banner17

Dünyadan cennet'e açılan kapı

Bu yıl kaybettiğimiz Bilge Mimar Turgut Cansever'in mimari eserleri kadar görkemli bir eseri var..

Dünyadan cennet'e açılan kapı

Moderniteye kurban verilen güzellikler bir bir çekiliyor hayatımızdan. Gördüğümüz ve bizatihi içinde yaşayarak biçimsizliğinden rahatsızlık duyduğumuz kentleşme karşısında umutsuzluğumuz giderek artıyor. Hele de metropol diye adlandıran büyük şehirlerden birinde isek, bu vahim durum günlük yaşamlarımızı felç eden trafik, güvenlik gibi bir çok soruna da kaynaklık ediyor. Bu tablo karşısında acil olarak ciddi tedbirlerin alınması gerekiyor.Osmanlı Şehri, Turgut Cansever

İşte bu amaçla kaleme alınan makalelerden bir seçki Timaş Yayınları tarafından 2010 yılı ortalarında okuyucuya sunuldu.“Osmanlı Şehri” adlı kitap bu yıl içinde kaybettiğimiz yazarın ölümünden önce çeşitli dergilerde yayınlanan makalelerinden derlenerek hazırlanmış olup bizi ümitsizliğe düşüren çarpık kentleşme konusunda reçeteler sunuyor. Kitabın yazarı, uluslararası düzeyde ödülleri bulunan bilge mimar Turgut Cansever.

Şehir, Cennet tasavvurudur

Cansever’e göre;“İnsanın, hayatını düzenlemek üzere meydana getirdiği en önemli, en büyük fiziki ürün ve insan hayatını çevreleyen yapı” olan şehrin imajı “İslam kültürlerinde cennet tasavvurunun bir yansımasıdır” ve dünyayı güzelleştirmek için meydana getirilmiştir. İnanç sahibi her insanın ulaşmayı ümit ettiği cennet kavramı İslam toplumlarının hayatlarına dair çerçeveleri belirler. Dolayısıyla başta mimarlık olmak üzere tümü sanatla ilgili olan yazılar “Osmanlı Şehri” diğer bir deyişle “Osmanlı Cenneti” başlığı altında derlenmiştir.

Kitap üç bölümden oluşuyor; ilk bölümde şehir- sanat- mimari, ikinci bölümde Osmanlı şehri, son bölümde de sorunlar ve çözümleri içeren makaleler yer alıyor.

Tarihten edebiyata, divan şiirinden tasavvufa, yaşamdan mimariye bir çok konuya değinilen kitapta yazarın ufkunun genişliği gözden kaçmıyor. Akıcı üslubu ve mimariye bütüncül bir yaklaşımla bakması, insandan ve vazifelerinden ayırmaması da kitabın mimari üzerine yazılmış diğer eserlerden farkı.

Turgut CanseverKalbimizin şehrini kurabilsek...

Eğitim sistemimizdeki aksaklıklar sebebiyle tarihî ve kültürel açıdan köklerinden uzak yetişen nesillere de doğru bilgi için kaynaklık edecek bu kitaptan bir çok yeni bilgi edinme imkanınız da var: Mesela, Osmanlı şehir mimarisinin çıkış noktalarını, uygulanışını ve günümüze bakan yönünü öğrenmek mümkün. Tabi şu noktaya da vurgu yapmakta fayda var: Kitapta bir araya getirilen makaleler edebiyat ve mimari dergileri için yazıldığından, teknik kavramlara da sıkça yer verilmiş olması hasebiyle, uzmanlığınız bu alanlarda ise istifade imkanınız daha yüksek olacaktır. Bir de yazarın bundan önceki kitaplarını okumuş olmanın da faydası görülecektir. Yine de genç nesillere alanında en iyi ödüllere layık görülmüş bir mimarın aslında bütüncül yaklaşımı yakalayarak tek kanatla uçulmayacağını göstermesi, günümüz şartlarında da modern bir derviş, bir bilge olunabileceğini ispat etmesi, böyle bir insanı kendi satırlarından tanıma şansı sunması açısından mutlaka okunması gereken bir kitap olduğunu belirtmek isterim.

Dünya bir emanettir, emanete böyle mi bakılır!

Kitabı tek bir iki cümle ile özetleyecek olsak sanırım şu denebilir: İnsan kainata bir emanetçi olarak gelmiş olup emaneti koruma ve güzelleştirme yükü de onun omuzlarındadır. Bu nedenle bilinçli olmalı, israfa girmeyecek yöntemler kullanarak geleceğini kurmalı, şehirlerini yaşayan, yaşanan bir hale getirmelidir. Bu noktada her ferde ortak sorumluluk düşmektedir. “Modern şehirde, insan hayatını sürekli birbirine benzer duvarlar arasına hapseden, dünyaya sırtını dönen, ona karşı duyarsız olan, hatta duyarsız olması da önemsiz sayılan bir insan telakkisi görüyoruz. Buna karşılık Osmanlı Şehri, sakin, hareketli yol şeması üzerinde, yol boyunca yeri, biçimi, şahsiyeti değişen evlerin arasında büyük abidelerin bulunduğu yerleri, büyük abidevi ağaçların bulunduğu meydanları, alçak duvarlardan sarkan çiçekleri yahut meyve ağaçlarının sarkan dallarını görerek ve parlak, farklı renklere sahip evlerin arasından geçerek, her an yeni bir güzellikle karşılaşarak yaşayan bir insan için vücuda getirilmiş oluyor.” diyen Turgut Cansever, konusunu hem somutlaştırıyor, hem gelenekle yeni arasında karşılaştırma imkanı veriyor.

