Ebü’l-Ala Afifi’ye göre bir hakikat yolculuğudur tasavvuf

Ebü’l-Ala Afifi’ye göre tasavvuf, İslam dinini katı fıkıhçıların, felsefeci ve kelamcıların bakışlarına farklılık olarak deruni hayatın ve merhametin varlığının ruhlarda hissedilmesini sağlamıştır. Selma Özkaya Muştuoğlu yazdı.

Ebü’l-Ala Afifi’ye göre bir hakikat yolculuğudur tasavvuf

Hakikati bulma adına çıkılan ilk merhalede aklı ve bundan ziyade irade ile vicdanı temel esas alarak inceleyen birbirinden farklı gruplar vardır. Bu gurupların kâinatı anlamlandırması da netice itibariyle çeşitlilik göstermektedir. Her bir grubun ulaştığı düşünce yapısının eksikliği mevcuttur. Derin bir anlam yapısına sahip olan tasavvuf ilminin incelikleri konusunda ciddi bilgi birikimine sahip olan Ebü’l-Ala Afifi’ bu ilme dair kavramlara yeni düşünce yapıları eklemiştir.

Mısır’da doğan Ebü’l-Ala Afifi Mart 1897- Ekim 1966 yılları arasında yaşamış Mısırlı bir felsefeci akademisyendir. İlköğrenimine Mısır’da başlamış olmakla beraber üniversite eğitimi için İngiltere’ye gitmiştir. Orada felsefe bölümünü birincilikle bitiren ilk Mısırlı unvanını almıştır. İngiltere’de E.G. Browne, R.A. Nikholson, A.J. Arberry gibi şarkiyatçılardan etkilenen Afifi, Muhyiddin İbnü’l Arabi üzerine hazırladığı teziyle felsefe alanında doktora unvanını almıştır. Yazarın temel iki eseri vardır ve şu şekilde tercüme edilmiştir: “Muhyiddün İbnü’l-Arabi’nin Tasavvuf Felsefesi” ve “Tasavvuf: İslam’da Manevi Hayat”.

Tasavvuf: İslam’da Manevi Hayat kitabı giriş, dört bölüm ve kaynakça üzerine yazılmıştır. Yazar, başlangıç olarak anlam arayışının sadece İslamiyette olmadığını ve yeni bir eylem olmadığını aktarmıştır. Hakikat yolcularının, hakikat bilgilerine ulaşma aşamalarını açığa çıkarmak için kaleme alınan bu kitap, sadece ilk dönem âlimlerinden faydalanılarak yazılmıştır. Felsefe ile bu yolda yan yana yüründüğüne dair şahıs örneklerinde bulunulmuştur. Fakat yan yana olmanın sonuna kadar beraberliğe ve aynı noktaya ulaşılması anlamına gelmediğini belirtmiştir.

Tasavvufun tanımlarını anlamak adına Hz. Peygamber (sas) zamanından başlatarak incelemesi, o dönemde böyle bir tanımlamaya ihtiyaç duyulup duyulmadığı yönünde bir karara bağlarken İbn Haldun’un düşüncesinden aktarımda bulunuyor yazar. Daha sonra kelime kökenlerini değerlendirerek bazılarının kabul edilme ihtimalinin olmadığını söylüyor. Sufi isimlerinin zikredilmesi ve onlar hakkında bilgi aktarımı; kişilerin arayışlarının hangi doğrultuda olduğunu beyan eder mahiyette.

Tasavvufun ortaya çıkış şartları

Bir ilmi anlayabilmek için o dönemin felsefi yapısını, iç şartlarını, siyasi yapısını tam olarak kavranmadan yapılan yorumların beyhudeliğinden bahseden yazar, bir şeyin bir şeyle benzer tarafının varlığını veyahut tamamen benzerliğin inkarının olabilmesi için belirli şartlar koşar. Tasavvuf ilmini de bu anlamda inceler. İslam dışı yaklaşımlardan etkilenmiş mi yoksa tamamen bağımsız mı inşa etmiştir kendisini? Bu iki görüşe de ayrı ayrı yer verilmiş ve genel olarak maddeler incelenirken; öncelikle o maddeyi kabul edenlerin fikir dünyalarının tahlilini yapmış sonra da düşüncesini gerekçesiyle açıklamıştır.

