banner17

Dünyanın Yahudi'ye borcu devasa boyutta!

Nazife Şişman’ın ‘Yeni İnsan’ kitabı, görmek istemediğimiz ya da farkına varmadığımız gerçeklerle yüz yüze getiriyor okurunu..

Dünyanın Yahudi'ye borcu devasa boyutta!

 

 

 

Teknoloji, bilim ve tıp…  Karşısında esas duruşa geçtiğimiz son elli yılın en öngörülemez ve hızına yetişilemez kavramları… Başımız dönmüş, nutkumuz tutulmuş vaziyette bu alanlardaki ilerlemeleri izlemekteyiz. Öyle ki bütün sınırları aşan, sınır tanımayan, hayatın ve ölümün sınırlarını dahi (ötenazi - öjenik) tartışmalı hale getiren bir ilerleme bu…

Nazife Şişman’ın kaleme almış olduğu Yeni İnsan - Kaderle Tasarım Arasında kitabını okuduğunuzda çoğumuzun gözünden kaçırdığı biyoteknoloji, gen mühendisliği gibi konuların Müslümanca tartışmaya açılmış ve kapsamlı bir şekilde ele alınmış olduğuna şahit oluyorsunuz. Yazar,  yalnızca tıp mensuplarını, bilim adamlarını ve hukukçuları değil, hepimizi ve özellikle ilahiyatçıları ve felsefecileri de davet edip, konuya ahlakî ve toplumsal bir açıdan, yani muhkem “bir yer”den bakmaya ve yorum getirmeye çağırıyor.Nazife Şişman, Yeni İnsan

Kendini hiç beğenmeyen fakat ölümsüzlüğü isteyen insan

Kendini beğenmiş bir insan ne kadar iticiyse, yaratılıştan gelen bazı özelliklerinden dolayı kendini hiç beğenmeyen insan da o kadar iticidir. Burun estetiği konusunda adeta bir patlama yaşanan ülkemizde estetik cerrahların ellerinde daha güzel, psikanalizin ellerinden yuttuğumuz haplarla daha mutlu ve huzurluyuz... Ruhi sıkıntılarımızı haplarla,  fiziksel hoşnutsuzluklarımızı tonla para sayarak bir estetik cerrahla dindiriyoruz artık!?

Bilim, tıp ve teknoloji, kendimizi olduğumuz gibi, kusurlarımızla ve yalnızca bize bahşedilmiş lütuflarla kabullenmemizi, razı olmamızı ve yetinmemizi engelleyecek bir “daha” hevesiyle sınıyor bizi uzun zamandır… Daha güzel, daha kusursuz, daha genç, daha sağlıklı, daha mutlu, daha yeni bedenler ve hayatlar vadeden bu yeni düzen, zaten dünyevîleşen algılarımızın ayarlarıyla büsbütün oynuyor. Evet, güzele olan meyil ve ölümsüzlük isteği fıtrî ama bitip tükenmeyen “daha”lar öyle bir noktaya geliyor ki… Kendi hücresini dondurup, ölümsüzlüğe çare bulunabilecek bir gelecekte yaşamak için, cesedinin dondurulmasını vasiyet etmiş dünya çapında pek çok zengin bulunmakta olduğunu öğreniyoruz kitaptan…

Kamil insan olmak mı, ille de çocuk sahibi olmak mı?

Öyle bir devir düşünün ki, dünyaya gelen çocuğunuzun babası aslında yok. Yani var ama gerçekte yok… Anlaşılmaz mı oldu? O halde sperm bankalarının varlığını anımsatalım! Ve bu yolla “ille de anne”, ”her halükarda anne”, “aşırı anne” olmak gibi açıklaması güç bir duyguyu ve fiziksel özellikleri, yaradılışı tasarlanarak oluşturulan bir çocuğun varlığını.

Annelik duygusunun hemen her kadının tatmak isteyeceği bir duygu olduğu aşikâr… Tam da bu yüzden istismara açık, hassas ve üzerine derin tefekkürler gerektiren bir konu… Kitapta bir kadının her ne olursa olsun çocuk sahibi olmak gibi bir hakkının olduğu şeklindeki yeni inanışın “üreme hakkı” gibi sığ bir söyleme sığdırılamayacağı vurgulanıyor. Ve üreme hakkından önce, “bir babaya sahip olma hakkı” ve doğan çocuğun durumu düşünülmeli değil mi örneğin… “İmtihan” diye ulvi bir duygu oluşmamalı mı örneğin? Bu dünyanın yalnızca “bu dünya”dan ibaret olmadığını bilmiyor muyuz örneğin? Kaldı ki böyle bir yaklaşım, anne, baba ve çocuktan oluşan çekirdek aile tipini, yalnızca anne ve çocuktan oluşan ve artık ne çekirdekten ne de aileden bahsedilemeyecek kadar garip bir “şey”e dönüştürüyor.

