banner17

Dilinde marşlar, ezgiler; elinde kitaplar, dergiler...

M. Asım Gültekin'in 'Alışmak Ölümüne Karşı' kitabı 'Sabah namazından sonra iki sayfa da olsa kitap okuyanlara...' ithafıyla başlıyor. Yasemin Kapusuz yazdı.

Dilinde marşlar, ezgiler; elinde kitaplar, dergiler...

Sizlere ithaf edilmiş kitaptan kısaca söz etsem size... M. Asım Gültekin'in, Yeryüzü Kitaplığı'ndan yayınlanan ve "Sabah namazından sonra iki sayfa da olsa kitap okuyanlara..." ithafıyla başlayan "Alışmak Ölümüne Karşı" kitabından...

Muhammed Esed, "Müslümanlar değildi İslam'ı yücelten, büyük kılan; tersine İslam'dı müslümanları yücelten. Ama ne zaman ki İslam, onlar için bilinçle izlenen bir hayat programı olmaktan çıkıp da bir alışkanlık haline geldi; işte o zaman uygarlıklarının temelinde yatan yaratıcı dinamizm yok olup yerini uyuşukluğa, kısırlığa ve kültürel yozlaşmaya bıraktı." diyordu Mekke'ye Giden Yol'da. Alışmak, iyi de olsa kötü de olsa herşeyi bilinçsiz yapmaktır. Özellikle namaza ve hiçbir erdemli eyleme alışmamamız gerekir. Kötü alışkanlıklarda uyarılırız. İyi olan davranışların da alışkanlık olmaması gerek müslümana. Dua etmeye alışmış bir insanın gerçekten dua ettiğini yani Rabbinin huzurunda bulunduğunun farkında olduğunu ve O'ndan istediğinin bilincinde olarak el açtığını söyleyebilir miyiz? Ama biz nelere alışmadık ki? Asım Gültekin, alışmamış dinci, yobaz müslümanlardan. Elhamdülillah diye kabul etmekte bunu. Ya biz?

Bütün bunlar yobazlıksa zaten yobazım”

Yakın dönemdeki âlimlerimizden Ali Ulvi Kurucu, “bir kahveye bile yok şekerli içerim yok şekersiz içerim şeklinde alışkanlık yapmayın” diye tavsiyede bulunuyor. Yoksa insanlara eziyet edersiniz. “Sadece sünnete alışın” diyor. Önceki âlimlerimiz aynı zamanda arif idi, şimdikiler entelektüel! Çay içsin, sigara içsin, kahve içsin. İbadetle meşgul olmaya gerek yok!

Kendini müslümanlardan görenler, şehre bir konuşmacı, bir yazar, bir âlim geldiğinde heyecanlananlar, bir mü'min kardeşine sarılırken sahabeye sarılır gibi hissedenler, bankalara karşı mesafeli olanlar, okulda namaz geçince namazını nerede kılacağını gözüne kestirmeye çalışanlar, sınıftaki, mahalledeki arkadaşlarıyla hadis, Sezai Karakoç, Seyyid Kutup okuyanlar, arkadaşlarını camiye götürenler, "yağların içinde domuz yağı oluyornuş, kemik tozu oluyormuş” diye annesine “dikkat edelim anne" diyenler, siz, “bütün bunlar yobazlıksa zaten yobazım” diyen Asım Gültekin ile kardeşsiniz. Arka kapak son cümleye dikkat: "Ashab ile kardeş olanlardan olasın!"

Gençlere o kadar masraf yapıp, okul okutup kitap okutamamak

Asım Gültekin'in neler yaptığını anlatmaya kalksak sanırım yazıyı sonlandıramayız. Kitabı okuduğunuzda zaten biraz onunla sohbet etmiş olacaksınız. Sanal medyada, dergilerde, konferanslarda, sohbet ortamlarında dile getirdiği düşüncelerinden meydana gelmekte kitap. Sizinle sohbet etmek istemiş gibi. Yakından tanımasaydım, bu sakin hali ile onun bu kadar işi bir arada yürütmesine pek inanamazdım sanırım.

