Diyanet İşleri Eski Başkanı Said Yazıcıoğlu'nun anıları

Diyanet’in tarihi bir noktada Cumhuriyet’in tarihidir. O yüzden burada tarih yazımı zordur. Ancak hatıratlar bizi bir nebze olsun rahatlatıyor. Kamil Büyüker M. Said Yazıcıoğlu'nun 'Ne Yan Yana Ne Karşı Karşıya' kitabı üzerine yazdı.

Diyanet İşleri Eski Başkanı Said Yazıcıoğlu'nun anıları

Bu ülkede yaşayıp da Cumhuriyet’in tarihini okumak ve anlamak isteyenler, muhakkak Diyanet’in tarihine de bakmak durumundalar. Zira Diyanet’in kuruluşunun 3 Mart 1924 olduğu düşünüldüğünde, ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır. Şer’iyye ve Evkaf Vekâleti’nden sonra kurulan Diyanet İşleri Riyaseti’nin ilk başkanı Rifat Börekçi idi. O günden bugüne kadar 17 başkan gelip geçmiş. Bu başkanlardan kimileri hatıratını yazdı. Bunlardan en tesirli başkanlardan olan Tayyar Altıkulaç’ın üç ciltlik “Zorlukları Aşarken” kitabını zikredebiliriz. Bu yazının yazılmasına sebep olan ve Diyanet’in tarihini biraz daha anlaşılır kılacak hatıratlardan birisi eylül ayında Alfa Yayınları’ndan çıktı. “Ne Yan Yana, Ne Karşı Karşıya” adını taşıyan hatırat, Diyanet’in 14. başkanı olarak vazife yapan M. Sait Yazıcıoğlu’na ait. 1987-1992 yılları arasında, tabir yerinde ise sessiz sedasız vazifesini tamamlayan Yazıcıoğlu’nu, daha sonraları YÖK üyeliği, dekanlık, milletvekilliği ve bakanlık görevlerinde görüyoruz.

Diyanet’i yazabilmek

Cumhuriyet’in sıklıkla geçiş süreçleri yaşadığı bir ortamda, Özal hükümeti, Yıldırım Akbulut hükümeti (bu süreçte Mesut Yılmaz’la ihtilafı ve iç mücadelesi nedeniyle başbakanlığı düşen erken seçime giden Türkiye var) ve akabinde Demirel hükümeti döneminde başkanlık yapan M. Sait Yazıcıoğlu, benim açıkçası daha uzun beklediğim hatıralarını 430 sayfaya sığdırmış. Kendi ifadesiyle de bu hatırat büyük ölçüde Diyanet’li yıllara ait bir hatırattır. Kişilik itibariyle sessiz bir insan olan Yazıcıoğlu, aslında bir sevki ilahi ile hayatının büyük kısmını, genç yaştan itibaren idarecilik ve karar makamlarında geçirmiştir. Bunda elbette ağabeyi merhum Recep Yazıcıoğlu’nun da payı var denilebilir.

Ne vakit kendisine bir sorumluluk tevdi edilse muhakkak ağabeyine danışır, onun da muhakkak kabul etmelisin sözleriyle cesaret bulur ve verilen görevleri kabul eder. 1949 yılında Trabzon’un Sürmene ilçesinde gözünü açar Yazıcıoğlu. Ağabeyi ile aralarında 1-2 yaş vardır. Medrese kökenli bir baba olan Mustafa Yazıcıoğlu, ömrü boyunca talebe yetiştirmiş, hayatını Söke ilçesi müftüsü olarak tamamlamış kıymetli bir isimdir. Yazıcıoğlu’nun hayatında bu iki ismin tesiri büyük. Ağabeyi vesilesi ile daha liseli yıllarda Büyük Doğu Dergisi’ni satır satır okuyorlar. Hatta ağabeyi eli kalem tutan birisi. O dönemde Cevat Rıfat Atilhan’ın kitaplarını okuduğundan ve bu yazara olan sevgisinden dolayı, Recep Rıfat müstearını kullanır. Ağabey Ankara Hukuk okur ancak Yazıcıoğlu, babasının telkin ve ısrarları sonucu Ankara İlahiyat’a yazılır. Bir sevki ilahi neticesinde kader onu, 36 yaşında Diyanet İşleri Başkanlığı’na kadar sürükler. Diyanet’in en zor zamanlarından birinde, Özal her daim arkasındadır.

İlk ziyaretçiler MİT’ten…

Başkanlığa atandığı 1987 yılında ilk ziyaretçiler manidardır ki MİT’tendir. Başkan Yazıcıoğlu, bu ziyaretin sebebini merak ederken, ziyaretçi gruptan olan bir MİT görevlisi, “MİT ile Diyanet teşkilatının, başka kurumlar ile de olduğu gibi, zaman zaman sıkı bir işbirliği içinde çalıştığını, aynı işbirliğinin devam edeceğini umduklarını ve arzu ettiklerini” ifade ederken Yazıcıoğlu söz alarak, “görev alanlarının ve yaptığı işlerin tamamen farklı olduğunu, dolayısıyla nasıl yakın bir çalışma içinde olacağını anlamadığını” ifade ettiğinde buz gibi bir hava eser. Ve görevliler oradan ayrılırlar. Bunun ne demek olduğunu, başkan bir zaman sonra yurt dışına gidip de oradaki cemaatleri fişleme görevi yapan Diyanet personellerinden apaçık görmüştür. Yazıcıoğlu’nun göreve geldiği sene tarihe geçecek bir açılışı da Kocatepe Camii olmuştur. Evveliyatı 1944 yılında Akseki’nin kurduğu dernek ile başlayan, 1957 yılında proje yarışmasıyla devam eden ve netice itibariyle 1987 yılında açılan Kocatepe Camii, yine Yazıcıoğlu dönemine denk gelmiştir.

