banner17

Dünya pazarında şairin o kadar çok rolü var ki

Atakan Yavuz bir şair. 40 yaşında. 'Bakış Talimi' kitabındaki şiirlerde de hikmetli sorular soruyor dünyaya. Dünyayı tatmış; dili yanmış. Üfleyerek içiyor badeyi. Mustafa Oral yazdı.

Dünya pazarında şairin o kadar çok rolü var ki

Atakan Yavuz az yazmasına rağmen sön dönemde adından çokça söz ettiren şairlerden birisi. 2003 yılına kadar yazdığı şiirleri Kunduz Dersleri isimli kitabında toplamıştı. Şimdi de Bakış Talimi ile karşımızda. Bakış Talimi Ebabil Yayınları'ndan çıktı. Kitapta 31 şiir var. Özenli bir baskı olmasına rağmen şairin özgeçmişine yer verilmemesi eksiklik gibi duruyor.

Tasavvufta 40 yaş kemale ermenin sembolü. Hz. Mustafa’ya (s.a.v.) 40 yaşında peygamberlik verilmiş. Hz. Hatice (r.a.) 40 yaşında Peygamberimize (s.a.v.) eş olacak hale gelmiş. Şair için 40 yaş olgunluk dönemi. Çıraklık ve kalfalıktan çıkıp ustalığa ulaşma vakti.

Zamanın sesi, zamanın sahibi gibi unvanlara sahip Bediüzzaman 80 yıl önce kendini İbnüzzaman (zamanın oğlu) ismiyle tesmiye etmişti. Şiirimsi bir dile sahipti. Yalnızdı. 40 yıllık ömründe, 30 yıllık ilim hayatında yalnızca dört kelime öğrenmişti: Mana-i harfi, mana-i ismi, niyet ve nazar. Mana-i harfi varlığa esma hesabına, Allah adına, mana-i ismi eşya hesabına bakmaktı. Bütün bunları belirleyen ise kişinin niyet ve nazarı (bakış) olduğunu hatırlatmıştı. Medeniyetimizi inşa ve ihya eden bir figür olarak bize 80 yıldır bakış talimi yaptırmaya devam ediyor.

Yıllardır duruşunu bozmadı

Atakan bir şair. Vaktin oğlu. 40 yaşında. Hikmetli sorular soruyor dünyaya. Dünyayı tatmış; dili yanmış. Üfleyerek içiyor badeyi. Sargılı diliyle yanık yanık şiirler yakıyor koca dünyaya, kocamış Leyla’ya. Dünyanın faniliğini fark etmiş. Kime yâr olmuş ki dünya? Koca İsmet Özel’e kalmamış, İsmet Özel’in de şairoğlu sayılan Atakan Yavuz gibi birine mi kalacak?

Atakan vaktin oğlu olmasına rağmen yaşadığı muhite/dünyaya yabancı. Bu yabancılığın şaşkınlığını kırkına girdiği halde hâlâ atamamış. Hayatın acemisi, şiirin çırağı bir çaylak. Göğe bakarak okumayı sökmüş. Her şeyi bulanık görmekten dert yanıyor. Bakışını onaracak bir usta arıyor. Bulduğu usta ona başkasının gözüyle bakıyorsun hayata diye uyarıyor.

Şair daima muhaliftir. (Küçük İskender öyle diyor. Biz onun yalancısıyız.) Muhalif dil güncelden beslenir. Bununla beraber şairaneliği ve popülerliği kaldırmaz. Tuzaklar içerir. Şairini de, okurunu da yanıltabilir. Şiirin safında uzun vadede ayakta kalmanın yolu eşya, dünya ve insan arasındaki bağı hikmet ve ahenk çizgisinde dillendirmekle mümkündür. Şiir zamanla mukayyet olmamalı. Düncel, güncel ve yarıncıl olmalı.

Atakan muhalif bir söyleme sahip. Yıllardır duruşunu bozmadı. Yalnız kalmak pahasına popülerleşmedi. Kul Kulesinde oturmaktansa Kız Kulesi’nde oturmayı tercih etti.

Az yazdı. Çoğu mısra-i berceste türündendi. Okuma Parçası gibi müfredatçı ve devletçi değildi. Parça tesirliydi. Üstüne kuma getiren dünyayı alacağın olsun diyerek tehdit etti. Avlusuna zaman ayarlı, parça tesirli, pimi çekilmiş sözler bıraktı.

