Dünyayı Yurt Edinenlerin Öyküsü; Kaplumbağa Gölgesi

Güzide Ertürk’ün Şule Yayınları arasından çıkan yeni kitabı Kaplumbağa Gölgesi; sokakları, toplama kamplarını, çadırları mesken tutanların uzun öyküsünü anlatıyor. Mustafa Uçurum bu kitap hakkında yazdı.

Dünyayı Yurt Edinenlerin Öyküsü; Kaplumbağa Gölgesi

Yeri, yurdu belli olmadan dünyanın ortasında bir nokta gibi yaşamak bazen insanın bahtına düşen bir kader çizgisidir. İstemeden ama yaşamak zorunda olarak tüketilen ömrün mekânı dünyanın her yeridir. Sınırları uçsuz bucaksız bir coğrafyada her yer aynı acıyı sunar yeri yurdu belli olmayana.

İltica eder insan. Yaşadığı yerden, sevdiklerinden, geçmişinden ve daha da çok kendinden uzaklaşmak zorunda kalır. Son yıllarda en sık duyduğumuz ifadelerden biri olan “mülteci olmak” artık dünyanın büyük bir bölümünün kaderi olarak karşımıza çıkıyor. Daha iyi bir yaşam için, hayatta kalabilmek için mülteci olmayı tercih edenlerin hikâyelerine haber bültenlerinde ancak birkaç dakikalık görüntülerle şahit oluyoruz.

Mültecilerin, evsizlerin öykülerine haber bültenleri dışında bazen bir öykünün içinde bazen bir şiirin dizelerinde rastlayabiliyoruz. İçimizdeki sürgünlüğü depreştiriyor bu anlık karşılaşmalar. Dünya üzerinde ne kadar sahipsiz ve eğreti durduğumuzu bir kez daha anlamış oluyoruz.

Güzide Ertürk’ün Kaplumbağa Gölgesi adlı kitabı Mayıs 2017’de okuyucularla buluştu. Kaplumbağa Gölgesi uzun bir öykü. İki öykü (Düşeş, Öbür Dünya Öyküleri) ve bir deneme (Rüzgârgülü Çamlıca) kitabı daha var Ertük’ün. Öykü dili oturmuş, anlatım tarzı özgün bir öykücü Ertürk. Kendini yazdıkça yeniliyor. Kaplumbağa Gölgesi tamamı mektuplardan oluşan bir kitap. İlk intiba olarak mektuplarla ilerleyen bir kitaptan beklenen durağanlık bu kitapta yok. Ertürk, anlatımı o kadar canlı kılmış ki bir sonraki mektubu kahramanla birlikte bizler de bekliyoruz.

Kitabın isminden başlayan bir okunma arzusu sayfalar ilerledikçe okuyucuyu içine çeken bir öykünün kahramanı yapıyor. İçimizde çırpınıp duran “gitme arzusu” farklı bir yüzle çıkıyor karşımıza. Gitmek mi kalmak arasında kalarak ilerliyor dünyanın ortasında kendine yurt arayanların öyküsü.

Mültecileri de görebiliriz

Dünyanın en acı gerçeklerinden biridir mülteciler. Bu kavrama en aşina ülke Türkiye desek abartmış olmayız. Sadece sınır şehirlerinde değil artık Türkiye’nin her köşesinde mültecilerle yüz yüze geliyoruz. Kendine hayat kurmayı başaranların yanında bir evsiz olarak yaşayan mülteciler de maalesef hayatımızın tam da içinde yer alıyor.

Kaplumbağa Gölgesi, mültecilerin, evsizlerin hayatlarına aşina olmamızı sağlayacak bir hassasiyetle kaleme alınmış bir kitap. Güzide Ertürk, küçük bir girişten sonra bir mektubun satırlarına çağırıyor bizi. Tekerlekli sandalyesinden güç bela doğrulan Melina hemşire ilerleyen yaşına aldırmadan mültecilere yardımcı olmak için acil servis hemşiresi olarak Midilli Adası’na gidiyor. Hemşire ile anlatıcının arasındaki mektuplaşmayı okuyor ve yaşıyoruz.

Mültecilerin ve evsizlerin hayatları var bu kitapta. Yaşadıkları, yaşayamadıkları, denizde ölüme ramak kala bir botun içinde umuda koşuşları var mültecilerin. Kıyıya çıkanlar için de yaşamak aslında bir botun içinde olmaktan farklı değil.

Kitapta karşımıza bir anda Ümran çıkıyor. Şaşkın gözlerle dünyayı izleyen, ölmek ve yaşamak nedir sorusuna sessiz çığlığıyla cevap veren Ümran.

Tüm yaşananları yere düşmüş bir pankart haykırabiliyor bir anda dünyaya; T-r-u-m-p

Günümüz meselelerine somut göndermeleri de var Kaplumbağa Gölgesi’nin. Yaşanan gerçeklerle yüzleşen, eksik yanlarımızı sarsan bir hassasiyette yapılıyor bu göndermeler.

Dünyadan bir sığınak; Kaplumbağa Gölgesi

Evsizler için ve mülteciler için bir çadır çok derin anlamlar içermekte. Bir çadırın ne büyük anlamlar ifade ettiğini ancak çadırda yaşamak zorunda kalanlar bilir. Güzide Ertürk kitabının adını bu çadırların görünümünden hareketle seçmiş. “Duvarın ardında beliren çadırlar, yürümekten yorulan kaplumbağaların kabuklu sırtını andırıyordu.” Sadece görünüm değil elbette. Sessizliğiyle, içine kapaklığıyla her çadır evini sırtında taşıyan bir kaplumbağa gibi adeta.

Yurt edinmek, yatacak yerinin olması, geceyi geçirebilecek bir göz odanın verdiği saadet kitabın tümünde anlatıcı tarafından tüm canlılığıyla hissettiriliyor. Evsizdir anlatıcı. Bir gün çadırda, bir gün kartonlar arasında, yer altı geçitlerinde gününü geçirmekte ve bunları satır satır Melina’ya yazdığı mektuplarda anlatmaktadır.

Savaşlar, zorunlu göçler, savrulup duranlar ve huzuru arayanlar var bu öyküde. Yazarın içten anlatımı bizi soluk soluğa bir maceraya da davet ediyor. Sığınaklar, yer altı şehirlerini andıran tüneller, geçitler bizi fantastik bir masalın da içine çekiyor zaman zaman. Midilli, Halep, Portland arasında evsiz, barksız savrulurken sığınacak bir çadır, karton parçası, yıkık bir binanın özlemini duyuyoruz hep birlikte.

Dünyanın sarsılarak yaşadığı gerçeklere en çok da yazarların duyarlı olmasının ne kadar önemli olduğunu anlıyoruz Kaplumbağa Gölgesi’nde. Yarınlara kalacak bir acılar kitabının içimize iltica eden hüznünü akıcı bir dille anlatan Güzide Ertürk şahitliğine bizleri de şahit tutmak istiyor bu kitabı ile. Bizler de tekrar tekrar içimiz burkularak da olsa Ümran’ın gözlerindeki hakikati unutmamak için şahitliğimizi tazeliyoruz.

Mustafa Uçurum

Güzide Ertürk, Kaplumbağa Gölgesi, Şule Yayınları

Güncelleme Tarihi: 22 Kasım 2018, 17:49

Zeynep İnan

banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26