banner17

Dini Düşünce Nedir, 'İslam Düşüncesi' Neyi Hedeflemektedir?

Ekrem Demirli’nin son kitabı ''İslam Düşüncesi Üzerine Söyleşiler ve Konuşmalar & Filler ve Körler'', İslam ve oluşturduğu düşünme biçimi, yaşam tarzı hakkında anlatılmayan ya da anlatılamayan pek çok şeyi anlatıyor. Tuğba Saygın yazdı.

Dini Düşünce Nedir, 'İslam Düşüncesi' Neyi Hedeflemektedir?

“Hiç kuşkusuz ki İslam’ın geldiği çağlarda dünyada bir boşluk yoktu. İslam bir boşlukta doğup bir boşlukta yayılmadı. Bu durum anlaşılmadığı sürece ‘kriz çağları’ veya ‘kriz düşünürü’ tabiri anlaşılmayacaktır. Dünya, kültür ve medeniyet anlamıyla dolu dünyaydı ve İslam’ın zorluğu şuydu: ‘Dolu (kültür ve medeniyet olarak mamur) bir dünyada yeni sorular soracak, tamamlanmış dünyayı yeniden yorumlayacaktı...’ 

Prof. Dr. Ekrem Demirli’nin son kitabı “İslam Düşüncesi Üzerine Söyleşiler ve Konuşmalar & Filler ve Körler”, Temmuz ayında Sufi Kitap’tan çıktı. Çalışma, yazarın birbiriyle irtibatlı olan üç yazısından ve farklı zamanlarda yayınlanmış söyleşilerinden oluşuyor. “Tasavvuf Nedir: Dini Maksadına Göre Anlamak veya ‘İhsan’ Anlamında Tasavvuf” başlığı ile ilk yazı, tasavvufun serencamını öz cümlelerle anlatıyor. Tasavvufun niteliğine dair soru-cevapların ardından ‘hesaplaşmak gerek’ tabirini kullanan yazarımız bizlere önemli bir ödev bırakıyor. Ödevin kapsamını anlamak için bir diğer başlıktan yardım alıyoruz: “Tasavvuf Ne Değildir: Din İlimlerinden Birisi Fakat Din Değil!”

Ekrem Demirli’nin daimi okuyucuları bilir, başlıklar yazıyı özetler ve ana fikri ön plana çıkartır. Çoğu zaman da yazarın kendi kavramsallaştırmasını ya da bilinen tabirlerin güncel yorumlarını içerir. Bu bakımdan Ekrem Demirli okuyucusu, konuyu başlıklar üzerinden takip etmekte mahir olup çıkar! Bu mevzuyu ilk yazının esasını teşkil eden başlık üzerinden takip edebiliriz: “Cibril Hadisi ve Tasavvuf: Riyakarlık-Kibir ve İhlas Arasında Riyazet Hayatı-İman, İslam ve İhsan: Allah’ı Görür Gibi İman Etmek, İslam Olmak ve Tasavvufi Hayat”. (Yazarı ilk kez okuyacak olan okurlarımız bizlere hak vermiştir sanırım; başlık, heyecandır!) Sonuç olarak ilk yazı, müslüman olarak sergilediğimiz davranışların müslümanca olma seviyesini tartışıyor. Bu tartışma da dini bağlamda duyageldiğimiz kavramların içi, Kuran ve sünnet ışığında şekillenen İslam düşüncesi özüyle dolduruluyor.

Gazali’yi tanıdıktan sonra, ona karşı mükellefiyetimiz artıyor

İkinci yazıda, “H.6. Asırda Kurtarıcı Aramak Gerçekçi midir: Gazali ve el-Munkız mine’d-dalal’i Üzerine Bir Konuşma” başlığıyla İslam’da nazari düşüncenin gelişimi Gazali üzerinden değerlendiriliyor. Din-bilim ikilemleri şeklinde ifade edebileceğimiz ‘Hicaz sonrası yeni toplumlarla karşılaşma’nın sebep olduğu krizler ve bu krizin tam ortasında bir İslam âlimi olarak anlatılıyor bize İmam Gazali. Böylece Nizamiye Medreseleri’nin baş müderrisi olan Gazali’nin çelişkilerini ve ıstıraplarını okuyabiliyor, onunla ve yaşadığı dönemle güncel problemlerimiz üzerinden irtibat kurabiliyoruz. ‘Bir toplumun şahidi ve bir mirasın sözcüsü’ olarak Gazali’yi tanıdıktan sonra, ona karşı mükellefiyetimiz artıyor. Eserlerini okumak ve entelektüel zihinlerimizle haklarında yazı yazmak boynumuzun borcu oluyor. Kısacası bu kısmı okuduktan sonra ‘İmam Gazali şahsında İslam âlimleri güzellemeleri’ ile yetinmek artık hepimizi rahatsız ediyor.

