banner17

Divan edebiyatı nasıl bir edebiyattır?

Agâh Sırrı Levent'in 'Divan Edebiyatı: Kelimeler ve Remizler, Mazmunlar ve Mefhumlar' adlı kitabını incelediğimde hem bu kitaba karşı olan merakımı yitirdim, hem de okudukça hayretler içinde kaldım. Sefa Toprak yazdı.

Divan edebiyatı nasıl bir edebiyattır?

Klasik Türk edebiyatı araştırmacıları ve öğrencileri için Agâh Sırrı Levent'in Divan Edebiyatı: Kelimeler ve Remizler, Mazmunlar ve Mefhumlar adlı kitabı çok önemli bir kaynak kitaptır. Kitabın, Divan edebiyatı üzerine hazırlanmış hemen hemen ilk önemli inceleme eseri olmasına rağmen, uzun yıllar baskısı yapılmıyor, sahaflarda ise bulunmuyordu. Birinci baskısı 1941 yılında yapılan kitabın bulunamıyor olduğunu gören Dergâh Yayınları, bu ihtiyaca karşılık vermek ve boşluğu doldurmak adına geçtiğimiz Ağustos ayında kitabı Berat Açıl'ın yayına hazırlamasıyla yeniden basarak okuyucusu ile buluşturdu. Emeği geçenlere teşekkür ediyoruz öncelikle.

Üniversitede, klasik Türk edebiyatı derslerinde hocalarımızın veya arkadaşlarımızın bahsettiği ve methettiği bu kitabı ben de görmek ve incelemek istiyordum fakat piyasada olmadığından dolayı da kitabı bulamıyorduk. Fakat yeni baskısından sonra kitabı incelediğimde hem bu kitaba karşı olan merakımı yitirdim, hem de okudukça hayretler içinde kaldım.

Oldukça bol örnek verip ayrıntılı inceleme yapmış

Kitap esasen Divan edebiyatı üzerine çalışma yapanlara kılavuzluk görevini görüyor olmakla beraber bizlere Divan edebiyatını ve o dönemin edebiyat anlayışını oluşturan kaynakları ve bu edebiyatın inşâ edildiği temelleri de tanıtıyor.

Şüphesiz ki Divan edebiyatının ne olduğu ve nasıl adlandırılması gerektiği tartışmaları uzun yıllar sürmüştür ve el-hak artık yaşadığımız çağda sanat, edebiyat ve düşünce hayatımızda o zamanın inceliklerini ve güzelliklerini yaşayamadığımız için Divan edebiyatına da şaşı bakmaktan geri duramamışızdır.

Anlaşılmıyor olmakla suçladığımız ve sadece bir zümreye ait olduğunu ileri sürdüğümüz bu edebiyatın anlaşılmıyor olması acaba gerçekten anlaşılması zor oluşundan mıdır, yoksa ondan ilgi ve alakamızı kesmiş olmamızdan mıdır? Peki ya Agâh Sırrı Levent, üzerine bu kadar araştırma ve inceleme yapmış olmasına rağmen Divan edebiyatına nasıl bakmıştır?

Agâh Sırrı Levent bu eserinde "Divan edebiyatı nasıl bir edebiyattır?" sorusuna, Divan edebiyatının genel olarak şekil ve muhteva özelliklerini ayrıntılı olarak ele almak suretiyle cevap veriyor. Gerçekten de bol örneklemelerle şiirlerin şekli ve muhteva özellikleri üzerinde ayrıntılı bir inceleme yapıyor. Bu noktada herhangi bir sıkıntı yok. Divan edebiyatını lisan ve imlası ile, vezin ve şekli ile, hikmet ve felsefesi ile, sofiyane telakkisi ve ihtiva ettiği mazmun ve mefhumları ile geniş örnek yelpazesi içerisinde ortaya koyuyor.

Divan edebiyatı hayat hamlesi taşımayan cansız bir edebiyat mıdır?

Fakat kitabın "Netice" başlığı altında yer alan "Divan edebiyatı nasıl bir edebiyat değildir?" sorusuna cevap olarak sıralanmış maddeler okuyanı hayrete düşürüyor. Belki de sadece beni hayrete düşürmüştür, bilemiyorum, ama benim tahayyülümdeki divan edebiyatının bu şekilde ifade edilmesi gerçekten çok şaşırttı beni.

Ebubekir Eroğlu'nun Eksilmeyen Su Gazeli”ndeki "eskilerin ırmak gibi şairleri vardı/ şelâle olup köpük köpük dökülen/ nasip oldu bir ömür kıyılarında gezdik" mısralarının veya Yahya Kemal'in ve Tanpınar'ın anlattığı Divan edebiyatını Agâh Sırrı Levent'in kaleminden böylesine peşin hükümlü ve itici bir nesne olarak okumak elbette hayret vericidir.

