banner17

Dilleri Işkın Vermiş Çiçek: İbrahim Gökburun'un Güz Nöbeti

Şiir dili, şairin görevi, halk devlet ilişkisi, güneydoğu, coğrafyamız, hatıralarıyla yaşayanlar… Sosyal içerikli, akıcı, imgeli, manalı, dokunaklı ve az yazdığı şiirlerle gündemde olan İbrahim Gökburun’un yeni kitabı 'Güz Nöbeti’ni Recep Şükrü Güngör yazdı.

Dilleri Işkın Vermiş Çiçek: İbrahim Gökburun'un Güz Nöbeti

Şiir, söz sanatıdır. Şiir, sözü kapamaktır. Şiir, sözle manayı üst üste bindirip içine imgeleri gizleme sanatıdır.

Şiir, manayı kelimelerle tasarruflu ifade ederken ince manayı incilerin içine saklamadır. Şiir, güzel söz söyleme sanatıdır. Şiir, söze süs katma sanatıdır.

Şiir, sözü israf etmeme sanatıdır. Şiir, duyguları kelimelerle dışa vurma biçimidir. İçteki coşkunun söze dökülmesidir.

Şair, toplum öncüsüdür. Şair, şiirin çoğaldığı ana rahmidir.

Halkın sözcüsü şair

Sözü Güz Nöbeti’ne getirmek istiyorum.  Şair İbrahim Gökburun, Kesik Dil kitabından sonra ikinci kitabını Mühür Yayınları’ndan çıkardı. İlk kitabında olduğu gibi bu kitabında da sosyal konulara değiniyor. Şiirlerinde daha çok toplumsal yergi yer alıyor. Güz Nöbeti’nde mülteciler, yöneticiler, eğiticiler, modern hayat, doğu halkı, meslek grupları, coğrafi unsurlar ve masal anlatan dedeler ele alınıyor. Toplumun duyarsızlığı, devlete karşı vurdumduymazlığı, yöneticileri uyarma görevini yapamadığı, ahlaksızlığı, tepkisizliği, yozluğu, düşüncesizliği ve sürü gibi yaşayışı şairi kaygılandırmaktadır. Ne hazindir ki bundan dört yüz sene önce yaşamış yaşayan Veysî de “İstanbul Kasidesi”nde hemen hemen aynı konulara değiniyor. Demek ki toplumun temel konuları değişmiyor. “Kutadgu Bilig”de de ahlaki sorunlar ele alınıyor ve ahlaksızlıklar eleştiriliyor. İlk metinlerden bu yana toplum ve ahlak hep ele alınmış, eleştirilmiş, düzeltilmeye çalışılmıştır.

Şair Gökburun bu kitabında en kadim meseleleri ele almış ve neşter vurmuştur. Şairin önerisi ise duyarlı bireyler olmak. Herkes üzerine düşen görevi hakkıyla yerine getirirse her şey düzelecektir. On yedinci yüzyılda Veysî, on birinci yüzyılda Edip Ahmet Yükneki de aynı öneriyi yapmaktadır. Bir toplum nasıl olursa o şekilde idare edilir ve toplum bulunduğu hale layık bir yönetimle yönetilir. Güz Nöbeti şairi, okurlarını kadim olana yöneltirken yeni olanı eleştirmektedir. Yeni olana karşı değildir ama her şeyde yenilik aramaya karşıdır.

Şiir, şekil ve şuur

İbrahim Gökburun şiirde ne yaptığını, ne yapması gerektiğini ve nereye gittiğini bilen bir şair. Az şiir yazıyor. Bu durum, şiir ve edebiyat âleminde her zaman takdirle karşılanmıştır. Ahmet Arif’in bir kitapla edebiyat tarihine kaldığını düşünecek olursak bu tutumunu alkışlamak gerekir. Az ve öz her zaman takdire şayandır.

Güz Nöbeti şiirleri, şekil olarak serbest şiirlerden oluşuyor. Lakin Gökburun şiir dünyasına katıldığı günden beri heceye yakın bir dize yapısı oluşturmaktadır. Hece ile şiir yazmış mıdır bilmiyorum ama şiir duruşu her zaman bende bunu çağrıştırmıştır. Coşkulu sesi onu Yunus Emre ile Karacaoğlan’a yaklaştırırken modern dönemlerde de Erdem Bayazıt ile Cahit Zarifoğlu’na yaklaştırmaktadır. Kesik Dil kitabındaki sesi Erdem Beyazıt’a benziyordu. Bu kitabında ise şiir sesi daha çok Zarifoğlu’na yaklaşmaktadır. Şairin kendinden öncekilere yakınlığı, onu andırması şair adına iyi bir izdir. Çünkü her ses bir önceki sesi anımsatmalıdır.

İyi metin okurunu başka iyi metinlere götürür, götürmelidir. Gökburun’un şiirlerini okurken birçok şaire, öykücüye uzuyorsunuz. Bu elbette bir şair için çok iyi bir puan. Edebiyat eserinin neredeyse en önemli kuralını yerine getiriyor şair. Serbest şiirle modern kalıyor, heceye yaklaşarak gelenekle bağ kuruyor, sesini günümüzden geriye doğru yaslayarak kendinden önceki şairleri selamlıyor ve bizi onlara götürüyor. Şiir şuur işidir denir. Şair de yukarıdan beri anlattıklarımı -bilerek veya bilmeyerek- yaparak okuyucusunu bir şuura uyandırıyor. Geleceğini kurmak istersen geçmişini iyi tanı dercesine bir tavır takınıyor.