Hac bakanlarının dansöz keyfi!

Hatıratta önemli ve bir o kadar acı bahislerden birisi de facia denecek bir olay. 1990 yılında İslam Ülkeleri Hac ve Evkaf Bakanları toplantısı Mısır’da yapılır. Türkiye’den de “hac bakanlığı” olmadığı için, bakan düzeyinde Başkan Sait Yazıcıoğlu bu toplantıya katılır. Kahire’de Nil Nehri kenarında bir otelde gerçekleşen toplantının son akşamında, otel terasında bir akşam yemeği verilir. Yemek öncesi bir fasıl heyeti çıkar müzik icrası vardır. Arkasından müziğin ritmi değişir ve sahneye bir anda dansöz çıkıverir. Başkan hatıratta diyor ki: “Böyle bir ortamda ne olduğunu anlayamadan yemekten ayrıldım ve odama döndüm. Bu yakışıksız üslup beni bir hayli sinirlendirmişti.”

Kemal Gürüz ve YÖK’e verilen ders

Önce ilahiyat meslek yüksekokulunun, sonrasında YÖK üyeliği döneminde ilahiyat ön lisans programının da mimarı olan Yazıcıoğlu, bu noktada verdiği mücadelede yolu zamanın YÖK Başkanı Kemal Gürüz ile kesişir. Bir toplantıda yapılan itirazlar sonrasında sert çıkarak, “Sürekli görevlileri eleştiriyorsunuz. Ne cahilliklerini bırakırsınız ne de gericiliklerini. Biz ne diyoruz? Bu kişilerin sırtına toplumu din konusunda aydınlatmak gibi zor bir görevler yüklemişsiniz. Bunları didinip tamamlamak için uğraşıp didinip önünüze proje koyduk; siz sudan sebeplerle bu önerimize karşı çıkıyorsunuz. Ne yapacağız, bu işi nasıl çözeceğiz?” der. Kemal Gürüz, ilgili rektöre dönerek Yazıcıoğlu ile bu çalışmayı koordineli olarak bitirmeleri talimatını veriyor ve netice alınıyor.

Kitabın ağırlıklı kısmı Diyanet’le ilgili hatıralardan oluşuyor ancak gönül isterdi ki bu bölümün teknik ve bilgilendirme kısmı yerine, daha tafsilatlı hatıralar yer alsa idi.

28 Şubat mahsülü eserler ve Yazıcıoğlu’nun resti

28 Şubat’ın hüküm sürdüğü günlerde Yazıcıoğlu Ankara İlahiyat’ta dekandır. Ankara Üniversitesi Rektörü arayarak, YÖK’ten bir yazı geldiğini ve bir grup akademisyen tarafından hazırlanmış olan, “İslam Gerçeği” kitabının fakülte adına basılmasını talep ettiklerini bildirir. Kitapta yer alan isimler manidardır: Hasan Elik, Yaşar Nuri Öztürk, Hüseyin Atay, Rami Ayas, Arif Güneş, Beyza Bilgin… Kitabı inceleyen Yazıcıoğlu, kitabın fakülte adına yayınlanmasının uygun olmayacağı kanaatini taşır. Ancak tekraren kitabın basılması noktasında bastırılınca işin altında MGK’nın isteği ve takibi çıkar. Israrları sıkmaya başlayın Yazıcıoğlu, MGK Genel Sekreteri Orgeneral Doğan Beyazıt’la görüşmeye gider ve durumun mahsurlarını ve yayını yapamayacaklarını aktarır. Paşa o sarsıcı cevabı verir: “Biz böyle uygun gördük ve kararlaştırdık. Nasıl olur da karşı çıkılır!” Israrlar ve neden fakülte neşriyatı olmasını istedikleri itirazı sonuç vermez; “böyle daha uygun olacağı”nın altı çizilerek söz kesilir. Yazıcıoğlu döner ve yayın kurulunu toplayarak onlara durumu aktarır. Onlar da –maalesef- yayınlanmasında bir beis görmezler ve kitap 1995 yılında, Ankara İlahiyat Fakültesi Yayınları arasından çıkar. İkinci acı vak’a ise şöyle gerçekleşir: Talim terbiye kurulundan bir grup insan, randevu ile Yazıcıoğlu’nu ziyaret ederler ve derler ki: “Hüseyin Atay Hoca ile hazırladığınız ve okullarda okutulan kelam kitabına –münasip yerlere- Atatürk’ün konu ile ilgili sözlerini koymanızı istiyoruz.” Yazıcıoğlu yine itiraz eder ve kitabın içindekiler kısmını okur ve: “Bu başlılar arasında münasip yer sizce neresi?” diye sorar. Emir kulu olmadığını ve bu işe alet olmayacağını ifade eder. Ancak sonradan duyar ki, kitapta istedikleri tasarrufu gerçekleştirmişler…

Mutedil bir mizaç, müstakim bir duruş

Yazıcıoğlu’nun hatıratı elbette bizce yeterli değil. Ve gün gelir 2. 3. ciltleri yayınlanır mı bilmeyiz. Ama hatırat boyunca iki hâl çok bariz ve belirgin: mutedil bir mizaç; ancak yeri geldiğinde de, sarsılmayan müstakim duruş sahibi bir insan portresi... Yazıcıoğlu’ndan, eminim dinleyeceğimiz çok şey var. Allah’tan hayırlı ömür ve ömrün meyvesi eserler bekliyor ve diliyoruz…

Kâmil Büyüker, vazife saikiyle okudu

Güncelleme Tarihi: 03 Mayıs 2019, 17:32
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13