Dirilişin sırrı peygamberler tarihinde gizli

Sezai Karakoç, insanlığa 'Yitik Cennet’iyle, peygamberler tarihiyle sesleniyor. Dirilişin nüvelerini burada aramak gerek diyor. İsmail Özcan yazdı.

Dirilişin sırrı peygamberler tarihinde gizli

Âdemoğlunun tarih boyunca hem maddi hem manevi anlamda yitirdiği birçok şey vardır ve günümüzde de birtakım yitirmeler imtihan olarak karşımıza çıkabilmktedir. İnsanlar, gün gelmiş iktidarını, saygınlığını, zenginliğini kaybetmiş; gün gelmiş manevi değerlerinin özündeki cevheri, insan olmanın getirdiklerini ve gereklerini, varoluşlarının nedenini unutmuşlardır. Her dem birtakım sıkıntılar, imtihanlar gerek bireysel gerek toplumsal biçimde insanoğlunu buhranlara hapsetmiştir. Sezai Karakoç, bu hapisten beraat etmenin, manevi boyutumuzun derinliklerindeki özü canlandırıp bir dirilişe kavuşmanın yolunun peygamberler tarihini gerektiği gibi idrak etmekten geçtiğine inandırdı beni Yitik Cennet’iyle.

Modern zaman yaşantısının, modern zaman insanlarının ve tarih boyunca varolmuş medeniyetlerin çıkmazlarına dair ipuçlarının, tüm zamanlara hitap edecek şekilde peygamberler tarihine gizlendiği vurgulanıyor bu kitapta. Evet, tüm zamanlara hitap ediyor, çünkü insan her dönemde insandır. İnsanın hangi tarihte hangi coğrafyada dünyaya geldiği onun fıtratında aynı özellikler bulunmasına engel değildir. Sezai Karakoç da insanın her dönemde insan olduğu ve aynı aklı, kalbi ve nefsi taşıdığı gerçeğinden hareketle peygamberler tarihinin, onların yaşantıları ve imtihanlarının insanlık adına son derece önemli hisseler barındıran kıssalar olduğunu göstermeye çalışıyor. Bu kıssalara bazen psikolojik bazen de sosyolojik tahlillerle yaklaşarak insanın ve toplumun çıkmazlarının gerekçelerine değiniyor. Kitaba göre, bu çıkmazları çıkar hale getirmek, peygamberlerin kaderlerine yerleştirilmiş olan ve tüm zamanların insanlığına iletilen mesajları okuyabilmekten geçiyor.

Yitirme bir bilinçlenmedir, bazen de bir mesaj

İnsanoğlu içinde bulunduğu ahval ve şeraitin kıymetini zamanla sıradanlaştırabilir, hayatında olmazsa olmaz saydığı olguları benimseyip onların önemini manen indirgeyebilir. Dış dünyadan gelen etkilere karşı iç dünyasını muhafaza etmeyi başaramayıp ya da iç dünyasında kopan fırtınaları dizginleyemeyip hataya düşebilir. Bazen bu hataların ardından gelecek bir yitirme kaçınılmaz olmaktadır. Tıpkı Hz. Âdem’in şeytanın oyununa gelmesi sonucu cenneti yitirmesi gibi. Dünyaya geldiği andan itibaren cennet Adem peygambere bambaşka bir mana ifade etmektedir artık. Onu tekrar elde ettiği zaman da cennete bakışı hiçbir zaman eskisi gibi olmayacaktır. Cennete bakışı değişmiştir ve farklı bir bilinçle yaklaşmaktadır.

İşte bu noktada bir bakış açısı daha kazandırdı Sezai Karakoç bana. Aslında Âdem peygamberin cenneti yitirmesinde bir mesaj gizliydi, tüm insanlığa bir mesaj. Kıymet bilmenin mesajıydı bu, nefsine uymamanın mesajıydı. Adem kelimesinin Arapça yazılışında insanın hayatını nasıl yaşaması gerektiği mesajı verildiyse, onun dünyaya gönderilmesinde de bir mesaj gizliydi.

Her yitiriş bir dirilişe gebedir

Yaşadığımız yitirmeleri doğru okuduğumuz, bu yitirmenin ardından gerekenleri anladığımız, doğru yerde ve zamanda doğru duruşu gösterdiğimiz takdirde bir mana bulmanın, bir dirilişe uzanmanın insanın elinde olduğunu belirtiyor Sezai Karakoç. Hatta önemli olanın yitirmemek değil bu yitirmenin ardından bilinçlenme ve onu bir dirilişe çevirmek olduğunu vurguluyor. Önemli olan düştükten sonra yeniden ayaklarımızın üzerinde durabilmemizdir. Hatta bu hiç düşmemiş olmaktan yeğdir. Tekrar ayağa kalkabildiğimiz takdirde düşmemiz bizim için hayırlı bir gelişme olacaktır. Kemalat sağlayacaktır. Şunu tekrar belirtmek isterim ki bir yitiriş bir dirilişe gebe olacaktır ancak Sezai Karakoç’tan öğrendiğime göre onu doğru okumaktır bir dirilişe vesile olacak olan.

Her peygamberle gelen mesaj evreneydi

Âdem peygamberin kaderinde olduğu gibi diğer bütün peygamberlerin kaderleri de insanlığa mesajlar içermektedir. Bazen bir gelişmenin ardından ona bir cevap gibi görünse de tüm zamanlara ve tüm insanlığadır mesajlar. Dirilişin birer rehber olarak insanlığın karşısına dikilmektedir.

İlk örneği Hz. Musa’nın yaşantısından vermek istiyorum. Bizler birer insan olarak ne yaparsak yapalım kaderin bildiği ve söylediğinden başkasını yaşayamayacağımızın mesajıdır Firavun’un Musa peygamberin köyünde doğan bütün bebekleri öldürtmesine rağmen Hz. Musa’nın sarayda, Firavun’un gözü önünde büyümesi.

Medeniyetlerde insanın yıkıldığı algısı oluştuğu vakit onu yeniden ayağa kaldıracak diriliş muştusunun insanın özünde olduğunun mesajıdır Hz. Yahya’nın hikâyesi. Kültürler için bir diriliş kılavuzudur.

Hz. Nuh’la verilen mesaj hayatlarımızı saran bir tufanın ardından iç dünyamızda yaptığımız bir gemiyle her şeye sıfırdan başlayabileceğimizdir.

Babayı putlaştıran Romalılara karşı Hz. İsa’nın babasız doğumu, aslında insanlığın bütün putlarına karşıdır ve onların bir hiç hükmünde olduğunun habercisidir.

Yüksek iman ve teslimiyet ruhunun güzel kapılar açacağına işarettir Hz. İbrahim karşısında güle dönüşen ateş.

Sabrın sonunun selamet olduğudur Hz. Yusuf’un hayat hikâyesindeki mesaj.

Ve Son Nebi… Aslında bütün peygamberler O’nun bazı özelliklerini taşımaktadır. Bir bakıma O’nun habercisidir. Hz. Muhammed (s.a.v.) bir bütünleştiricidir. Kemalatın, tamama ermenin müjdesidir.

Yitik Cennet’in ardından peygamberler tarihine karşı oluşan yeni bakışımı yukarıda ifade etmeye çalıştım. Sezai Karakoç, insanlığa Yitik Cennet’iyle, peygamberler tarihiyle sesleniyor. Dirilişin nüvelerini burada aramak gerek diyor.

İsmail Özcan yazdı

Yayın Tarihi: 12 Mart 2015 Perşembe 14:54 Güncelleme Tarihi: 21 Mayıs 2020, 00:26
banner25
YORUM EKLE

banner26