Her bölümde bir meseleye dokunuyor

Güz Nöbeti kitabı üç bölümden oluşuyor. Birinci bölüm “Günaydın, iyi akşamlar ve asansör”, ikinci bölüm “Yersiz Yurtsuz Bir Üzgünlük”, üçüncü bölüm ise “Çekiç Sesleri”. Bölümlerde işlenen konular bölüm başlıklarında ifade edilen imgelerle uyumlu. Birinci bölümde modern yalnızlığı anlatıyor. İnsanların binalarda “günaydın, iyi akşamlar” dedikten sonra asansörle evlerine dağılışını ve başka bir paylaşımlarının olmayışını ifade ediyor. İkinci bölümde yersiz yurtsuz bir üzgünlükle mültecilerin dünyaya dağılışı ve yaşanan dramlar işleniyor. Üçüncü bölümde ise bakırcılar çarşısında çekiç seslerini anlatarak meslek gruplarının nasıl özveri ile çalıştıkları dile getiriliyor.

Sesim çiçek açar

Gökburun, “Doğudan Daha Doğudan” şiiriyle Sezai Karakoç’u imliyor. Şairin, Karakoç’la aynı dünyayı kurmaya çalıştığını görüyoruz. “Kadınlar, ağaçlar, dağlar çırılçıplak/ Bir halk çırılçıplak konuşuyor” dizelerinde toplum sosyolojisi işleniyor. Şair durduğu ve seslendiği yeri gösteriyor. “Daha doğudan sesleneyim size/ Belki sesim çiçek açar/ Yoksul evlerin penceresinde” dizelerinde de sesin çiçek açması ve yoksul evlerin penceresi ne güzel yakışmış değil mi?

Göğün rengi, suyun tadı, toprağın huyu değişmiş/ İki küskün kardeş gibiyiz şimdi/ Küçük bir evin Türkiye kadar geniş odalarında” Gönüller geniş olunca küçücük oda bile ülke kadar büyük oluyor. Ama hayatın tadı birlikte, beraberlikte ve kardeş olmakta.

“Uçmayı Unutan Kuşlar” şiirinde varlık aynı ama varlığı anlama biçimi farklı. Şair bakışı dediğimiz şey de budur. Herkesten farklı bakabilme meselesi.

“Korku” başlıklı şiirde “Çocuklar el ele çiçek dağı oluşturmuş” diyerek şiirin tamamında anlattığı korkuyu yeniyor.

Camiden eve dönen insan

“Beyaz Kıyı” şiirinde “Ortadoğu haritası gibi dağılmışım”, “Yenilgi” şiirinde “Yenilmiş ordular gibi dağılmışım” dizeleri dikkat çekiyor. Ortadoğu insanının bugünkü halini şair kendi haliyle ifade ediyor. “Ağrı Dağı” isimli şiirinde “Bu coğrafyada ölmek kolay/ Yaşamayı öğret bana” diyerek doğu meselemizi ironik bir yaklaşımla dile getiriyor. “Masal Ülkesi” şiirinde “Anladım ihtiyarların bastonudur hatıralar/ Dedem, tutunarak yürürdü camiden eve” dizeleriyle insanın bir yaştan sonra hatıralarıyla yaşamaya başlamasını dile getiriyor. Özellikle de ihtiyarların hatıralarıyla ayakta kalışları önemli bir mevzudur.

Bir de camiden eve dönen insan var burada. Bazı yazarların, şairlerin sinemadan çıkan insanı model insan göstermelerine karşın şair Gökburun camiden çıkan insanı modellemiştir. Sinemadan çıkan insanı modelleyenler onu sokağa gönderirken burada şair camiden çıkan insanı evine göndererek insan ve mekân ilişkisine işaret ediyor; hayatın en önemli odağı ibadethane ve evi vurgulamıştır. İnsan evden çıkmalıdır ama ya işi için, ya ibadet için veya soylu bir eylem için. Sokağa ve sinemaya çıkma modern toplum modelidir ve bu modelde ibadet, mahremiyet, kadimlik yoktur. Sinema da yeniyi işaretler, sinemadan çıkılan yer de. Güz Nöbeti şairi, sinema ve sokağı olumsuzlamazken onları vurgulamıyor, camiyi ve evi vurguluyor.

Şair Gökburun Güz Nöbeti’ni toplumsal vurguyu zirveye çıkararak bitiriyor: “Korkmak, her zaman kötü değil bilirsin/ Allah korkusu, ne güzel bir korku/ Bu korku içimde büyüdükçe/ Bütün korkulardan kurtuldum

Işkın vermiş çiçek Türkçe

İbrahim Gökburun Türk dilini önemsiyor. Dil duyarlığını yer yer mısralara serpiştiriyor. Kitabın ilk şiiri “Doğudan Daha Doğudan”da şair “Savaştan korkmuş çocuklar gördüm/ Yüzü anneme benziyor, elleri kesilmiş elleri/ Dilleri Türkçe, dilleri ışkın vermiş çiçek” dizeleriyle yazdığı şiirin nasıl bir Türkçeye dayandığını ifade ediyor. Aynı zamanda Türkçemizin de ışkın vermiş bir çiçek kadar güzel bir dil olduğunu vurguluyor.

Şiir, şuur işidir dedik. Şiirle salt sanat yapılmaz. Şair okuruna bir dünya önerir. Şair duyarlığıyla o dünyayı apaçık söylemez, sadece işaret eder. Okura, o şiirde işaret edilen dünyayı bulmak ve o dünyayı kurmak düşüyor.

İbrahim Gökburun, Güz Nöbeti, Mühür Yayınları

Recep Şükrü Güngör

Güncelleme Tarihi: 20 Kasım 2018, 17:48
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20