Divan Şiirinin Hayat Damarlarını Çözmek: Zatî'nin Şiirlerinde 16. yy Osmanlı Toplumu

Zatî, divan edebiyatının önemli şairlerindendir. Şiirlerinde güncel hayatı, sosyal hayatı yansıtmış ve yaşadığı döneme ayna tutmuştur. Vildan Serdaroğlu Coşkun'un 'Zati Divanına Göre 16. Yüzyılda Sosyal Hayat' kitabını Recep Şükrü Güngör değerlendirdi.

Divan Şiirinin Hayat Damarlarını Çözmek: Zatî'nin Şiirlerinde 16. yy Osmanlı Toplumu

Sosyal hayat, Osmanlı kültürünün ve şiirinin alt yapısını oluşturur. Osmanlı şiiri yani divan şiiri sosyal hayattan beslenmiş ve onun günümüze gelmesine vesile olmuştur. Her şiir ait olduğu toplumun hayatını yansıtacağına göre, divan şiiri de elbette Osmanlı toplum hayatını yansıtacaktır. Kalıplaşmış verilerle hareket edilirse divan şiiri ile ilgili yanlış sonuçlar çıkarılır. Ki o tür çalışmaların birer proje olduğu da artık açıkça anlaşılmıştır.

Osmanlı şiiri, bazılarının dediği gibi soyut, hayattan kopuk, sadece sarayı/salonu anlatan bir şiir değildir. Osmanlı şiiri hayatın içinde yetişen bir şiirdir. Nitelikli yaşanan hayattan elbette nitelikli şiirler çıkmıştır.

Divan (Osmanlı) şiirinin iki temel kaynağı vardır: Şiir geleneği ve içinde bulunduğu kültür ortamı. İran ve Arap edebiyatlarının etkisi ve İslam dininin tesiri en büyük katkı olmuştur bu şiirimize. Coğrafya yakınlığı, inanç ve kader birliği bizi bu iki kültürden etkilenmeye sevk etmiştir.

Şairleri etrafında toplayan bir çekim merkezi

On altıncı yüzyılda yaşayan Zatî, gazelleri ile ünlü bir divan şairidir. Gazelleri incelendiğinde Zati’nin de diğer Osmanlı şairleri gibi yaşadığı dönemin unsurlarını, yaşayışını, geleneklerini şiirine aktardığı görülür.

Zati, bir ayakkabı ustasıdır, dişe dokunur bir eğitim görmemiş, kendini yetiştirmiştir. Yani Baki gibi Fuzuli gibi hayatın içinden gelmiştir. Şiirlerinde o günkü toplumda yaşanan ne kadar unsur varsa hemen hepsini kullanmıştır. Giysilerden, dualardan, ayakkabılardan, sözlerden, hastalıklardan inanışlara kadar birçok konuyu ele almıştır. Zati, dükkânında çizme yaparken fal bakmış ve bazen caize alamadığında geçimini bunlarla sürdürmek zorunda kalmıştır. Küçücük dükkânı İstanbul’un orta yerinde herkesin uğrayabileceği, ulaşabileceği bir güzergâhtadır. Sırça sarayda, billur köşkte değildir. Üç kişinin zor sığdığı küçük bir esnaf dükkânıdır.

Vildan Serdaroğlu Coşkun tarafından hazırlanan Zatî Divanına Göre 16. Yüzyılda Sosyal Hayat kitabında Zati’nin bütün gazelleri ele alınmış ve her gazelde geçen sosyal hayat unsurları incelenmiş, şerh edilmiştir. 422 sayfadan oluşan eser Erdem Yayınları’nca okura sunulmuş ve alanında en çaplı eser olmuştur. Asıl adı İvaz Çelebi olan Zatî’nin hayatı ve şairliği hakkında bilgi verildikten sonra Zati’nin gazellerinde geçen sosyal hayat konuları ele alınmıştır. Tipler, giyim kuşam, eşyalar ve aletler, tababet, haberleşme, suç ve ceza, dini inanç ve ibadetler, âdetler ve ritüeller, davranış biçimleri, kutlamalar, eğlence hayatı, spor, avcılık ve oyunlar… Zatî’nin gazellerinde ele alınan sosyal hayata dair konuların başlıkları...

Kulakları ağır işiten, çiçek bozuğu tenli olan, gözlük kullanan, kaynaklarda oldukça çirkin olduğu yazılan Zati, aynı zamanda oldukça nüktedan biridir. Döneminin ustasıdır ve şairleri etrafında toplayan bir çekim merkezidir.

Zatî şiirinde kıyafetler

Kıyafetler üç şekilde işleniyor Zati’nin şiirlerinde: Başa takılan, bedene giyilen ve ayağa giyilenler. Osmanlıda her mevkiye, statüye göre bir kıyafet bulunmaktadır. Hatta her milletin giysisi vardır. Başlıklar statü ve mevki bildirmede en önemli unsur. Kimin hangi mevkide bulunduğu başındaki başlıkla anlaşılmaktadır. Efser, külah, destar, börk, üsküf, dülbent, yelken takye, nikap, terlik, elifî nemed, kabâ ve câme, rida, kaftan ve şal, hilat, gölek, pîrehen, aba, sinebend, kemer ve kuşak, başmak… Bunlar kıyafetler. Daha bunların yaka, düğme, destmal gibi tamamlayıcı unsurları var.