Mısralarla harf harbine çıkmış

Atakan ismi at, kan, savaş gibi celali duygular ve Celali İsyanlarını çağrıştırıyor. Şair Atakan ise iç kanama gibi cemali isyanlar yaşıyor. Yavuz atları var. Dünyayla bir hesabı var. İhtimal ve ihtilal hesapları yapıyor. Bir İhtilal Daha Var, diyor. Ya kavga, ya aşk, ya devrim…

Atakan,“isyanı olmayanın ahlakı yoktur” diyen Nurettin Topçu’nun eri olmak için şiire kaydolmuş. Suyu söndürebilmekmiş asıl hüner deyip atlara ırmak vermek için de askere kaydolmuş. Penguen olarak yapmış askerliğini. Kepi İlhan Berk, kamuflajı Nazım, postalları İsmet Özel, tüfeği Cemal Süreya işi. Edip Cansever ranza arkadaşı, Sezai Karakoç badisi.

Sık sık Çanakkaleli Melahat’a uğramış askerde. Koşmuş ta ilk çağdan Topkapı’ya. Marsilya, Santa Cruz, Baden derken sığınmış Beyoğlu’nda son taksiti ödenmemiş bir çatı katına; bozuk mısralara. Mısralarla harf harbine çıkmış. Bir iç savaş çıkarmak istemiş. Çıkmayınca “bir iç savaş çıkaracak kadar güzel değilim” diye kahırlanmış. Kendinin kim olduğunu anlamakta zorlanmış: Ben şimdi hangi dağın müridiyim. Ben şimdi hangi çağın şairiyim…diye diye inlemiş.

Eskiden aşk ağrı kesiciydi; şimdi yan kesici. Bak Hatice’nin (r.a.) gözlerine; Mustafa (s.a.v.) saklı. Bak Pelin’in gözlerine, çiçek saplı keskin bir çakı. Bak Mustafa’nın (s.a.v.) sözlerine; Hatice’nin (r.a.) kalbine ayarlı. Bak şu şairciğin sözlerine, Pelin’in vücut hatlarına radarlı. Halbuki korkudur bir çiçeği kokutan ecza. Aşkın Nur Rengidir bir çiçeğe renk veren kimya. Şimdi aşklar çiçek bozuğu. Gözler hain, gönüller cüzamlı. Dünya eskisinden daha güvensiz ve sadakatsiz. Kelimeleri de, gömlekleri de kirletmiş. Atakan haklı olarak dert yanıyor: Hiç temiz gömleğim kalmamış aşktan başka giyecek… Hiç temiz kelimem kalmamış aşktan başka diyecek.

Dünya pazarında şairin o kadar çok rolü var ki

Dünya küçülüyor. İnsanlık bir fetret yaşıyor. Ara dönemler, ara yüzler... Bilgisayarlar bilgisaray gibi. Facebooklar yüzsüz. Herkes günahlarıyla yüzleştiriyor takipçilerini. Fakat Atakan başka dünyanın insanı. Günün ilk saatlerini ekliyor sık kullananlara. Şair olduğu için arkadaş olarak ekliyor bir imparatoru. Ertelediği şeyleri beğeniyor. Yüz cigabaytlık bir gök görmüş, onu indiriyor.

Dünya pazarında şairin o kadar çok rolü var ki. Aşk pazarına çıksa kesin iflas eder. Şairin Odası o kadar dar, parası o kadar az. Zamanı beş para etmez. Masada okuma listesi ile alışveriş listesi yan yana. Alacaklılar sırada: Hanım, çocuklar, ana-bana. Müdür zamanına haciz koymuş. Dairede yazdığı şiirlerden vergi istiyor. Halbuki o kadar çok şey var ki okunacak. O kadar çok şiir var ki yazılacak.

Neyse… Vakit dar. Sözü Atakan Yavuz’un kapanış konuşması ile bitirelim: Sizinle biraz daha genişledi yeryüzü/ şiire yer açıldı ve başka güzel şeylere…/ Böyle daha iyiyim / hepinize teşekkür ederim.

Mustafa Oral yazdı

Güncelleme Tarihi: 10 Aralık 2018, 16:09
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20