Dini İslam, tavrı sünnet bir âşık: Hz. Hallac

Hz. Hallac'ın ruhi tecrübesinin çeşitli boyutlarıyla ele alındığı bir kitap yayınlandı. Rıza Bakış'ın kaleme aldığı 'Âşığın Tevhidi / Hallac'a Göre Varlık ve Dini Tecrübe' isimli kitap, Hallac-ı Mansur Hazretleri’nin hayatını, düşüncesini ve eserlerini de konu alıyor. Ahmed Sadreddin yazdı.

Dini İslam, tavrı sünnet bir âşık: Hz. Hallac

https://www.ktpkitabevi.com/urun/asigin-tevhidi-9789755746869

Asırlar boyunca birçok dilde kendini yenileyen “Ene'l Hakk” ifadesi, aslında bir ilahlık iddiasından öte, bir öze vurgu ve nereli, nereden ve ne olduğunun dışavurumu olarak değerlendirilmesi gereken bir tabirdir. Hallac-ı Mansur Hazretleri’nin şehid edilişinden önce, Hz. Cüneyd-i Bağdadi, "Cübbemin altında O'ndan gayrısı yok!" demiş. O dönemlerden asırlarca sonra Yunus Emre Hazretleri, "Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm" diyerek, Hallac-ı Mansur Efendimizin ifadesine paralel bir söz beyan buyurmuş.

Hz. Yunus Emre'den sonra Eşrefoğlu Abdullah-ı Rûmî Hazretleri de, "Sanırsın Eşrefoğluyam/ Ne rûmîyem ne İznîki/ Benem ol daim ü bâkî/ Göründüm sûretâ insan" demiş. Allah'ın isimleri ile kendini isimlendirmenin eğer bir mahzuru var ise; Eşrefoğlu Hazretleri, hem daim hem de bâkî olduğunu söyleyerek, tabir-i caizse Hallac-ı Mansur Hazretleri’nden bir adım ileri gider.

Asırlardır tartışılmakta olan “Ene'l hakk” ifadesi hakkında ileri geri konuşmayan yok gibidir. Bu konuda Hz. Hallac-ı Mansur'u savunduğunu söylemek bile, ehl-i irfan tarafından edebe mügayyir görülürken, henüz kendi mükellefiyetlerinin ne olduğundan habersizlerin bile, böylesi mevzularda tabir-i caizse atıp tutmaları, çokça şahit olduğumuz hadiselerden.

Hakk, Hakk'tır; mahluk mahluktur

Hz. Hallac'ın bu sözü etrafında peşinen oluşturulan, müspet ve ya menfi algıların dışında bir araştırma ve emek ürünü Rıza Bakış'ın “Âşığın Tevhidi” isimli kitabı. Kitabı dört bölüme ayıran yazar, ilk bölümde Hz. Hallac'ın hayatını anlatırken, ikinci bölümde varlık hakkındaki görüşlerini, üçüncü bölümde Allah-insan münasebetini ve dördüncü bölümde de Hz. Hallac'ın hakikat tecrübesi ve bilgi hakkındaki görüşlerini anlatıyor.

“Ene'l Hakk”ın ontolojik uzantıları olan bir ifade olduğunu söyleyen Rıza Bakış, Hz. Hallac'ı eleştirenlerin bu sözü, kendi varlığını öne çıkarmak ve ilahlık iddiasında bulunmak şeklinde yorumladıklarını, hâlbuki insafla bakabilenlerin açıkça fark edeceği gibi, O'nun ilahlık iddiası bir yana, kendi varlığını öne çıkarmayı bile çok ileri bir iddia olarak gördüğünü ifade eder. Hz. Hallac'a göre, "Hakk, Hakk'tır; mahluk mahluktur.”

Tenzih ve teşbihi ayırmadan ele alır

Kitap, Hz. Hallac'ın döneminde Allah'ı herkesten daha ziyade tenzih eden bir tavır içinde olduğunu, O'nun, sadece ifade boyutunda kalan ilah tasavvuruna itirazlar yönelttiğini, kendisinin varlığı kendi yaşamından ve düşüncelerinden soyutlamadan ele almak isteyen bir düşünceye sahip olduğunu söylerken, Hz. Mansur'un, Allah'ı fiillerinin ve düşüncesinin odağında, soyut olmaktan ziyade tecellisi ile sürekli hayatın içinde bir “ilah” olarak kabul ettiğini ve bu görüşünü çeşitli ayet ve hadislerle de desteklediğini vurgular.

Hz. Hallac-ı Mansur'un tenzih ve teşbihi bir arada, birini diğerinden ayırt etmeden ele aldığını belirten yazar, O'nun ifadelerinde içkinlik ve aşkınlığın iç içe olduğunu, fakat devrindeki baskın görüş olan Mu'tezili görüşe sahip olanların tepkisini çektiğini söylerken, aslında dinin her ikisini birlikte aldığını ifade eder.