Üçüncü ve son yazıya “13. Asırda Metafiziğin Yeniden İnşası: Tasavvufun Olgunluk Dönemi ve İbnü’l-Arabi” başlığı ile giriş yapıyoruz. İçinde bulunduğumuz dönemin tasavvuf ile ilişkisini şu paragraf ile betimleyerek giriş yapıyor yazar: “Tasavvuf ile yüzeysel bir irtibat söz konusu. Tasavvufun ‘nazari disiplin’ şeklinde görülmek yerine, şiir ve sanatla ilişkisi veya menkıbelerle anlatılan -ve bu nedenle- insanda anlamdan çok hissiyat ve hayranlık uyandıran bir hal olarak tasavvurunun anlaşılır, fakat ikna edici olmayan mazeretleri vardır.” Bu konu gerekçelendirildikten sonra nazari disiplin olan tasavvufun kurucusu kabul edilen İbnü’l-Arabi ‘sahilsiz umman’ olarak anlatılıyor. ‘Umman’ın bilgi ile işari irtibatı açık ediliyor ve Sadrettin Konevi bu umman için ‘sahil’ olarak nitelendiriliyor! Evvela, İbnü’l-Arabi’nin talebesi olan Konevi, geldiği son noktada İbnü’l-Arabi dâhil olmak üzere sistemsiz düşünürleri okunur hale getiren salt bir metafizikçidir. Bu bağlamda ‘umman’ genişlik ve düşünce zenginliği demekse, Konevi umman için sahil sayılabilir! Bu bölümde Hz. Peygamber ve tebliğine dair, düşünce tarihi için kadim fakat çoğumuz için yeni soru ve sorunlarla karşılaşıyoruz. Özellikle felsefe ile yapılan tartışmalar alabildiğine derinliğine rağmen, yazarın akıcı üslubu ile oldukça anlaşılabilir kıvama geliyor.

‘İmanın oluşturduğu kimlik’ mücadelesini anlamaya başlamak

Kanaatimizce bir kitap değerlendirme yazısında sorulacak en önemli soru şudur: ‘Bu kitap hangi boşluğu doldurdu?’ İslam Düşüncesi Üzerine kitabı, Türkiye özelinde ‘bilinen’ kabul edilerek tartışmalarda yüzeyselce yer bulan meselelerin akademik zeminini yani ‘kesinlikle bilinen olmadığını’ dolaylı yoldan ortaya koymuş oluyor. Kitap içinde yazarın böyle bir iddiası olmamakla beraber, aşağı yukarı her okuyucunun şaşkınlığını bu sebeplerden tahmin edilebilir buluyoruz.

Kitap hakkında ikinci önermemiz ise yazıların sonunda ‘müslüman okuyucuların kendilerini çok daha köklü hissedeceği’dir. Zira İslam nazari mirası hakkında kafa yormaya başlamak demek, ‘imanın oluşturduğu kimlik’ mücadelesini anlamaya başlamak demektir. Bu mücadeleyi İslam özelinde Hz. Peygamberden itibaren takip edebilmek ise ancak bu miras üzerinden mümkündür. İşte yazar, bu mirası merkeze alarak bize, din ekseninde şekillenen bir bilim geleneğini tanıtmaya çabalıyor. Bu geleneği, İslam düşüncesine önemli ölçüde yön veren isimler üzerinden sunuyor bizlere: Gazali, İbnü’l-Arabi, Sadrettin Konevi! Tasavvuf dışındaki diğer İslam bilimlerine (fıkıh, hadis, kelam, felsefe) dair de çok önemli yaklaşımlar ve anekdotlar içeriyor yazılar. Böylece zihnimizde İslam bilimleri geleneği şekillenmeye başlıyor.

Üçüncü olarak, güncel hayattaki problemlerin dini düşüncedeki üst başlıklarını bildiriyor çalışma ki bizce doldurduğu en önemli alan burasıdır. Mesela şöyle diyor yazar: “Çağdaş dünya ile Müslümanlık arasındaki çatışma, bir akıl-vahiy ilişkisi sorunundan başka bir şey değildir!” Özetle, anlatılmayan ya da anlatılamayan pek çok şeyi anlatıyor kitap; İslam ve oluşturduğu düşünme biçimi, yaşam tarzı hakkında. Her Müslüman şahıs hatta din mensubu için ehem olan “dini düşünce nedir, bu bağlamda ‘İslam düşüncesi’ neyi hedeflemektedir” gibi sorulara oldukça geniş çerçeveden ve uzman detaycılığı ile verilmiş cevaplar bulacaksınız bu çalışmada. Elbette bu cevapların yanında pek çok da soru nakşedecek satırlar zihninize. ‘Çünkü’, diyecek yazar bir söyleşisinde; “Soru sormak derinleşmeyi sağlar ve Türkiye’de her şeye değinilip geçilir, derinleşme olmaz. Halbuki her şeyle derin ve ciddi bir biçimde ilişki kurmak lazımdır.”

Peki, neden ‘Filler ve Körler?’ diyecek olursanız, bu merakınızı kitapta gidermenizi tavsiye ederim. Sadece şunu söyleyebilirim; ‘filler ve körler’ meselesi bu kitabın hem hareket noktası hem de neticesi gibi. İslam düşüncesi bağlamında filler ve körler meselinin zihninizde yepyeni bir yoruma kavuşacağı kesin.

Son söz/ilk soru yerine: ‘Karanlık odada bulunan insanlar bir fili nasıl tanıyabilir?’

Ekrem Demirli, İslam Düşüncesi Üzerine Söyleşiler ve Konuşmalar; Filler ve Körler, Sufi Kitap

Tuğba Saygın

Güncelleme Tarihi: 18 Aralık 2018, 16:35
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20