banner17

Dostoyevski Okumayanlara Ehliyet Bile Verilmemeli

Deneme, bugün yanlış bilinenin aksine bilgi dolu metinlerden oluşur. Makaleye yakın durur. Denemeci de tarih, edebiyat, kültür alanlarında geniş bilgi hazinesinden okura sıcak yaz günü soğuk su ikram eden saki gibidir. İyi seçilmiş konulardan oluşan ve Âlim Kahraman tarafından kaleme alınan 'Yazarak Yaşamak' denemeleri hakkında Recep Şükrü Güngör yazdı.

Dostoyevski Okumayanlara Ehliyet Bile Verilmemeli

İnsan var olduğu günden bu yana kendini ifade etmeye çalışmıştır. Resim, heykel, tiyatro kendini ifade etme sanatlarından olduğu gibi hikâye, roman, deneme de kedini anlatma yollarındandır. Her yazar kendini anlatır eserinde. Âlim Kahraman, Yazarak Yaşamak kitabında kırk dört yazıyla ifade ediyor kendisini. Çeşitli konular, portreler, eleştirilerden oluşan kitap, yazarın yazı macerasının özeti niteliğinde. Adını da yazarının yazı hikâyesinden alıyor.

İstanbul Üniversitesi’nde başlayan yazı hayatını yazarlarla tanışıklıklarla sürdüren Âlim Kahraman, döneminin büyük sanatçılarını, çevresindeki yazarları, tanıdıklarını dile getiriyor. Kitap daha önce Çalışan Saat (1989) ve Toprağı İşleyen Kalem (1997) adlarıyla yayımlanmış kitaplarının birleştirilmesi ve gözden geçirilmesinden oluşuyor. Hikâyeciliğinin yanı sıra akademisyen, araştırmacı yönü bulunan yazar, fikrî derinliklerini bu kitabıyla okura sunuyor ve bir perspektif oluşturmaya gayret ediyor.

Yazarın kendisini yasladığı zihniyet dünyası ve gelenek

Her kitap yazarın bakış açısından meydana gelir. Yazarak Yaşamak kitabı da Mehmet Akif, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Nuri Pakdil çizgisinde meydana gelen zihniyet dünyasının bakış açısını taşıyor. Kahraman kendini bir geleneğe yaslıyor. Denemeleri okurken kendinizi bir fikir yolculuğunun içinde buluyorsunuz. Bugün hayatta olmayan sanatçılarla hatıralar, bizi sanki onlarla konuşuyormuş gibi bir duyguya sürüklüyor. Bazen Necip Fazıl’la, bazen Yahya Kemal’le bazen de Mehmet Akif’le sohbet ediyormuşsunuz duygusuna kapılıyorsunuz.

Sade ve akıcı dil

Âlim Kahraman, dili sade, akıcı bir yazar. İfade etmek istediklerini doğrudan söylüyor. Sözü dolambaçlı yollara sürerek yormuyor. Evet, sözü yormuyor. Diyeceğini doğrudan diyor. Yıllar önce hikaye kitabını okurken de aynı duygulara kapılmıştım. Şahsen tanışmadığım ama kitaplarıyla, yazılarıyla selamlaştığım bir yazarın cümlelerinde suhuletle manaya nufüz etmek beni ziyadesiyle memnun etmişti. Bu kitabında da benzer heyecanı yaşadım.

Her biriyle gönül bağı kurulan, iz bırakan şahsiyetler

Yazarak Yaşamak kitabı üç bölüme ayrılmış. Birinci bölümdeki denemelerde toprak, baba, şiir, şehir, dağ, dünya gibi konular ele alınıyor. İkinci bölümde Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu, Mehmed Çavuşoğlu, Mahmet Kaplan, Fethi Gemuhluoğlu, Nuri Pakdil, Erdem Bayazıt, Akif İnan, Akif Emre, Yusuf İslam, Malcolm X gibi değerlere değiniyor. Takip ettiği, tanışma fırsatı bulduğu insanları ele alıyor. Burada Malcolm X dışında bütün isimlerle tanıştığını yahut karşılaştığını görüyoruz. Zaten müellif bu eserinde daha çok dünya gözüyle görme fırsatı yakaladığı, gönlünde iz bırakan şahsiyetleri ele alıyor. Her biriyle bir gönül bağı kuruyor ve bize anlattığı isimlerle bir mesaj vermeye çalışıyor. Kitapta geçen şahıs isimlerini çıkarsak, bu bile kitabın mesajını iletmede bize yol gösterici olacaktır.

