banner17

Divan şiirini sevdirmek mümkün mü?

Her toplumun yaşamında belirli toplumsal olaylar gerçekleşir. Bu toplumsal olaylar insanların beğenilerinde ve hayata bakış açılarında değişikliklere yol açar. Edebî beğeniler de toplumun geçirdiği değişikliklerle değişir ve gelişir.

Divan şiirini sevdirmek mümkün mü?

Prof. Dr. Mine Mengi bugüne kadar, divan şiirinin anlaşılması ve tanıtılması için biçime ve içeriğe yönelik birçok çalışma yaparak Eski Türk Edebiyatı araştımalarına katkıda bulunmuştur. Mine Mengi'nin Mesîhî Dîvânı (Atatürk Kültür Merkezi Yayınları), Divan Şiirinde Hikemî Tarzın Büyük Temsilcisi Nâbî (Atatürk Kültür Merkezi Yayınları), Eski Türk Edebiyatı Tarihi (Akçağ Yayınları) adlı kitaplarından sonra Divan Şiir Yazıları adlı yeni kitabı Akçağ Yayınları'ndan çıkmıştır.

Divan Şiiri Yazıları Mine Mengi'nin çeşitli yıllarda yazdığı yazıların bir seçkisidir. İki bölümden oluşan kitabın birinci bölümünde divan edebiyatının terminolojisinin tanıtımı ve üslupla ilgili yazılara; ikinci bölümde ise Eski Türk Edebiyatı tarihine ve divan şiirinin içeriğine yönelik hazırlanan yazılara yer verilmiştir. Toplam on altı yazının bulunduğu kitapta, yazıların yayım tarihleri ve yayımlandıkları yerler belirtilmiştir. Mine Mengi, kitabının ön sözünde bazı yazıların ilk yayım biçimlerinden farklı olduğunu belirtir. Geçmiş yıllarda, farklı dergilerde yer alan bu yazılar, hem bir arada bulunmaları hem de bazı değişiklikler içermeleri bakımından önemlidir. Divan Şiiri Yazıları'nda yer alan örnek beyitlerin tamamının alındıkları eserler dipnotlarda gösterilmiştir. Kitabın sonunda yer alan kişi ve eser adları dizisinin okuyuculara kolaylık sağlayacağını düşünüyoruz.

Birinci bölümde yer alan "Divan Şairinin Dilindeki Edebiyat Terimleri" adlı yazıda üslup incelemelerinde terimlerin önemi vurgulandıktan sonra günümüzde divan edebiyatı araştırmalarında kullanılan yabancı kaynaklı ve Türkçe terimlere çeşitli araştırmacılarca değişik anlamlar yüklendiği gözler önüne serilmiştir. Kullanılan terimlerin çok anlamlılığı üzerinde durulup farklı şairlerden örnekler verilerek "tema, üslup, nükte" gibi terimler üzerinde tartışılmıştır.

"Divan Şiiri ve Bikr-i Mana" adlı ikinci yazıda divan şiirine yönelik yapılan "tekrara düşme ve değişmez sınırlar içinde sıkışıp aynı mazmunları tekrarlama" gibi eleştirilerden hareketle "bikr-i mana" kavramı üzerinde durulmuştur. Nefî, Nâbî, Nâilî gibi farklı şairlerin şiirlerinden örnekler verilerek divan şairinin her dönemde yeni arayışlara yöneldiği ve özgün eserler verme çabasında olduğu belirtilmiştir.

"Divan Şiir Dilindeki Mana, Mazmun Nükte Kelimeleri" adlı üçüncü yazıda adı geçen üç terim ayrıntılı olarak incelenektedir. Farklı şairlerin mana, mazmun ve nükte hakkında düşündükleri beyitlerle anlatılmış, beyitlere yüklenen anlamlardan hareketle terimler açıklanmıştır. Söz konusu üç terimin divan şiirindeki ortak noktaları ve dikkati çeken özellikleri anlatılmış ve konunun İslam estetiğinden kaynaklanan soyutlama ile ilgisi belirlenmiştir.

