Ebubekir Râzî’ye göre tutku, aklî bir hastalıktır

Asırlardır İslam düşünürleri ahlak hakkında ne demiş? Ahlaki eylemler üzerine yapılan mülahazaları aşıp ilkeler ortaya koyabilecek bir teorik alan oluşturabilmişler midir? Zeynep Erten Taşan yazdı.

Ebubekir Râzî’ye göre tutku, aklî bir hastalıktır

Ahlak nedir? Kimler iyi bir ahlaka sahiptir? Günümüzde ve muhtemelen geçmişte de her kesimden ve her yaştan insanın diline doladığı ahlaksızlık kavramı neyi ifade eder? Bu soruların pratikte tüm insanlık için ortak kabul edilebilen cevapları olabileceği gibi; içinde yaşanılan topluma ve zamana göre değişen çok çeşitli cevapları da bulunabilir elbette. Peki, asırlardır İslam düşünürleri ahlak hakkında ne demiş? Ahlaki eylemler üzerine yapılan mülahazaları aşıp ilkeler ortaya koyabilecek bir teorik alan oluşturabilmişler midir?

Georgetown Üniversitesi’nden emekli felsefe hocası Macit Fahri, İslam Ahlâk Teorileri kitabında bu sorulara cevap aramış görünüyor. Sakarya Üniversitesi’nin iki profesörü, Atilla Arkan ve Muammer İskenderoğlu bu kitabın çevirmenliğini üstlenmiş.

İslam ahlâk düşüncesi meselelerini eleştiriler ve yorumlardan uzak ve olabildiğince nesnel bir şekilde ele almaya çalıştığını belirten Macit Fahri, eserini bu özellikleriyle bir ders kitabı niteliğinde hazırlamış. Kitabın önsüzünde yazar, İslam ahlâk düşüncesinin meselelerini inceleme noktasında kronolojik bir yöntemden ziyade temel konuları içeren analitik bir yöntemi benimsediğini zikretmiş. Bu yöntem sayesinde okuyucu Fahri’nin sınıflandırdığı ahlak görüşlerini aynı bölümde toplu halde görme şansına erişiyor ve bu da kişinin meselelere aşinalığını kolaylaştırıyor. Fahri’nin ahlak düşüncelerini aynı çatı altında topladığı düşünürleri gruplandırdığı yapı ise şu şekilde: Nassî ahlâk, kelamî ahlâk, felsefî ahlâk ve dinî ahlâk. Nassî ahlâk ve felsefî ahlâk birbirinin iki zıt kutbunda bulunurken kelâmî ahlâk ve dinî ahlâk bu ikisinin arasında yer almakta.

Kur’an ve hadislerdeki ahlaki prensipler

İlk bölüm olan nassî ahlâk başlığı altında yazar öncelikle İslam ahlâk düşüncesinin gelişiminde iki aşamanın birbirinden net bir şekilde ayrılması gerektiğini söylüyor. Buna göre ilk aşama Kur’an ve hadislerdeki ahlâkî prensiplerin yorumsuz formlarını teşkil eder. İkinci aşamada ise müfessirler, hadisçiler ve fıkıhçılar yer alır. Fakat nassî ahlâk, kitabın en küçük bölümünü oluşturur zira her ne kadar tefsir, hadis ve fıkıh disiplinleri aklî bir çaba içerisine girip analiz ve yoruma başvursalar da bu faaliyetleri tutarlılık ve kapsamlılıktan uzak bir mahiyette olmuştur. Bunun neticesinde ortaya çıkan da, bir ahlâk teorisinden ziyade ahlâkî sezgiler ve düşünceler topluluğu niteliğindedir.

Kelamî ahlâk bölümünde ise düşünürlerin ahlâkî prensipler noktasında çok farklı görüşleri savundukları açıkça görülmektedir. Mesela Mutezilî âlimler iyilik ve kötülüğün o fiillerin zatî bir özelliği olması sebebiyle aklen bilinebileceğini savunurken, Eş’ar’î düşünür Cüveynî bunu reddeder. Zira ona göre insanların iyi ve kötüyü kavramadaki sezgi dereceleri çeşitlidir ve birbiriyle çelişebilir. Bu durumda ona göre iyilik ve kötülüğün yegâne ahlâkî temeli vahiy ve şeriattır. Hiç bir şey zatî özelliğinden dolayı iyi ya da kötü değil, bilakis bir şey şeriat onu emrettiği için iyi ve yasakladığı için kötüdür.

Tutkudan kurtulmanın yolları

Yazar üçüncü bölümü felsefî ahlâk düşüncesine ayırır. Burada öncelikle Yunan felsefesinin İslam dünyasına giriş yollarını konu edinir ve Aristo’nun Nikhomakhos’a Etik adlı ahlâk kitabının İslam ahlâk düşüncesini etkileyen en önemli metin olduğunu vurgular. Buradan sonra nispeten kronolojik bir sıralamayla İslam felsefesinin önemli filozoflarının ahlâk görüşlerini ele almaya çalışır. Bu filozoflardan biri olan Ebu Bekir er-Râzî günümüzde çoğunlukla müspet bir anlam yüklenen tutkuyu “aklî bir hastalık” olarak kabul eder ve aşk, cimrilik, açgözlülük ve dünyevî ihtiras gibi durumları tutkunun hastalıkları olarak zikreder. Şayet bir kişi tutkuya yakalanırsa Râzî’ye göre şu üç yolla bundan kurtulması mümkün olabilir:

1.“Endişelenmeye en açık olanların muhtelif pek çok şeye ilgi gösterenler olduğunu düşünmek. Dolayısıyla ne kadar az şeye ilgi gösterirsek kendimizi endişeden o kadar uzak tutmuş oluruz.”