Divan edebiyatı üzerine tespitlerini madde madde sıralayan Agâh Sırrı Levent, Divan edebiyatının hayat hamlesi taşımayan cansız bir edebiyat olduğunu ileri sürerek sözlerine başlıyor. Yani Divan edebiyatında o zamanki cemiyetin ifadesini bulmak mümkün olmakla birlikte yaşayan hayatın edebiyata aktarılmadığını söylüyor.

İkinci olarak ferdiyetçi bir edebiyat olduğunu, toplumsal olaylarla alakadar olmadığını dile getiriyor. Evet, Divan edebiyatı genel olarak ferdiyetçi bir yapıya sahiptir, fakat bu demek değildir ki bu şairler hüdayinabit gökten düşmüş oldukları yerden hiçbir yere çıkmayıp oturdukları yerden şiir yazıp rafa kaldırmışlar. Bizzat siyasi ve toplumsal olaylar içerisinde kalarak olayların ve şahısların durumunu ve halini anlatan şairler de yok değildir. Bunlar mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.

Divan edebiyatı hakiki bir edebiyat değildir

Okuduğumda ağzımın açık kaldığı bir madde de şu oldu. Agâh Sırrı Levent'e göre Divan edebiyatı kesinlikle taklidî bir edebiyattır ve hiçbir şekilde orijinaliteyi yakalayamamıştır. İran edebiyatının taklidi olarak kalmıştır. Bence bunu söylemek onca şair ve şiire karşı büyük bir haksızlık olur. Önemli olan mazmun ve mefhumların nereden geldiği midir? Yoksa benim o kelimelerle neyi nasıl ifade ettiğim midir? Orijinallik kıstasının bu kadar sathi bir düzeyde olmaması gerekir diye düşünüyorum.

Divan edebiyatında tabiat teması, üzerine doktora tezi hazırlanabilecek bir konu iken, Agâh Sırrı Levent'in olaya şairlerin rastgele seçmiş oldukları bir konu olarak bakmasını nasıl izah edebiliriz bilemiyorum?

Bir diğer tespit maddesi ise şöyle: Şiirlerdeki insanlar yaşayan hiçbir insan tipine benzemez, bundan dolayı da beşeri bir edebiyat değildir. Yazar olaylara ve şiirlere gerçekten çok yüzeysel yaklaşmıştır. Yazmış olduğu bu madde ile de bunu gayet belli etmektedir. Zira bu maddenin en güzel açıklamalı cevabını Tanpınar, 19. Yüzyıl Türk Edebiyatı Tarihi kitabının giriş kısmında vermektedir. Özellikle de oradaki "saray istiaresi", Divan edebiyatına bakış açımızı geçekten değiştirecek bir derinliktedir.

Agâh Sırrı Levent şöyle devam ediyor: Divan edebiyatında yerli tip yoktur, ne varsa hepsi ya Arap ya da Acem hayatlarından alınmıştır, ya da peygamber kıssalarından devşirilmiştir. Leyla ile Mecnun, Hüsrev ile Şirin gibi. Divan edebiyatındaki aşk tabii bir aşk değildir, ya tasavvufidir ya da gayr-i tabiidir. Divan edebiyatında konu bütünlüğü ve güzelliği yoktur. Divan edebiyatı hakiki bir edebiyat değildir. Aksine kitaplardan çıkarılmış, hazırlanmış bir edebiyattır. Divan edebiyatı sanat serbestliği olmayan şairlerini belli bir kalıba sokmaya mecbur bırakan bir edebiyattır. Milli ve milliyetperver bir edebiyat değildir, dini bir edebiyat da değildir. Hele hele lirik bir edebiyat hiç değildir.

Yazar bunca ağır yüklenmelerden sonra şöyle bitiriyor: Her ne kadar insanın ruhi ve beşeri hislerini terennüm etmekte beşerin ümit, hayal, saadet ve buhranlarını tahlil edip dile getirmekte kifayetsiz kalsa da yine de divanlar içerisinde kaside ve gazellerde zarif ince güzellikler taşıyan beyit ve mısralar da yok değildir.

Yahya Kemal'in mısra-ı berceste olarak ifade ettiği bu beyit güzelliğini böylesine âdiyetten bir olay gibi anlatan ifadeyi, böylesine aranan ve methedilen bir kitabın içerisinde göreceğimi ummuyordum. Şaşırdım.

Sefa Toprak yazdı

Güncelleme Tarihi: 13 Aralık 2018, 11:48
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20