"Mazmun Üzerine Düşünceler" adlı yazıda, divan şiirinde sınırları tam olarak belirlenememiş olan "mazmun" konusu ele alınmaktadır. Yazıda eski kaynaklarda yer alan mazmun tanımlarına yer verilmiş ve her kaynakta mazmunun biraz daha anlaşılmaz hale geldiği gözler önüne serilmiştir. Günümüz araştırmacıları için de durum farklı değildir. Her araştırmacı mazmunu kendisine göre açıklamıştır. Mine Mengi bu yazısında "mazmun" kavramını netleştirmek için konuyla ilgili birinci kaynak olan şairlere yönelmiş ve eski şairlerin mazmundan ne anladıklarını belirlemiştir. Bu noktadan hareketle mazmunun ortaya çıkış nedenleri belirlenip edebi sanatlarla olan ilişkisi gözler önüne serilmiştir. Mazmun teriminin ayrıntılı olarak dğerlendirildiği bu yazıda farklı araçtırmacıların konuyla ilgili görüşlerine yer verildikten sonra eksik veya yanlış noktalar dile getirilmiştir. Konunun daha iyi anlaşılması için çeşitli mazmun örnekleri üzerinde tartışılmıştır.

Divan şiiri teorisiyle ilgili olan "Sehl-i Mümteni", diğer yazının konusunu teşkil etmektedir. Kaynakların "sehl-i mümteni" hakkında biri diğerinden aktarma açıklamalarını yeterli bulmayan Mine Mengi, konu hakkında söylenenlerin ortak noktalarını belirttikten sonra bu dil yöntem olarak gördüğü sehl-i mümteninin "teksif ve icaz"la olan bağantısı belirlenip Bakî, Nefî, Nedîm ve Şeyh Galib'in şiirlerinden "sehl-mümteni" örnekleri verilmiştir.

"Metin Şerhi, Tahlili ve Tenkidi Üzerine" alı yazıda Eski Türk Edebiyatı çalışmalarında metin incelemesinin önemi üzerinde durulmuştur. Eski metinlerin anlaşılması ve açıklanması için metin çalışmalarında kullanılan terminolojinin kısa geçmişi nedeniyle ortaya çıkan kavram karmaşasına son verilmiş, terimlerin anlamları netleştirilmiş ve metin inceleme yöntemleri değerlendirilmiştir. Edebiyat eleştirmenliğinin, ilkel düzeyde de olsa, tezkirelerden başladığı ve bugünkü metin tenkidi çalışmalarına kaynaklık ettiği belirtilmiştir. Konuyla ilgili terimlerin divan edebiyatının kendi döneminde nasıl anlaşıldığı belirlendikten sonra günümüz araştırmacılarının metin incelemesine yönelik yaptığı çalışmalar ve uyguladıkları yöntemler üzerinde durulmuştur.

Yergi, divan şairinin çok sık baş vurduğu yöntemlerden biridir. "Divan Şiirinde Yergi Amaçlı Söz Sanatları" adlı yazıda, hakkında çok düşünülmemiş olan bu konu üzerinde durmaktadır. Adı geçen yazıda yerginin terminolojik yönünden çok; yergi amaçlı kullanılan anlatım teknikleri üzerinde durulmuştur. Başta Nefî olmak üzere farklı şairlerden verilen örneklerle divan şairinin, anlatımda yergiyi kullanma sebepleri belirlenmiş ve kullanılan yergi biçimleri değerlendirilmiştir. Yerginin nükte, kinaye gibi söz sanatlarıyla bağlantısı değerlendirilip divan şiiri estetiğindeki yeri belirlenmiştir.

"Fuzûlî'nin Şiirlerini Kalıcı Kılan Üslup Özellikleri" adlı yazıda çağlar aşarak edebiyat dünyasındaki yerini alan Fuzûlî'yi diğer şairlerden farklı veya üstün kılan üslup özellikleri üzerinde duruluyor. Yazıda şairin şiir dilini nasıl yoğurduğu ve anlatımda kullandığı teknikler örneklerle anlatılmıştır. Fuzûlî'nin kullandığı söz sanatları, kısa ve yoğun anlatım biçimi örnek verilen pek çok beyit açıklamalarıyla zenginleştirilmiştir.

