banner17

Dünyanın hali yarası olmuş şairin

Yavuz Altınışık’ın şiiri, elinde tuttuğu ve yamuk gördüğü ne varsa düzeltmek için vurduğu bir çekiç adeta. Metin Erol, şairin 'Şantiye Modern' kitabı üzerine yazdı.

Dünyanın hali yarası olmuş şairin

Üretilip tüketilen, anekdot güzelliğinden öteye geçemeyen bir tat” üzere, yaşadığımız vakitte varlığını sürdürüyor yazı – çizi hayatımız. Hâl böyle olunca, bu tezgahtan “sadra şifa mahiyetinde” bir iş çıkması mucizeye kalıyor. Yalnızca yazı-çizi hayatımız değil, özün mahiyetinin peşinde koşan, bu koşu içinde popüler olanın cezbedici putuna biat etmemiş kaç mecra var? Her ortaya atılan eser “modern çağın en sağlam tutamaklarından biri olan” yıkıcılık üzerine kurgu edilmiş durumda. Dolayısıyla, yaşanan hâlin yıkımı da, manasız hâle gelen ‘yıkım’ eylemiyle ortadan kaldırılamayacak gibi. “İnsanlık olarak fenalığın karanlığından ferahlığa kavuşmak gibi bir derdimiz” de yok. Gün geçtikçe bu hâl üzere “tüm yeryüzü müştereken alıklaşıyor.”

Bu alıklaşma karşısında, derdi, insan ve toplum olan şair-yazar-düşünürlerin, insanlığın içinde bulunduğu hâli kavrayabilmesi için ortaya koydukları gayretleri bir cenk adeta. Kimi şiir, kimi söz, kimi yazıyla bu cenkteki yerini aldı. Buna karşın “söz söylemenin bütün imkân alanlarını ele geçirdiği halde popülerlik hevesiyle vasatlıktan çıkamayanların bizi sıhhatli bir mecraya götüreceklerini kabul etmek mümkün değildir.” Bu ret ile sesinin gürlüğünce sözünü söyleyen şairlerin başında gelir Yavuz Altınışık. (Tüm bu tırnak içinde yer verdiğim ifadeler de kendisine ait.) Ebabil Yayınları’ndan çıkan ‘Şantiye Modern’ isimli şiir kitabı, gerek popülerlik hevesiyle vasatlıktan çıkamayanlara gerek bu minval üzere gelmekte olan genç kuşağın hamurunu aynı vasatlık üzere yoğuranlara bir tokat mahiyetinde. Bunun yanı sıra kâr maksimizasyonu üzere yalnızca çıkar ve daha fazla meta elde etme amacı güden, bu münasebetle de ‘modernliğin’ temeli olan kapital dünya işleyişine de bir karşı çıkış Şantiye Modern.

Yaşadıkça tükettiği kendi yüreğidir şairin

Gerek şiirin yapısı gerek mertçe söyleyişi alışılagelmişin dışındadır Yavuz Altınışık’ın. “Kendime. Kekemeliğimden pörsümüş bir kelime / Seçerek. Unuttum çok konuşan her dilin benzerini.”, dizeleriyle selamlar okuyucuyu Altınışık. Bakmayın siz ‘kekemeliğinden kelimeler pörsüttüm’ dediğine. Eksik ve gedik gördüğü her boşluğu, yerinde söyleyişlerle doldurur Altınışık. İnsanın unutkanlığını, epistemolojinin yardımıyla ontoloji üzerinden sıkıştırır dizeleri arasına. “İnsansan sanma nisyanından uzaksın heyhat!”. Unuttukça daha da hatırlar ve bizlere hatırlatır dünyanın ne menem bir şey olduğunu. “Dünya der, Yürüyerek kendini tüketen bir yüreğe denk geliyor.” Yaşadıkça tükettiği kendi yüreğidir şairin. Yüreğinden alır, yüreğinde karar ve yüreğinde yoğurur şiirini. Sıcağı teriyle karar, yokuşu yorgunluğuyla şiir dağına tırmanırken. Hem tırmanır hem tırmalar yaralarını dünyanın. “Bir şey yap! Didikle. Boşalsın yaramdaki cerahat.” diyerek ünler kendine. Harekete geçirdiği kendidir. Didiklediği kendi. Şairin dinamikliğini, şairliğiyle şiiri üzerinden insanlığına enjekte eder.

Şantiye Modern’inde modern dünyayı kaldırır ve kündeye getirir Yavuz Altınışık. Düşünmek eylemini hatırlatır bizlere. Düşünmek ünlemiyle seslenir. “Düşün! Başlangıcı neydi de bu işin/ Sonrası ne biçimsiz oluyor hayret/ Meğerki birdenbire giyotinlere,/ Uzay mekiklerine değdirilecekmiş alnımız.

