banner17

Diyar-ı Rum neresidir? Anadolu mu, Yoksa Roma mı?

Cemal Kafadar, Kendine Ait Bir Roma adını taşıyan kıymetli eserinde Ortaçağ Anadolu’sundan başlayarak, ‘Rum coğrafyası, Rumilik ve buna bağlı Türk, Anadolu ve Osmanlı kimliğinin menşeini, gelişim ve değişimlerini metinler üzerinden takip etmiş. Cengiz Aydoğdu, Cemal Kafadar’ın kitabı üzerine yazdı.

Diyar-ı Rum neresidir? Anadolu mu, Yoksa Roma mı?

Cemal Kafadar’a göre milliyetçilik, “Avrupa ve (Krugman itiraz etse de) Amerika için yeniden keşfedilen bir perspektif, bir alet, bir güç odaklaştırması imkânı.” Bu bir tarihçi tespiti. Ve devam ediyor Kafadar; “ABD’de merkantilizmin, yani bir çeşit iktisadi milliyetçiliğin canlanmasından söz ediyoruz mesela. Ulus-devlet modelinin aşınmasına en çok örnek gösterilen Avrupa Birliği bizzat asınmış görünüyor. Çaresiz bir o yana bir bu yana salınıp duracak mıyız? İnsanlığın geçmişi, ‘kendi geçmişimiz’, bizi küreselleşme ve milliyetçileşme ikilemine ya birini ya diğerini mutlaklaştıran, her ikisinin kendinden emin ve küstah hallerini dayatan çerçevenin dışından bakmamızı sağlayabilecek nice hikâye sunuyor; en azından farklı yerelliklerin mümkün olduğunu, bir yer’in insanı olmanın çok farklı şekillerde yaşanabileceğini gösteren hikâyeler. Bu da onlardan biri tanesi.”

İşte o bir yere ait olma hikâyelerinden bir tanesi küçük ama muhtevalı bir kitap olarak elimizde; Kendine Ait Bir Roma. Cemal Kafadar, eserinden önce adını duyduğumuz tarihçilerimizden. Adına aşina olduktan epey sonra eserinin şöhretini duyduk ama yazdıklarını görmemiz zaman aldı; İngilizce yazılmıştı, Amerika Birleşik Devletleri’nde neşredilmişti. Between Two Worlds adıyla yazarının ‘kamu alemde tesehhür’ etmesini sağlayan eseri yazıldığı dilde ilk okuduğumda hiç dikkatimi çekmeyen şey, eserin Türkçe tercümesinde aşikâre fark ediliyordu.

Üstad tanıtıyordu; adeta bir ‘rehber’ gibi tane tane tanıtım yapıyordu. Bir kişiyi, bir yeri veya herhangi bir şeyi anlatmak ile tanıtmak arasındaki ince çizgiyi ancak, eserin Türkçe tercümesinde görebildim. Ki bu da gayet tabii idi; üstad yabancı bir çevrede, yabancı bir dilde, yabancılara hitaben yazıyordu.

Cemal Kafadar bir tarihçi; kelimenin bütün çağrışımlarıyla tarihçi ve iyi bir tarihçi. İstanbul doğumlu Kafadar. Bir söyleşisinde dile getirdiği ifadeleriyle bir esnaf çocuğu; “Balkan muhaciri bir aile. Geniş bir aile ve çeşitli tanıdıklarla zamanında Rami’ye yerleştirilmiş. Eyüp’ün sırtları, Eyüp’e gider gelirdik. Sözünü ettiğim sosyal çevre 60’larda ve 70’lerde birer ikişer Rami’den tasındı. Kent ve sosyal hayat değişti. Ataköy’e taşınanlar oldu. Bizimkiler Fatih’e tasındı. İlk on yılımı Rami’de, ikinci on yılımı Fatih’te geçirdim diyebilirim. Ama babamın dükkânı 80’lere kadar Rami’deydi ve bir sosyal odak olmaya devam etti.”

‘Sosyal odak’ dediği babasının dükkânı ve çocukluğunun, gençliğinin İstanbul’u sanki Kafadar’ın asıl öğretmenleri olmuş. İstanbul’da başlayan tahsil hayatı Robert Kolej’den Amerika’ya uzanmış ve orada devam etmiş. Tarihçimiz 1990’dan beri Harward Üniversitesi tarih bölümünde Middle Eastern Studies’in basındadır. “Ha tarih yazmışım, ha roman yazmışım ya da film çekmişim, fark etmez?... İyi tarihçi her zaman yaptığı işin bir kurgu olduğunun farkında” diyen Cemal Hoca, kafadar bir adam. Bence bu kafadarlığını o dükkâna borçlu. Her neyse…

Sanatçı kumaşında bir tarihçi

Öte yandan Cemal Kafadar keşke bütün tarihçilerimizde olsa diyeceğimiz kıratta sanatçı kumaşında bir yazar. Şiir yazmış, sinema ile uğraşmış ve hâlâ üst düzeyde takip ediyor, edebiyata aşina… Hülasa eskilerin tabiri ile ‘hezarfen’ bir münevver. Türkçedeki ilk metni Üsküplü Asiye Hatunun Rüya Mektupları. Eser, 17. yüzyılda ender görülebilecek bir kadın mutasavvıfın gene ender görülebilecek bir biçimde kendi şeyhini beğenmeyerek, başka bir şeyhi seçmesini ve ona gördüğü rüyalarını mektupla göndermesini ihtiva eden bir metin. Bu metin daha sonra başka bir kitabında da yer aldı.