Gelecekteki ekonomi biyoekonomi mi?

Biyoteknolojinin “materyal üretimi” kısmı tamamen insan bedeni üzerinde gerçekleşiyor. Rahmandan bir nefha olduğu, manevi bir boyutu olduğu unutturulan insan; parçalara ayrılan, parçaları yedeklenen, alınıp satılan, klonlanan, genlerinin karıştırılmasıyla yeni türlerinin oluşturulması hedeflenen bir meta, bir ticarî öğe haline gelmiş durumda.  Çoklu genetik yapıya sahip embriyolar, hayvan, insan ve bitki genlerinin karıştırılmasından oluşturulacak yeni canlılar, klonlardan elde edilen organlarla sürekli yenilenen bedenler, organ nakli, genetik test, gen tedavisi, yapay organlar…

Kanserin tedavisinin bulunmasına rağmen pahalı ilaç tedavisinin devam edebilmesi için “insan”ın hiçe sayıldığı bir anlayışa binaen, kapitalizmin gölgesinde her yıl yeniden üretilip pazarlanan sahte virüsler, aşılar ve tedavi yöntemleri dolayısıyla gelecekteki ekonominin biyoekonomi olmasının hiç de şaşırtıcı olmayacağı öngörüsünde bulunuyor yazar.

Zengin ve farklı bir içerik olarak son yıllarda gösterime giren pek çok bilim kurgu filminden kısa özetler bulabileceğiniz kitapta, “böyle şeyler yalnızca filmlerde olur” dediğimiz karelerin ve hikâyelerin aslında ve fazlaca “olabilirlik” barındırdığının da altı çizilmiş oluyor.

Dünyanın Yahudi’ye borcu devasa boyutlarda!?

Nazife Şişman, Yeni İnsan kitabında bazı can alıcı örnekler de veriyor. Mesela, Lubavitch mezhebinin lideri ve Batı Şeria yerleşkesindeki bir Yahudi okulunun dekanının The Jewish Week adlı bir gazeteye şöyle bir beyanat verdiğini okuyoruz: “Eğer bir Yahudi’nin karaciğere ihtiyacı varsa, onu kurtarmak için oradan geçmekte olan herhangi bir masumun (Yahudi olmayanın) karaciğerini alabilir miyiz? Evet, Tevrat buna izin verir. Yahudi hayatının sonsuz bir değeri vardır. Yahudi hayatında, onu Yahudi olmayan hayattan daha kutsal ve eşsiz yapan bir şey mevcuttur.”

Yine başka bir örnekte, genç bir köylünün böbreğini satın alıp nakil yaptıran yaşlı bir İsrailli ise dünyanın kendilerine 8 milyon kalp ve 16 milyon böbrek borçlu olduğunu zikredebiliyor.

Zehra’nın Gözleri” adlı tartışma yaratan İran yapımı bir dizi filmde ise, hasta oğlunun bütün organlarını Filistinli çocuklardan temin eden Yahudi bir doktor, Filistin topraklarının kendilerine ait olduğunu ve Filistinliler dahil, bu topraklar üzerinde ne varsa kendilerinin malı olduğunu iddia edebiliyor. Filistinlilerin gözleri, kalpleri, ne varsa… Üstelik buna Hristiyanları da dâhil ediyor ve bu hakkı nasıl kendilerinde bulduklarına şu benzetmeyle karşılık veriyor: “Hepsi bizim bahçemizde yetişen ağaçlar gibidirler.”

Kitapta bahsi geçen bu örnekler, kanunsuz organ nakillerinin ne boyutlara ulaştığını ve en kötüsü, zihniyetin nasıl bir zihniyet olduğunu göstermesi bakımından ayrıca dikkate değer…


Gülbahar Aytekin okudu ve yazdı

Güncelleme Tarihi: 12 Mayıs 2016, 15:12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20