Düşlerin, anıların evreninde yolculuğa çıktı

Hasibe Çerko'nun, Şule Yayınları'ndan çıkan öykü kitabı Diana'nın Kanlı Kavakları, okuru alışık olmadığı dünyalara davet ediyor. Ayşegül Sena Kara yazdı.

Düşlerin, anıların evreninde yolculuğa çıktı

Hasibe Çerko'nun ikinci öykü kitabı Diana'nın Kanlı Kavakları, Şule Yayınları'ndan çıktı. İstanbul'da felsefe öğretmenliği yapmakta olan yazar, öykülerini Heceöykü ve Gri dergilerinde öykü ve denemelerini ise Karabatak Dergisi’nde yayınlamayı sürdürüyor.

İlk kitabı “Us Lekesi”nde Hasibe Çerko, el-Kindī, Sühreverdî, Farabi, İbn Sina, İbnü’l Arabî, İbn Bacce ve İbn Seb’in Elealı Zenon, Diogenes, Empedokles, Thomas More, Herakleitos, Platon, Campanella, Sokrates, Pythagoras, Nietzche, gibi İslam ve Batı medeniyetinin önemli isimlerini hikâyelerinin kahramanı olarak seçerek, filozofları öyküye taşımasıyla dikkat çekti. Filozofları yeni bir kurgu ile anlatan yazar, bilginin ikinci planda kaldığı kurgunun öne geçtiği hikâyelerde felsefi terim ve kuramları kullandı. Felsefeyi sevenlerin beğenisine filozofların öyküsel halleriyle zenginleştirilen farklı bir tür sundu.

Öngörülemez ayrıntıları yakalamaya çalışıyor

Edebiyat dünyasında “Us Lekesi” ile tanınan Hasibe Çerko, ikinci kitabı “Diana'nın Kanlı Kavakları” ile yine değişik dünyaları anlatmanın peşinde. Zamandan ve mekândan bağımsız olarak yazılan öykülerde yazar, öngörülemez ayrıntıları yakalamaya çalışıyor. Hikâye dilinin alışılagelmişten farklı kullanıldığı öyküler, çarpıcı anlatımıyla ilgi uyandırıyor.

13 öykünün yer aldığı kitap, kimi zaman ikinci şahısla konuşuyormuş hissi veriyor, kimi zaman da yazarın kendine söyledikleriyle ilerliyor. Bazen öykünün çizgilerini aşarak masalsı bir havaya bürünüyor kitap. Akıl ve mantığın sınırlandırılmış dünyasında hapsetmiyor yazar kendini. Sıradan bir olayı anlatırken bile hikâyenin ritmine uygun olarak seçtiği kelimeler ve anlatım kurgusu ile hayret uyandırıyor. Alabildiğine açılıyor, düşlerin, destanların evreninde buluyoruz kendimizi.

Benzetmeleri ve tasvirleri sıradışılıkla kullanıyor yazar öykülerinde. Doğa olayları ve doğa tasviri etkili bir şekilde yer buluyor kendine. “Güz Ağacı” isimli öyküsünde bu durum özellikle kendini belli ediyor: "Hâlâ dökülmekte olan ölü yapraklarla sarılmışım. Gazellerin içinden geçmem gerekiyor bazen; ayak bileğimden dizlerime yükseliyor, bacaklarıma sürünerek birkaç adım sonra terk ediyorlar. Tepelerin arasında kayıp giden vadide, biri bitince öbürü uç veren meyve bahçeleri kahverengi, yeşil, sarı ve kırmızının vahşi uyumuyla çalkanıyor."

Geçmişin anı kazıcılığını yapıyor

Yazar çocukluğundan kalan, iç dünyasında yer etmiş olayları, tatlı kederleri de öyküsüne taşıyor. Anlatıcıları geçmişinden seçiyor, adeta bir “anı kazıcılığı” yaparak geçmişte yürütüyor okuyucuyu. Mahallenin sevilen simalarını, dert küpü kadınlarını anlatıyor. Geçmişin sularında yüzdüğü bir anda, suyun yüzeyine çıkıp şimdiki zamana geçebiliyor. “Bir Sonbaharda Koleksiyoncu” isimli öyküde geçmişin yok edilişini şöyle sorguluyor: "Bilinmezlikten, öteye atılmışlıktan şimdiye, geride kalanlara duyulan bir hasret mi tütüyordu rüzgârda; yoksa gelecek, çılgın bir büyücü gibi geçmişi yerden yere vurarak süpürüyor muydu?"

Hikâyenin olmazsa olmaz tamamlayıcısı hüzün, Hasibe Çerko'nun eserlerinde de kendini belli ediyor. Ürküten ölümleri, yitimleri, kayboluşları, yalnızlıkları düz gerçekliğiyle anlatmayı seçmiyor, farklı yollarla gerçeği ifade ediyor. Ölümü uçucu bir şey olarak tanımlayan öykü kahramanı, “Ben uçuyorum!' diyor mesela. Ve öykünün sonunda okuyucuyu hüznün atmosferine hapsediyor.

 

Ayşegül Sena Kara yazdı     

Güncelleme Tarihi: 21 Aralık 2018, 15:10
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
şule
şule - 6 yıl Önce

gerçekten yazarın görüş açısı çok geniş ilk başta anlaşılması zor gibi gözüküyor fakat sonradan anlayınca kitabın ne kadar güzel olduğu tespit ediliyor ben kitabı çok beğendim

banner19

banner13