde bir duruş, tavır olarak içtimai hayatımızda yer etmesi gerektiğini en fazla böyle zamanlarda fark ederiz. Kendisini sorunlara ayarlayan bir tepkisellikten sıyrılıp, sorunları aralayıp kendisine ulaşan bir eylemselliğe ancak edebiyatla varabiliriz. Bu yüzdendir ki gözlerimiz Gazze’yi anlatan şiirleri görmek, kulaklarımız ‘birkaç şeyi açıklayacak marşları’ duymak ister. Ben ‘Dut Mevsimi’ni okurken hikâyeyi bize naif bir hatırlatmaymış gibi algıladım ve üç aşağı beş yukarı bunları düşündüm. Sonra Süsen’in bir tabak dut vermesini bekledim. Boşuna beklemişim.

 

Muaz Yanılmaz

Güncelleme Tarihi: 31 Ekim 2009, 09:53
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ali Kara
Ali Kara - 9 yıl Önce

Son okuduğum bir romandan bahsetmek istiyorum size. Facebook'ta gördüm kapağını ve tanıtım yazısını. İlginç geldi aldım, okudum ve çok beğendim. Zeki bir kurgu insanı içine çeken, hapseden. Elimden bir türlü bırakamadım. Bitirince fark ettim ki sadece bir roman değildi okuduğum. Yaşadığımız dünyanın, ekonomik krizlerin, servet değişiminin, para hırsının bize yaptıklarıydı. Evet roman sadece roman değildir. Muamma da sadece güzel bir roman değildir okunması haberdar edilmesi gereken bir roman.

banner19