Divan edebiyatı araştırmalarında kullanılan terimlerin önemini her fırsatta belirten Mine Mengi, "Fuzûlî'nin Şiirlerinde Cemiyetli Söz Kullanımı" adlı yazısında divan edebiyatı terminolojisinde yer alan "cemiyet" terimini incelemiştir. Yazıda, eski belagat kitaplarında ve çeşitli kaynaklarda yer alan "cemiyet" tanımları değerlendirilmiştir. Terimin "ilm-i bedî" ile ilgisi tespit edilmiş ve Fuzûlî'nin şiirleri temel alınarak konu açıklanmıştır. Fuzûlî'nin cemiyetli söz kullanımında tenasüp ve tezat sanatlarının iç içeliği verilen örnek beyitlerle dile getirilmiştir. Divan şiirinin beyit estetiğinin bir özelliği olan cemiyetin, edebi sanatlarla işbirliği yaparak, divan şairinin istediği geometrik yapıyı kurması için şaire, kelime seçimi yapma zorunluluğu getirdiği vurgulanmıştır.

Divan şiirinin en yaygın kullanılan nazım biçimlerinden olan kasideler bilindiği gibi ağdalı bir dile sahiptir. Şairler kasidelerin nesip bölümlerinde tercihlerine göre farklı yöntemlerden yararlanırlar. Bu bir tasvir de olabilir, şairin kendisiyle veya rüzgar, felek gibi kurmaca kahramanlarla dertleşmesi de olabilir. "Kadise Nesiplerindeki Hasbıhaller Üzerine" adlı yazıda Mine Mengi, kaside türünden hareketle kaside nesiplerinde yer alan hasbıhaller üzerinde durur. Müstakil bir tür olarak hasbıhallere değinildikten sonra kaside nesiplerinde yer alan hasbıhaller irdelenmiştir. Hasbıhallerin kullanım sebepleri ve şair sağladığı anlatım imkânları örnek beyitlerle ayrıntılı olarak anlatılmıştır.

Kitabın ikinci bölümünde yer alan "Yüzyıllık Bir Batı Kaynağı: Gibb'in Osmanlı Şiir Tarihi" adlı uzun soluklu incelemede edebiyat tarihçiliğimizin üzerinde durulmuş ve edebiyat tarihimizle ilgili yapılan çalışmalar içinde sivrilen Gibb'in "Osmanlı Şiir Tarihi" adlı araştırması değerlendirilmiş, anılan kitap üzerine yapılan çalışmalar tanıtılmıştır. Gibb'in Osmanlı şiirine bakışı ayrıntılı olarak anlatılmış, Gibb'in tahlilden senteze giden yöntemi tartışılmıştır. Yazıda ayrıca Gibb'in tezkire geleneğinin etkisinde kalması gibi olumsuz yönleri vurgulanmıştır. Divan şiiri ile Fars şiiri etkileşimi gibi konular hakkında Gibb'in yorumları değerlendirilmiş, onun fikirlerini besleyen kaynaklar saptanmıştır.

15. yüzyılın ünlü şairi Şeyhî'nin "Harnâme" mesnevisi Türk edebiyatında hiciv türünün en başarılı örnekleri arasında yer alır. Ancak eserin kime ve hangi sebeple yazıldığı netleşmemiş. Araştırmacılar konuyla ilgili farklı fikirler ileri sürmüşlerdir. Mine Mengi de "Harnâme Kime Sunulmuştur?" adlı yazısında konuyu tezkirelerden yararlanarak tartılmış ve şairin divanında yer alan mısraları delil göstererek soruna çözüm getirmiştir.

Divan şiirine yöneltilen eleştirilerin başında, onun toplumdan ve toplumsal yaşamdan kopuk olması gerekmektedir. "Çağının İnsanı olaran Nâbî" adlı yazısında Mine Mengi, divan şiirinin kilometre taşlarından biri olan Nâbî 'nin şiirlerinden yansıyan hayatla kesişen noktaları tespit edilmiş ve Nâbî'nin edebi kişiliği üzerindeki etkileri belirlenmiştir."Divan"ından ve "Hayriyye" adlı mesnevisinden alınan örnek beyitlerden Nâbî'nin edebi kişiliğinin sosyal yönü belirlenirken bu vesileyle divan şiirine yönelik eleştirilere cevap verilmiştir.

"Gerileme Devrini Belgeleyen Bir Eser: Nâbî'nin Hayriyyesi" adlı yazıda Mine Mengi, tarihi bir belge hüviyetindeki "Hayriyye" adlı mesnevinin çeşitli bölümlerini ayrıntılı olarak incelemiştir. Eserin çeşitli bölümlerinden alıntılar yapılarak Osmanlı Devleti'nin içine düştüğü kokuşmuşluk, devletin her tabakasında yer alan kişiler örnek verilerek anlatılmıştır. Edebiyat tarihçiliğinin tarih bilimiyle parelelliği gözler önüne serilmiştir.