Her gün bastığımız toprağı mübarek Kâbe toprağı gibi algılamak

Medeniyetimizin saatinin durmadığını, onun sesini duyabilmek için çağın keşmekeşinden uzaklaşıp şöyle bir dinlemek gerektiğini söylüyor. Toprağın insana değil, insanın toprağa ait olduğunu söylemesi toprağa bir başka açıdan baktığını gösteriyor. İstanbul’un Anadolu yakasına halk arasında Kâbe toprağı denmesinin sırrını ele alıyor. Balkanlardan hac için yola çıkanların Anadolu yakasına geçince artık arada bir engel kalmadığını görerek kendilerini Kâbe toprağına basmış gibi hissetmeleri, padişahların hacca gidemediği ama hac kafilelerini Anadolu yakasından uğurladıkları gibi sebeplerle özellikle Üsküdar’a “Kâbe Toprağı” adı veriliyor. Metin sizi cümlelerle dünyanın başka bir boyutuna götürüyor ve her gün bastığınız toprağı mübarek Kâbe toprağı gibi algılamanızı sağlıyor.

“Hurda meşgalelerden kurtulma yeri”

Dağ için söylediği “Hurda meşgalelerden kurtulma yeridir” cümlesi bir mısradan çıkıp nesre dahil olmuş gibi duruyor. Dil güzel olunca mana da güzel oluyor.

Yahya Kemal’i anlattığı bölümde “Çocuk fizikî varlığıyla anneden doğar ama, onun bir kişilik halinde doğumu, aile ortamından (erkek çocuk için bir bakıma babadan) topluma şeklinde gerçekleşir.” cümleleri Yahya Kemal’in babadan uzak yetişme şeklini anlamamız için temel fikir teşkil eder.

Yine kitapta, israfın sadece yiyeceklerde olmadığını, zamanı kötü kullanmanın da israf olduğunu görüyoruz. Bütün israfların en büyüğü zaman israfıdır.

Karamazov Kardeşler beş kere okunmalı

Nuri Pakdil’in Karamazov Kardeşler romanını orta bir dünya vatandaşı olmak için iki kez, orta bir yazar olabilmek için beş kez okumalısınız önerisini dikkat çekici buldum. Cemal Süreya’nın dört kere okudum demesi geliverdi aklıma. Bu romanın veya Dostoyevski romanlarının yazar adaylarına beşer kez okumaları önerisi geliyor akla. Hatta Pakdil, Dostoyevski okumayanlara ehliyet bile verilmemeli diyor. Bu cümlelerden sonra yazarlığa yeni başlayanlar Dostoyevski külliyatına yönelirler umarım.

Ramazan Dikmen’in ele alındığı denemede dikkat çekici cümleler var. Başkalarını hicvederken kendilerini de hicvetmeleri takdire şayan bir yaklaşım. Dikmen hikâyeleri sonla başlar. Olaylar bitmiştir ve vaka bu bitişle başlar. Dolaysıyla hikayecimiz anlatımına nostalji havası verir. Geçmişte bir lezzet bulur. Hikâyelerinin hemen hepsinde ayrılık konusunu işler.

Eleştirmen hâlâ bekleniyor

Kitap, eleştiri konusunu merkeze alan yazılarla son buluyor. Eleştirmen eksikliği anlatılırken konuyla ilgili beklentiyi ironiyle ele alıyor: “Gelmesi özlemle beklenen meçhul bir kişiliktir onlar için eleştirmen. Bulunmadığı için edebiyat ortamında bir kargaşa hüküm sürmektedir, geldiğinde bütün değerler yerli yerine oturacaktır ve bir anlama kavuşacaktır. Hayatın sükûna erdiği tabii akış yakalanacaktır.” Herkes eleştirmen olmayabilir ama “İnsan kendini bir okuyucu olarak yetiştirme gayreti içinde olmalı.” düşüncesiyle okuyarak bir eleştirmen seviyesi yakalayabilir.

Âlim Kahraman, hikâyelerinde olduğu gibi düşünce yazılarında da akıcı bir dile sahip. Söylediğini açık, anlaşılır söylüyor. Okuruyla karşı karşıya oturuyormuş, konuşuyormuş gibi bir havada kaleme alıyor yazılarını. Böyle yazılar okuru kendine çeker ve yetiştirir. Deneme adı altında karın ağrılarını yazanların yanında Yazarak Yaşamak kitabı çok nitelikli bir seviyede duruyor.

Alim Kahraman, Yazarak Yaşamak, Büyüyenay Yayınları

 

Recep Şükrü Güngör

Güncelleme Tarihi: 09 Mayıs 2018, 13:10
YORUM EKLE
YORUMLAR
Pekcan Akdemir
Pekcan Akdemir - 3 ay Önce

"Dostoyevski okumayana ehliyet verilmemeli!" Soruyorum size, niyeymiş? Bir müminin nesi olur bu romancı? Kalbi kalbimize, aklı aklımıza hangi feyzi, aşkı, muhabbeti verir? Kendisini kaybetmiş mi sana kendini bulduracak? Şu abartma hastalığından bir türlü vazgeçemedik. Bir asırdır bir yabancı yazara-filozofa takılan muhafazakar tâife hemen onu mürşid yerine koyuyor. Ama gerçek iman, irfan ve hikmet sahiplerini okumayı aynı şekilde mübalağa ile şart kılana hiç rastlanmıyor.

banner8

banner19

banner20