2.”Değer verdiğimiz şeyi kaybetmenin kaçınılmaz olduğunu kabullenmek. Kendini kaybı veya mahrumiyeti kabule önceden alıştıran kişi, felakete karşı önceden kendini güçlendirmiş olacaktır.”

3.”Zayıflığımız veya aşırı tutkulu tabiatımız nedeniyle bu iki yoldan birini takip edemiyorsak bize açık olan tek çıkış yolu, tek bir ilginin veya tek bir sevgi nesnesinin kölesi olmaktan kaçınıp bu tür nesnelerden birçoğunu arzu etmek ve böylece de bir nesneyi kaybetmeyi diğerlerine sahip olmayla dengelemektir.”

Müstakil eserler veren âlimler

Macit Fahri, İslam düşüncesinde ahlâk meselesine çok fazla eğilmeyen filozofların görüşlerini sırayla ele aldıktan sonra ahlâk alanında müstakil çalışmalar yapan Yahya b. Adî, İbn Miskeveyh, Nasiruddin Tusî ve Celaleddin Devvânî’nin görüşlerini ayrı başlıklar altında ele alır. İbn Miskeveyh ve Nasiruddîn Tusî ahlâkın teorik alt yapısını oluşturmak için öncelikle nefs konusunu ele almaktadırlar. Sonrasında ise nefsin kuvvetlerinden doğan ana erdemlerden bahsederler ve bu ana erdemler her iki düşünüre göre aynıdır: Hikmet, iffet, şecaat ve adalet.

Düşünürlerimize göre erdemlerin her birisinin iki ucunda birer erdemsizlik bulunmaktadır ve bu erdemler onların tam orta noktasında durmaktadır. Evet, burada aslında itidal noktasından bahsederler. Her bir erdem mutedil bir davranış örneğidir. Bu erdemlerin kapsamına giren diğer erdemler konusunda ise Tusî, daha ayrıntılı bir tablo oluşturmaktadır. Ayrıca İbn Miskeveyh’in eserini Farsçaya çevirme niyetiyle kendi ahlâk eserini kaleme alan Tusî, İbn Miskeveyh’e ek olarak bu ahlâk kitabının içerisine bir de ev yönetimi ve şehir yönetimi bölümlerini eklemiştir. Görüldüğü üzere İslam felsefesinde siyaset, ahlâk disiplininin kapsamında ele alır.

Gazzali’ye göre doğru yol

Son bölüm olan dinî ahlâk, ilk bakışta nassî ahlak ile özdeş bir manayı ifade ediyor gibi görünüyor. Fakat yazara göre dinî ahlâk, nassî ahlâkın aksine Yunan felsefesi ve İslam kelamının etkisi altında kalmış ve bunlarla beraber bu ahlâk anlayışının temel unsurları arasında tasavvuf da kendisine yer bulmuştur. Tüm bu karmaşık yapı Fahri’ye göre aslında en tipik İslam ahlâk sistemini oluşturmaktadır. Burada ele alınan düşünürlerden dikkate şayan isim Gazzâlî olsa gerek. Yazar da kitabı Gazzâlî ile sonlandırmayı tercih etmiş.

Bilindiği gibi Gazzâlî, filozofları birçok açıdan eleştiren bir isimdir ve hatta yalnızca bu eleştirilerine yer verdiği Filozofların Tutarsızlığı isimli bir eser kaleme almıştır. Fakat o da filozoflar gibi ahlâk için gerekli olan dört temel erdemden bahseder. Yine tıpkı onların düşüncesinde olduğu gibi erdem iki zıt uç arasındaki orta noktadır. Peki, bu orta noktayı kişi kendisi nasıl belirleyecek? Zira bu orta nokta aslında kişilerin etkisi altında bulunduğu şartlara göre değişen bir nitelik arz eder. Yazar Gazzâlî’nin bu meseleye şöyle cevap verdiğini belirtir:

“Onu (orta noktayı) Kur’an’da zikredilen doğru yol (sırât-ı müstakîm) ile karşılaştıran Gazzâlî onun kıldan daha ince, kılıçtan daha keskin olduğunu ileri sürer. Ona göre, insan sürekli olarak Allah’ın hidayetine yönelmelidir, zira O’nun yol göstericiliği ve merhameti olmaksızın kimse bu hayattaki rezîletlerin risklerine karşı kendini koruyamaz.”

Zeynep Erten Taşan

İslam Ahlâk Teorileri, Macit Fahri, Litera Yayınları,

Güncelleme Tarihi: 26 Kasım 2018, 17:15
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26