Bu yazıda ise, tarihçimizin Türkçedeki son kitabı Kendine Ait Bir Roma. Alt başlık olarak Diyar-ı Rum’da Kültürel Coğrafya ve Kimlik Üzerine diye açıklayıcı bir ifade eklenmiş. Diyar-ı Rum tabiri Osmanlı coğrafyasının Selçukludan devraldığı daha çok modernleşme öncesi dönemde kullanılan bir atıf.

Kendine Ait Bir Roma 100 sayfayı ancak asıyor. İki bölümden oluşuyor, 50 sayfa tutan yazar tarafından Türkçe yazılmış bir giriş ve 60 sayfa civarında İngilizce yazılmış, Fatih Özgüven tarafından Türkçeleştirilmiş ana metin. Tarihçimiz bu ana metinde Roma, Rum, Rumî, Rumîlik isimlerinden yola çıkarak coğrafyanın kimlik üzerindeki tesir serüvenini eğiliyor. İlk anda millet, vatan, ulus, milliyetçilik, kimlik ve bunlara dair konulara gireceğiz diye iştahla okumaya başlıyorsunuz ama… Yok hayır… Bu konulara tam olarak ve alışageldiğimiz tarzda girmiyoruz.

Ne var ki, müthiş keyifli bir literatür taraması izliyorsunuz. Bu kavramların modernizm öncesi macerasına oldukça zengin bir kaynak rehberliği eşliğinde şahitlik ediyorsunuz. Girişten önce ‘teşekkür’ faslında yazarın Rumi kavramına, Şinasi Tekin’in, hazırladığı bir metinde dikkat ettiğini ve Cornell Fleischer ile Salih Özbaran Hoca’nın Rumîlik ve kimlik-coğrafya-tarih ilişkilerini çalıştıklarını öğreniyoruz. Cemal Kafadar, Kendine Ait Bir Roma adını verdiği bu kıymetli çalışmasında Ortaçağ Anadolu’sundan başlayarak, ‘Rum coğrafyası, Rumilik ve buna bağlı Türk, Anadolu ve Osmanlı kimliğinin menşeini, gelişim ve değişimlerini takip ettiği metinlerin tarihi, kültürel ve zihni kökenlerine de eğilmeyi ihmal etmiyor.

En iyisi kitabın arka kapak tanıtımında söylenenlerle sözü bağlamak; “Millet ve vatan kavrayışlarının tarihi ile ilgili tartışmaları derinleştirebilmek için gerek bu unsurların, gerekse bunları paylaştığımızı tahayyül ettiğimiz başka insanlardan oluşan topluluklara duyulan aidiyet hissinin tarihine eğilmek gerekir. İşte burada zihnimizin hayret kapısını ardına kadar açık tutmakta yarar var. Vatan, il, yurt, ulus, kavim, millet, soy gibi kavramların mazisi hepimiz için sürprizlerle dolu. Geçmişin en az bizim kadar incelikli insanlarının bu kavramların içini nasıl farklı şekillerde doldurduklarına yakından bakmak zorundayız. Osmanlı devletinin şemsiyesi altına girmiş insanları ve onlara ait toprakları anlayabilmek için karsımıza çıkan en önemli anahtar kelimeler arasında diyar-ı Rum ve Rumîlik var. Bu sözcüklerle birlikte birçok soru sökün ediyor: Diyar-ı Rum neresidir? Bir tür vatan mıdır? Anadolu mudur Roma mıdır? Kimlere Rumî denmiştir? Roma kimliğinin ve kültür mirasının tapusu Bizans’tan Batı’ya mı geçmiştir? İnsanlığın geçmişi bize farklı yerelliklerin mümkün olduğunu, ‘bir yer’in insanı olmanın’ çok farklı şekillerde yaşanabileceğini gösteren nice hikâye sunuyor. Diyar-ı Rum’a dair bu küçük kitap bu hikâyelerden birine odaklanıyor.”

Cengiz Aydoğdu, “Diyar-ı Rum’dan Türkiye’ye”, Bilimevi Kitabın Ortası dergisi, Ağustos 2017, Sayı 5.

Güncelleme Tarihi: 04 Haziran 2018, 11:19
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20