Tarihi oluşumunu aktarırken genel olarak yaptığı tespitlerle günümüz tartışma mevzularına cevap veriyor olması metne duyulan ilgiyi artırmaktadır. Bazı kavramlara karşılaştırmalı yaklaşılması, aslen aynı gibi gözüken bazı mevzuların aslında benzer olmadığı, ince bir sınırla birbirinden ayrıldığı ve bu sınırlamayı aşmanın göründüğü gibi basit olmadığı bir gerçektir. Eserde felsefenin ve tasavvufun akıl ve Mutlak Varlık sınırlamalarını kıyaslama yoluna gidilmiştir.

Tasavvuf dönemiyle zühd dönemini birbirinden ayırmakta ve ikisinin de doğuşunu hazırlayan farklı amillerin varlığı benimsenmektedir. Zühd kavramı üzerine yaptığı tespitlerle adeta bu ilmin doğuşunu, farkını ve öğretisini incelemiştir.

Tasavvuf, İslam dinini katı fıkıhçıların, felsefeci ve kelamcıların bakışlarına farklılık olarak deruni hayatın ve merhametin varlığının ruhlarda hissedilmesini sağlatmıştır. Doğal olarak tepkiyle karşılaşmıştır. Yazara göre insanların zühdü tercih etmesinin temel nedenleri, ahiret hayatının azabı ve ateşte yanma korkusudur. Bu durumda dünyadan uzaklaşmalarına neden olmaktadır. Elbette Allah sevgisi de vardır. Hatta bunu temsil eden sufiler de vardır. Sevgiyi ve muhabbeti temsil eden ekoller de mevcuttur.

Şeriat-hakikat tanımlamasında Gazali’yi örnek göstermesi dahilinde yapmış olduğu tanımlama ile herkesin rahatlıkla kavrayabileceği sadeliğe dönüştürmüştür. Farklı düşünceleri de eserine yer vermekten çekinmemiş. Eserde sadece felsefeci ve kelamcıların tasavvufa bakışlarına değil, sufilerin de bu ilimlere yaklaşımları üzerine durulmaktadır. İslamiyetin yekpare katı kurallardan oluşmadığını savunan tasavvuf ilmi mensupları, ilahi sevgi üzerinde durmuşlardır. Muhasibi, Cüneyd, Zunnun, Ebu Yezid Bestami ve aşıkların sultanı İbnü’l-Fariz’i örnek olarak incelemiştir. Sufiler hayatlarını ilahi sevgi için yaşarlar ve tüm çabaları bu sevginin mahiyetine nail olabilmek adınadır. Mübalağa gibi gözükmüş olsa da sufiler bu amaç uğruna hayatlarını idame ettirmektedirler.

Sufiler arasındaki tartışma konuları

Bir kavramı anlayabilmek için o kavrama yapılan olumlu ve olumsuz eleştirilerin aktarılması, o kavramın tam olarak anlaşılmasını sağlama çabası olmakla beraber tanımlamaya çalıştığımız kavramın hayatta gereksiniminin var olduğunu kabul etmek demektir. Bu çaba üzerine yazar üçüncü bölümü ele almıştır. Yapılan tartışmalara felsefeci bir akademisyen olarak cevap vermiş. Vermiş olduğu cevapları da o dönemin hakim şahıslarının eserlerinden aktarımda bulunarak bir sonuca varmıştır.

Sufiler kendi aralarında bazı kavramların hal mi yoksa makam mı olduğuna dair fikir ayrılığına düşmüşlerdir. Bazı kavramların ise tanımlanıp tanımlanamaması üzerinde ayrışmışlardır.

Yazar, son bölümü velayet kavramını ayrıntılı açıklamaya ayırarak; velinin sufilerce tanımı, velide bulunması gereken özellikler ve velilerin üstünlüğüne dair aktarımlar yapılmıştır. Son olarak da Hatmu’l-Evliya eserinden bahsederek eseri tamamlamıştır.

Sonuç olarak; eseri incelediğimizde tasavvuf ilmine felsefi bir gözle bakılmasından dolayı düşünce yapılarının zihinde oluşturduğu farklılıklardan bahsedilmektedir kitapta. Bu farklılıklara son olarak tasavvufi anlamdaki kabulünü anlatmış olması, düşünce yapımızın oluşumunda önemlidir. Bu ilme dışarıdan gelen eleştirilerin yanı sıra sufilerin de kendi arasında farklılıklara düştüğünü ve bunların izahının yapılması konusunda ilgilenenlere tavsiye niteliğinde bir eserdir.  

Ebu’l Ala Afifi, Tasavvuf İslam’da Manevi Hayat, Çev. Ekrem Demirli,Abdullah Kartal, İz Yayıncılık.

Selma Özkaya Muştuoğlu

Güncelleme Tarihi: 03 Haziran 2020, 16:14
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26