Kitaptaki düşüncelerini ayrı ayrı ele alıp kısa bir yazıyla yazmamız mümkün değil tabi ama yakinen tanıdığımız Asım Gültekin, misyonuyla, başta müslüman kimliğimizle dertli, okuyan, düşünen, aynı zamanda da harekete geçenlerden olmamızı diler. Her fikre açık olmak gerektiğini düşünmez. Gençlere “okuyor musun” diye sorulduğunda hemen okuduğu okulun adını söylemesinden şikayetçi. Aslında şikayet üslubu ile konuştuğuna, yazdığına şahit olmadım ama alışmaya karşı olmanın getirisiyle doğal karşılayıp tabiri caizse es geçmez. Görmezden gelmez. Edebiyat öğretmeni Asım hoca, gençler, “okuyor musun” diye sorulduğunda, Sezai Karakoç, Rasim Özdenören, Nuri Pakdil gibi kendi yazarlarımızı okuduğunu söylemeden, kendi müziklerini dinlemeden, kendini bilen, Rabbini bilen müslümanlardan olmadan çok da rahat uyuyacağa benzemiyor. Gençlere o kadar masraf yapıp, okul okutup kitap okutamamak biz gerici(!) olmayan, modern müslümanların ayrı bir imtihanı değil mi?

Evet, bir zamanlar gavurluk öne geçmiş, din geri kalmıştı. Ya şimdi? Tüketim kültürüyle yaşamaya devam ediyoruz. Modern insan bir yandan "Hayat ne kadar anlamsız" diyor ama yaşamaya, eğlenmeye, tüketmeye de doymuyor. Halbuki biz müslümanlara yakışan, şikayeti bırakıp Rabbimize dayanmak, Peygamber Efendimizi örnek almak...

20. yüzyılın Taha'sı: Rasim Özdenören

Kitap Postası, Biat, Cafcaf dergilerini çıkarmıştı Asım Gültekin. Dunyabizim.com'un ilk genel yayın yönetmenidir. Hacamat ve CF dergilerini çıkarmaya devam ediyor. Mizah Derneği ve Türkiye Dergiler Birliği (TÜRDEB) başkanı. Okuma halkaları kuruyor, okuma eylemleri yapıyor. Cevher Konuşmalar'ın koordinatörü. Bunları yazarken bir yandan da “kimi kime anlatıyorum ben” diye düşünmeden edemedim. Hazır düşünüyorken yazmadan da geçemedim.

"Ben Taha'larımı arıyorum, aramaya devam edeceğim kardeş, ya sen?" diyen iki güzel çocuğun, Rana'nın ve Taha'nın babası için 20. yüzyılın Taha'sı, Rasim Özdenören. Sezai Karakoç'u ve 'Taha'yı tanıdığında Lise 1'de imiş. Sezai Karakoç'un 'Taha' dediğinin Rasim Özdenören olduğunu 15 yıl sonra öğrenmiş. Bu konuyla ilgili kendisinin fikirlerinin alındığı bir belgesel veya platforma rastlamadım ama dinlemeyi isterdim. Farkındalık vasfına sahiptir Taha, kendine soran, kendini bilme makamında, kendini kaybetmeme makamında. Taha'nın özelliklerini saymak istiyor Asım Gültekin: "Kalbini Kur'an muşambalarına sarar Taha.... Sularda Hızır'ın varlığını bilir Taha." (S. 30-31-32)

Genç dergisindeki yazılarından da takip ettiğimiz Asım Gültekin, kendi elimizle kendi dergilerimizi, yazarlarımızı, sanatçılarımızı, tanımayarak, okumayarak boykot ettiğimizi dile getiriyor. Aslında bu fikrini her fırsatta dile getiriyor diyebiliriz. Alışmayacak çünkü. Kütüphaneleri çok seviyor ama kütüphanelere karşı! Popüler kültür hareketleri gerekmez bize. Marka takıntısı, kalite takıntısı ile kaliteye adeta tapan, sahte mutlulukla yaşayan, kaliteli müzikten, kitaptan anlamayan insanlara değil, hasbi müslümanlara ihtiyacımız var diyor.