Kıyamet için küçük alâmetler

Sürüklenişimizin vardığı yere işaret eder şair. “Teflon tava buzdoloabı ev elektrikli sandalye / unut gitsin! / bir kıymık gibi batmaktadır bunların hepsi / vahşi çağrışımlarıyla kaba etlerine hayatın.” İçi görür ve dışa vurur Yavuz Altınışık. İnsanın eliyle ördüğü düğümü işaret eder. Düğümü örenlerin düğümlenen hayatlarını da… “Dışarıda kış öksürükleriyle utangaç kızlar / öpülmemiş yanaklar nişanlılar ucuz alyanslar / ve haziran terlemeleriyle sosyal depresif olanlar / dışarıda kadınlar ve ölmüş kocaları anıların / taze somun ısırılması kadar somut / daha büyük ve daha gerçek bir şeyler var!” Toplumun resmini çeker Yavuz Altınışık. Çektiği resim, nazarlarından düşmeyen pozların bütünüdür. ‘Kıyamet İçin Küçük Alâmetler’ şiirinde toplumun bu bulanık hâlinin temel sebebi olan insan bulanıklığından dem vurur şair:

Kısa konuşmalar eksikliğinde bir erkek

Özet bir kadının fondöten lekelerine

Türünün en ihtişamlı cilasını çekiyor.

Haz müziği eşliğinde yükselen hicaz

Pudralı cesetler gibi fonda tenler büyütüyor,

Kocamış ayaklarıyla bu sürtük dünya

Kimin koynuna girecekse ona

Kirlenmek için önce yıkanmayı öğretiyor.”

Boynundaki muskada ağzının rahmi gizli

Bulanıklaşmış hâlini temizlemeye çalışıyor insanın Yavuz Altınışık. Modern insanın anlayacağı dilden yapıyor bunu: “Haydi kalk! Ekonomik göstergeler aşına uyan / büyük otobanlar, viyadükler ve smokinler çıldırıyor / çelik halatlar, vinçler ve sürüyle kamyon ölüleri / hamburger kuyruğunda sıkılanlar için reklâm afişleri / bütün heybetiyle kulağımıza bir şeyler üfürüyor.” Kulağımıza bütün heybetiyle üfürülen her neyse, onun sarhoşluğu içinde olduğu doğru toplumun. Bu sarhoşluk içinde ne eylediklerimiz ne de konuştuklarımızın istikameti belli değil. Hâl böyle olunca en helaliyle bir tokat geliyor şairden: “Heyt ulan! Utan! Boynundaki muskada / Ağzının rahmi gizli / Açtıkça ele veriyor seni bu soytarı kelimeler / Bu soytarı kelimeler lanetler inilti metinleri / Seni çılgın seni arsız yapıyor bu şiir posterleri.

Şiirini aynası eylemiş bir şair Yavuz Altınışık. “Mikrafın” şiirinde habire kendine çatıyor.

Bir –ki

   Ses

       Deneme

           Yorgun

Sesim yorgun dese de söylediği yoruluyor da sesi yorulmuyor Yavuz Altınışık’ın. “Yoruldum umduğumdan da fazla tuttu yorgunluğum / Önden gitmişliğimin yalanı geri kalmışlığıma biraz fazla” dediğine bakmayın. Yorgunluğunun ardından “kendime uygun ses değilim!” dediğine de... Çağa yaklaştıkça kıpırdıyor içinin heykelleri şairin. Yorgunluğu bahane etmesi de biraz bundan. Çünkü utanıyor çağından, çekiniyor ve boğuluyor. Şair olarak, gerisin geri bakıyor ve Cahit Zarifoğlu’nu düşündükçe yorgunluğu söyleyişinde bir dinçlik olarak geri geliyor.

Kendi rüyalarına doğru döllenirken her çocuk

Çoğalmak hilafsız bir kadın resitalidir yüzyıla

Zarifoğlu

Derinden

Gülümsüyor

Mezarında.

Kadınlarla arasında uyuşmazlık sorunu var

Bana elbette sana gitmemin mutlak deliliği yakışıyor” dese de, şairin gitmek için delirdiği başkaca bir realite. Düşük ve ucuz romantik bir söyleyiş değil Yavuz Altınışık’ın söyleyişi. Şair kendini biliyor: “Bir uyumsuzluk sorunu var kadınlarla aramda / Bunu çekiç darbeleriyle gidermeye çalışıyorum.” Şairin çekiç darbeleri, dizeleri… Lakin bu sertlikteki dizelerle bu uyumsuzluk sorunu pek giderileceğe benzemiyor. Şairin umurunda mı derseniz? Bence değil! Çünkü o, hakikatine gölge düşüren hangi bulanıklık varsa ortaya koyuyor onu: “Eteklerini savura savura harp suvaran bu kadınlar/ Üşütmenin ve öksürük nöbetlerinde beklemenin/ Göğüs sancılarına tırnak uçlarına/ Ergen huysuzluklarında saklanan hınça/ Çarpa çarpa büyüyen oğullar doğuracak.

Yavuz Altınışık’ın şiiri, elinde tuttuğu ve yamuk gördüğü ne varsa düzeltmek için vurduğu bir çekiç adeta. O çekici elinde tutarken kendine de bakmayı ihmal etmiyor şair. “İnsan biraz da baktığı yerdir kendi yarasına uzaktan / Biraz sustuğudur biraz unuttuğu ne varsa konuşmaktan.” Belli ki şairin yarası olmuş hâli dünyanın. Yavuz Altınışık da o hâlle kavuşup yazmış şiirlerini.

Metin Erol yazdı

Güncelleme Tarihi: 25 Ocak 2019, 17:36
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20