"Bir Osmanlı Efendisinin Çizdiği Çelebi Tipi" adlı yazıda, Osmanlı toplumunda yer alan ve bireyin sosyal statüsünü belirleyen "çelebilik" konusu değerlendirilmiştir. Çeşitli tezkirelere göre çelebi ünvanlı kalem erbabı hakkında söylenen sözlerden hareketle çelebiliğin sınırları çizilmiştir. Mirzâde Sâlim, divanında bulunan "Fahriyye" başlıklı mesnevinin bir bölümü dönemin "çelebi tipi"nin tanıtımına ayırmıştır. Mine Mengi bu yazısında Salim Efendi'nin bu şiirinden hareketle "çelebi tipi" nin özelliklerini saptar. Bu vesileyle Osmanlı toplumunun değer yargıları ve şehirli ile köylü arasındaki kültür farklılığı dile getirilir.

Her toplumun yaşamında belirli toplumsal olaylar gerçekleşir. Bu toplumsal olaylar insanların beğenilerinde ve hayata bakış açılarında değişikliklere yol açar. Edebî beğeniler de toplumun geçirdiği değişikliklerle değişir ve gelişir. Türk tarihine göz attığımızda yüzyıllar boyunca farklı sosyal koşullarda ve farklı toplumsal etkiler sonucu Türk toplumunun beğenilerinin ve özlemlerinin değiştiğini görürüz. "Eski Edebiyatımızda Bazı İnsan Tipleri" adlı yazıda Mine Mengi, "eski Türk toplumlarının değişik dönemlerde içinde bulundukları koşulları, özlem ve eğilimlerini göz önünde bulundurarak eski edebiyatımızda varlıkları söz konusu olan bazı insan tipleri üzerinde" durmuştur. İslamiyet öncesi dönemde  Orta Asya ikliminin getirdiği güç yaşam "alp tipi"nin gelişmesine neden olmuştur. Yazıda Oğuz Kağan Destanı'ndan hareketle "alp tipi"nin özellikleri üzerinde durulmuş, divan şairlerinin "alp tipi"nden ne anladığı örnek beyitlerle açıklanmıştır. Yazının ikinci kısmında "gazi ve eren tipleri" üzerinde durulmuş "gazi tipi"nin dışa dönüklük ve aktiflik gibi yanlarıyla "alp tipi" ile benzer yanları saptanmıştır. Müslümanlığın etkisiyle gelişen bu tipin oluşumunda etkili olan İslam kültürünün etkileri belirlenmiştir. "Veli ve derviş tipleri" değerlendirilirken İslamiyet'in Türk insanının değer yargılarını değiştirmesinin ve daha önce dışa dönük olan bireyin içe dönüşünün serüveni anlatılır. Kaynağını Kalenderiyye ve Melametiyye zümrelerinden alan "abdal tipi" ve Hurufî, Bektaşî gibi tarikatlardan beslenen "ışık tipi" fiziki, sosyal ve dini yönleriyle dile getirilmiştir. "Rind ve zahid tipleri" de birbirlerine taban tabana zıt olan dünya görüşleri doğrultusunda paralel olarak anlatılırken divan şiirinin hangi tipin yanında olduğu belirtilir. "Orta insan tipi" ise Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde ortaya çıkmıştır. Bu bölümde ise Nâbî'nin "Hayriyye" adlı mesnevisinden hareketle pasif, içine kapanık, dış dünyadan habersiz yaşayan zararsız Osmanlı aydınının, değişen sosyal şartlar içinde gelişimin anlatılır.

Yazımızın başında da belirttiğimiz üzere divan şiirini tanıtmak ve sevdirmek ancak onu her yönüyle anlamakla mümkündür. Bu önemli amaç için emek veren herkesin hak ettiği takdiri göreceğine inanıyoruz. Sözlerimizi Mine Mengi'nin kitabının ön sözünde hazırlamış olduğu bu değerli çalışması ile ilgili olarak dile getirdiği, "Üzerinde durulup tartışılması, divan şiirine merak ve ilgi uyandırma vesilesi olursa ne mutlu bize..." sözleriyle noktalıyoruz.

Halûk Gökalp, "Divan Şiiri Yazıları", İlmî Araştırmalar, İstanbul 2011, sayı 11.

Güncelleme Tarihi: 01 Ekim 2018, 10:22
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20