"Ben aslında hâlâ Lise 1'deyim”

Balaban Tekkesi'nde iki yıl etimoloji seminerleri verdi. İnşallah etimoloji çalışmaları kitaba dönüşecektir. Kitabı çok sevdiğinden, kitapsızlığı(!) sevmediğinden... Dil, kelime, kök önemli onun için. Kökler önemli: "İsterim ki, sözler göğsümüzden gelsin. Farsçası ile söyleyecek olursak ez'ber'den... Yani göğüsten..."

Amasya'nın Taşovası'ndan kalkıp İstanbul'a imam hatip lisesine okumaya gelir. Hakikaten, okulda ders okumaya değil, "oku emriyle oku-maya" gelmiş. Hayatından, yaptıklarından, hatta yapamadıklarından dahi anlıyoruz onu. Daha Lise 1'de iken üstad Sezai Karakoç'u görmeye, merhum Mahmut Esad Coşan hocaefendinin hadis derslerine, konferanslara, seminerlere gider. Mahmut Esad Coşan hocaefendinin dersleri 5'te başlarmış. Okul pansiyonuna giriş saati de 5 imiş. Dolayısıyla belletmenlerden dayak yedikleri olurmuş. Ama okumaktan, dinlemekten vazgeçmemiş. “Bizim kendi hasbi adamlarımız olmalı okumaya, dinlemeye, anlamaya” diyor. "Ben aslında hâlâ Lise 1'deyim. Dilimde marşlar, ezgiler, elimde kitaplar, dergiler... Çok şükür!"

Ağzınıza kötü isimleri, kötü işleri alarak o güzel ağzınızı, zihninizi kirletmeyin.”

Hal dili ile yaşamak, aynel yakin olmak gibi kavramlar vardır. Hani "Yeryüzü müslümana mescid kılındı." diye bir hadis-i şerif var ya, işte o hadisi büyük bir şuur ile dünyanın çeşitli ülkelerinde çeşit çeşit beldelerine hayata, hale, şuura dönüştürdüğünü görüyoruz. Asım Gültekin, “Mekke'den Bürüksel'e, Üsküp'ten Milano'ya, Paris'ten Bangledeş'e pek çok ülkenin pek çok şehrinin toprağına alnımı koyarak o toprakları da imanıma şahitler kıldım” diyor.

M. Asım Gültekin, TRT'ye çekilen “Yedi Güzel Adam” belgeselinde anlatıyor: Gençliğinde Nuri Pakdil ustayı ziyarete gittiklerinde sohbetin bir yerinde usta, "Siz okumuş, düşünen, güzel gençlersiniz. Ağzınıza kötü isimleri, kötü işleri alarak o güzel ağzınızı, zihninizi kirletmeyin." der. İşte Asım Bey, Nuri Pakdil'i ziyaret ettiği o günden sonra daha çok, güzel işler konuşmayı, güzel sözler duymayı, söylemeyi, güzel insanlarla hemhal olmayı hayat felsefesi haline getirmeye başlamış. Bunu kitabında da görmekteyiz.

Aynı günlerde çocukların okulunda, Cevher Konuşmalar'da, dergilerde, seminerde, çarşı- pazarda, okuma halkalarında, gençlere yazı yazdırma çabalarıyla uğraşırken okulda, vakıfta, dernekte, belgesel izlerken fikri alınan insan olarak her an her yerde karşılaşabildiğimiz Asım Gültekin, ahir zaman güzeli kardeşlerine duadadır her daim. "Beyaz Dilekler" başlıklı yazısı, en güzel bölümlerden olmuş kanaatimce. Dua ile ruhu güzelleşen insan sıradanlaşamıyor, alışamıyor modern köleliğe... Koşturuyor, koşturuyor. Bir Asım'dan binlerce Asım var olacak ümidiyle...

Ne diyordu zarif şair: "De hazırlanalım kahramanlık gün doğmadan kalkmakta"

Yasemin Kapusuz, deryadan bir damla devşirmeye çabaladı

Güncelleme Tarihi: 25 Ocak 2019, 17:28
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20