Osmanlı’da her milletin kendine mahsus giysisi var. Mesela kırmızı başmak sadece Müslümanların giydiği bir ayakkabıdır ve azınlıkların giymesi yasaktır. Kıyafetlerin düzenlenmesi de fermanlarla olmuştur. Nikap yüzün örtülmesidir. Bizans’ta da olan bu gelenek Dede Korkut hikâyelerinde de karşımıza çıkar ve Osmanlı şiirinde, Zati’nin gazellerinde de kendini gösterir. Bazı askerler, yiğitler, erkek güzelleri yüzlerini örterler ve halkın içine bu şekilde çıkarlar.

Kişisel eşyalar ve davranış biçimleri

Divan şiiri için halktan kopuk diyenlerin bütün tezlerini çürütecek bir unsur da şiirlerde kişisel eşyalara da yer verilmesi. Süs eşyaları, parfümler… Tarak, kuhl, tutya ve sürme, vesme, kına, takılar, keseler, kedû, ceres, penbe (pamuk). Kedû kabak demektir ve yüzme öğrenenler koltuklarının altına kabak alırlar.

Davranış biçimlerinde de ilgi çekici konular işlenmiştir. Karşı çıkmak, birini karşılamaya çıkmaya denir. Ayağa kumaş sermek ki günümüzde de devam eden bu gelenek önemli kişilerin karşılanmasında bastığı yere halı sermek demektir. “Ayak öpmek” ve “ayağa secde kılmak” ifadeleri de bu şiirlerde kullanılmış. Önceleri padişahın eli öpülürken daha sonraları tahtın üzerine serilen örtünün kenarı öpülmeye başlanmıştır. Yabancı elçilere el öptürülmemiş, sadece örtünün kenarını öpmelerine izin verilmiştir. Âşık, sevgilinin ayağını öpmek veya ona secde etmek ister. Ayağa su dökme, misafir ağırlamak demektir. El öpmek, hürmet ifade eder. Matem, ölünün ardından duyulan üzüntüdür. Beyaz sevinç, siyah üzüntüdür. Cübbe ve yaka yırtmak, üzüntü işaretidir. Elif çekmek, göğse kesici aletle yaraların açılması ve sonra da oranın dağlanmasıdır. Saç çözüp ağlama, matem alametlerindendir. Pamukla ağza su vermek, ölüm esnasında ağza pamukla su vermektir.

Divan şiirinin hayat damarlarını çözmek

On altıncı yüzyıl şairi Zati’nin gazellerinden hareketle bütün divan şairlerinin sosyal hayatı işlediğini söyleyebiliriz. Özellikle Zati âşık- sevgili- rakip üçlüsü arasında kalmamış, hayatın bütün ayrıntılarını şiirinde yansıtmıştır. Sosyal hayattan beslendiği konuları mecaza dönüştürerek şiire aktarmıştır. Bu da onun şairlik kabiliyetinin bir sonucudur.

Her divan şairi için sosyal hayat konulu bir çalışma yapılsa, hem o şairlerin şiir dünyaları çözülür hem de yaşadıkları dönemin şiirlerine nasıl yansıdığı tespit edilmiş olur. Ezber yaklaşımlar, yabancı bakış açılarıyla bakmalar ve art niyetli düşünceler bizi bu konuda bir yere götürmez ama anlamaya çalışarak yaklaşırsak hem kendi geçmişimizi hem de divan şiirinin hayat damarlarını çözmüş oluruz. Hiçbir insan yaşadığı dönemden azade değildir. Divan şiiri ve şairleri de bu minvalde okunmalıdır.

Kılıç duası

Zatî, bir gazelinde kılıç duası okuma âdetinden söz eder. Ordu savaşa giderken kılıçlara, daha keskin olsun, daha çok düşman öldürsün diye dua okunur ve buna da kılıç duası denirmiş. Kılıcın düşman üzerinde daha kahredici olması için kılıç duası önemlidir. Sözümüzü Zati’nin kılıç duası beytiyle bitirelim:

Ey perî sihr ile çeşmün gamzeni geh tîr ider

Geh dua-yı seyf okur bir hoş güzel şemşîr ider

(Ey peri, gözün sihir yaparak bakışını bazen ok yapar, bazen de kılıç duası okuyarak güzel bir kılıç yapar.)

Vildan Serdaroğlu Coşkun, Zati Divanına Göre 16. Yüzyılda Sosyal Hayat, Erdem Yayınları

 

Recep Şükrü Güngör

Güncelleme Tarihi: 30 Mart 2018, 16:04
YORUM EKLE

banner19