Hac yorumu ve "Ene'l Hakk"la tepki çekti

Rıza Bakış, kitapta Hz. Hallac-ı Mansur'un şehid edilmesiyle sonuçlanacak olan yargılanma sürecinin, dönemin idaresinin vergi uygulamalarını eleştirmesi ve bazı anlaşılmayan sözleri nedeniyle zındıklıkla suçlanması ile başladığını vurgular. Bu anlaşılmayan ve doğrusu pek de anlaşılmak istenmeyen ifade "Ene'l Hakk"tan ziyade, Hz. Hallac'ın hac hakkındaki şu görüşüdür;

"Bir kimse hacca gitmek için imkân bulamazsa, evinin bir odasını temizlesin, oraya kimseyi sokmasın, temsili bir Kâbe maketi yapsın. Hac mevsimi olunca da onun etrafını tavaf etsin. Hacıların yaptıklarının aynısını yapsın. Sonrasında otuz yetim toplayıp, yapabileceği en güzel yemeği yaparak, karınlarını doyursun ve yedişer dirhem versin. Eğer böyle yapar ise hac yapmış gibi sevab alır."

"Dinim İslam, tavrım sünnet"

Hz. Hallac, suçlamalara karşı savunmasını yaparken, “tanrılık” ve “peygamberlik” iddiasından Allah'a sığındığını, kendisinin çokça namaz kılıp, oruç tutan bir abid olduğunu söyler. Savunmasını kabul etmeyerek idamına karar veren kadıları, dinin mubah saydığı yorumları tevil ederek aleyhine kullanarak, canına kastedilmesinin büyük bir yanlış olduğunu, kendisinin dini İslam, tavrı sünnet bir Müslüman olduğunu ifade etse de karar değişmemiştir.

Hz. Hallac-ı Mansur ise, içinde bulunduğu imtihana razı bir halde, dünya hayatını sonlandıracak sehpaya doğru adeta gülerek gider. Canına kastedenler için Allah'tan bağışlanma diler.

Hafız, fakih ve gezgin bir sûfî

Hz. Hallac-ı Mansur, 857 yılında bir Fars beldesi olan Beydâ'da doğar. Anne tarafından soyunun Ebû Eyyûb el-Ensari'ye nisbet edilen Hz. Hallac'ın lakabı, künyesi ve ünvanı şöyle anılır: Ebu'l-Mugîs el-Hüseyin b. Mansûr b. Mehamma el-Beydâvi el-Hallac ez-Zahid el-Meşhur.

Hz. Hallac, Kur'an-ı Kerim'i Vasıt'ta, “Asım Kıraati”ne göre 12 yaşında iken ezberler. Hadis talimini ise Tüster'de Sehl et-Tüsteri'den alır. Hz. Hallac'ın her gece Kur'an tilavetini iki rekâtta bitirdiği, her gün iki yüz rekât namaz kıldığı, Kâbe'nin karşısında az miktarda yiyecek ve içecekle bir yıllık bir riyazat yaptığı evliya tezkirelerinde anlatılır.

Hz. Hallac gezgin bir sufidir. Tüster'den Basra'ya hicret eder ve orada Hicazlı Amr Mekki'ye biad eder. Sûfi hırkasını bu zattan giyer. Basra'da istediği gibi bir ortam bulamayınca Hz. Mansur yeniden Tüster'e döner; azimet yolunu seçerek yaşar ve halktan büyük saygı ve itibar görür.

Gecesi namaz ve duayla geçermiş

Sık sık kendini Mekke-i Mükkereme'nin manevi iklimine atan Hz. Hallac, burada ağır riyazetler yapmış, Hindistan'a ve Türk illerine gidip tebliğde bulunmuş. Hz. Hallac-ı Mansur hakkında, Şafiî İbn Süreyc, "Kur'an-ı hıfzetmiş, fıkıhta üstad, hadis, gelenek ve görenekte âlim, sürekli oruç tutan, geceleri namaz ve duayla geçiren biri" ifadelerini kullanır.

Hz. Hallac, ziyaret ettiği lisanı değişik ülkelerde tebliğde bulunurken yanında tercüman da bulundururmuş. Yanındaki tercümanlar da gittiği yerlerdeki Arapça bilenler ya da öğrenciler olurmuş. İnsanlara cami yahut tekke yerine, çarşıda pazarda seslenirmiş Hz. Hallac. Şimdi kalabalıklarımızın ne kadar ihtiyacı var böylesi Allah velilerine/delilerine ve öylelerini dinleyecek kulaklara.

Ahmed Sadreddin yazdı

Güncelleme Tarihi: 20 Aralık 2018, 17:03
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26