Şehir... İnsan erdeminin göstergesi...

Osmanlı şehri insanlık tarihinde benzeri az olan müstesna bir kültür ürünüdür. Eflatun, “İnsanın en büyük erdemi şehir kurmak erdemidir” der. Osmanlı şehirlerinde çok seslilik, polifoni vardır. Evler, insan hayatının değişkenliği ve geçiciliğine uygundur. Mahallelerde her türlü insan vardır, hepsi özel bir renk olup ahenkli tablolar gibidir. Oysa Avrupa’da tek tiplilik esastır, kimse evinin dışında istediğini yapamaz. Yönetici iradeye boyun eyer.

Kitapta bahsedilen ve günümüze yönelik çözüm önerilerinden biri de, galaksi biçimli şehirler kurulmasıdır. İş sahaları, sanayi siteleri limanlar şehrin dışına taşınmalı ve o civarda yerleşim yapılmalıdır ki, yolda zaman ve para kaybı yaşanmasın. Bu sistem bu gün Almanya ve İtalya’da kullanılıyor.  Böylece bizdeki gibi şehirler yağ lekesi gibi büyümüyor. Yazar gözünü ötelere dikmiş umutlu tavrıyla gönüllerimize bir meşale yakıyor. Her şey niyettedir. Eğer Osmanlı evi baz alınıp 17.YY’ın Osmanlı şehirleri kurulabilirse yaşamımız cennet bahçelerine benzer bir hale çevrilebilir müjdesini veriyor. Osmanlı Devleti’nin (III. Selim devrinde) bütüncül görüşü kaybettiğinde yavaş yavaş dünyaya saadet dolu şehirler kuran sistemin çökme sürecine girdiğini hatırlatıyor. Böylece Batı’nın standartları yerine kendi ruhumuzun standartlarını geliştirmemiz gerektiğini; tevazuyu, dürüstlüğü, azla yetinmeyi; dinimizden, inançlarımızdan, tasavvufî eğitimimizden edindiğimiz davranış standartlarını tekrar kurma zorunluluğumuzu şu sözlerle ifade ediyor:

“İçerisinde bulunduğumuz çağın meselelerini çözmek ve kültürünü ve çevresini inşa etmek için “Bak, her şeye bak” şeklindeki İslamî emri yerine getirmek ve yaradılışın yapısında mevcut ilahi iradeye kayıtsız şartsız uyarak, karanlık gecede yalçın kaya üzerinde karıncanın ayak izinden daha gizli olan putlaştırma yanılgısına düşmeden, tarihi tecrübeyi bu yaklaşım ile değerlendirerek çözüm aramak, çağın gereğini gerçekleştirmeye yönelmek gerçek çağdaşlığa, gerçek modernliğe ulaşmaya imkan verecektir. Temel inanç sistemimizin bütün davranış ve ruh hallerimizi nasıl şekillendirdiğinin bilgisini tekrar tesis etmek asli meselemizdir”

Bilge Mimar Turgut Cansever’in bir çok mimari eser yanında ardında bıraktığı kıymetli mirastan bir kesit olan “Osmanlı Şehri” bize sanata dair yepyeni bir dünyanın kapılarını aralama fırsatı sunuyor. Ne mutlu o kapıdan geçip bütüncül bakışı yakalayabilenlere…

 

 

Handan Güler sadece mimarlara değil herkese tavsiye etti

Güncelleme Tarihi: 22 Nisan 2016, 12:36
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
...
... - 8 yıl Önce

Bizim toplumumuzda seçkin mesleklerden biridir mimarlık. Özel bir ilgi duyarız ve gençlerin yoğunluğu fazladır bu alana. Bu alanda İslami düşünme adına Mimar Sinan`dan beri bir boşluk olduğu aşikar. Turgut Cansever bu alandaki boşluğu bir bakıma gidermiştir. Bu anlamda onu iyi okumalı ve aştırmalıyız. Bu aynı Ayasofya`nın dört minaresi gibi olmalı.

mai
mai - 8 yıl Önce

sizinde bize sanata dair yepyeni bir dünyanın kapılarını aralama fırsatı sunduğunuz için teşekkürler...
kaleminize sağlık handan hanım...

mehmedo
mehmedo - 8 yıl Önce

Şehir, Cennet tasavvurudur...
işte bu cümle herşeyi anlatıyor...
yazınızı keyifle okudum...tebrikler...

....
.... - 8 yıl Önce

En yakın zamanda temin edip okuyacağım inşallah..Turgut cansever beni mesleğime ısındıran,sevdiren tek mimardı(allah cennet versin), başka da tanımıyorum, var mıdır, bilmiyorum ben...

banner19

banner13

banner20