banner17

Dili bağlı, ağzı mühürlü güzel insanlar!

Mitat Enç’in yürek sızısı Selâmlık Sohbetleri kitabını Antep'ten deneme ödüllü üstadımız Reşit Güngör Kalkan öyle güzel yazdı ki..

Dili bağlı, ağzı mühürlü güzel insanlar!

 “Buna rağmen bizimkiler yıldızları seyrederek savaşmaya devam etti.”

İlham olarak Uzun Çarşının Uluları’nı zikreden kalem erbabının, övgüyle karşıladığı Antep hikâyeleri, her nedense uzunca bir zaman hakikaten ‘hikâye’ sanıldı. Çopur yüzlü ve de âmâ bir akademisyenin yazdıkları, aynı zamanda şehir efsaneleri arasında bizatihi, ruhu ve bedeniyle dolaşan bir unutulmuşluğu da yeniden hatırlattı. İyi de oldu. Yıllar var ki Doğu’nun kurdeşen tabiatı, Batı’nın nesirde temayüz eden havsalasını enikonu silkeleyedursun, Binbir Gece Masalları’nda yitiğini arayan Batı’nın pozitivizmle lebaleb doldurulmuş aklını ansızın kalbine çevirdi. Kalbine çevirdi ve Batı, gerçek hikâyenin insanda gizli duran şehirle hemdem olduğunu anladıktan sonra kavuşuverdi Romeo Juliet’e.

Romeo ve Juliet, Batı’nın nikâhsız günahı, beklesin bir yol. Hakk’tan nikâhlı Leyla ve Mecnun ise eşiğine abdestsiz basılmayan Doğu’nun dergâhlarında ‘fenâfil aşk’ hâlinin özge soyluluğu içinde yüzyıllar boyu hikâyat oluverdiler. Şehrin ve insanın tabiatı da böylece hayatla ünsiyet peyda ediverdi.

Bahtımda ince bir sızı hâlinde seyiren ve bindokuzyüzyirmilerin hemen başında kara bir İstanbul işgali kadar gam tutan birkaç Antep fotoğrafı yıllar yılı sararıp durmakta. İstiklâl Harbi’nin ilk kıvılcımının çaktığı günlerde, niyet edilmiş bir kuru ekmeği elinin tersiyle iten ve fakat kurtuluşu Türkiye evsafından çıkarıp bütün ümmete teşmil eden bir kartalın kanat çırpmasıydı hatırlanan tek şey. İçim rahat ve ‘o rahat ve oturmuş lehçesiyle’ Ermeni’ye, Fransız’a mukabelede bulunan çarşı esnafını, bilmelisin ki sevgili okur, defalarca alnından öptüm. Şehri kanatları altına alan bir kalemi ise, gâvur firakına eş avara kasnaklığıma aldırmadan Selâmlık Sohbetleri içinde hayır dualarla yâd edip başımın üstünde taşıdım.

Taşıdım çünkü, avlusu mermer döşeli, iki kattan müteşekkil bu evin içime saldığı ferahlık, ne yirmilerin tavzihe gerek bırakmayacak denli tabiatla hoş-beş hısımlığı ne de seksenlerin sonunu fabrika dumanlarıyla karşılayan ve modernizmin bulaşık, taklitçi bozgunu karşısında zavallılaşan Antepli’nin tutumunda saklı. Müslüman vaktiyle müsemma şehir ahalisinin dili bağlı, ağzı mühürlü hâlini resmeden Selamlık Sohbetleri’nde zaman, bindokuzyüzlerin ilk çeyreğinde durmuştur sanki! Zira ‘evimiz’, cana mihnet uzak imparatorluk hatıraları arasında duran Müslüman kimliğimizin de aynası olmuştur artık. Bu aynada beliren sûretler, yani sohbet yârenleri, biliniz ki kadim bir kültürün irfan meclisini şen tutanlar olarak yüzyıllar ötesinin pek dokunaklı menkıbelerinden fırlayıp gelmiş gibidirler. Gibisi fazla, tastamam öyledirler. Velisi ile delisinin aynı safta buluştuğu bu uzun hayat gailesi arasında rahmet, ömür törpüsü geçim telaşesinin üstüne çisil çisil yağar da kimsecikler fark etmez. Geçen zaman, duru bir Doğu masalı sadeliğinde, selâmlığa dahil olanların ömürlerine eklenmektedir sanki.

Ağızların tadını bozan seferberlik, hançerelerden çığlık olup çıkarken, uzak imparatorluk coğrafyasında milat, Yemen’den sonra Çanakkale olmuştur. Bakır rengindeki dağlara bakarak Alleben ırmağının kenarında ve Başkarakol düzlüğünde asker yolu gözleyen yaşmaklı yavuklular, hazan mevsiminden dışarı hiç çıkmazlar sanki. Ancak, Fransız işbirliğiyle kavrulan ihanetin acısı henüz geçmemişken Müslüman halkın Ermeni ve Fransız gâvuruna karşı gösterdiği misliyle mukabele, Abadi’nin -ki, önemli bir Fransız generalidir- kaleminden Türk Verdünü, Antep’in Dört Muhasarası adıyla kitaplaştırılır. Onbir ay süren direniş, ufukta beliren kimlik buhranından habersiz Müslüman çeteleri yekpare bir inancın çevresinde zafere taşır: Anadolu Müslümandır, Antep Müslüman kalacaktır!..

Harvardlı, Colombialı diplomaların sahibi Mitat Enç’in çocuk penceresinden yansıyan ve ‘şehre başaklar ve militan ruhlar ekleyen hayat’ selâmlığın savaşta gördüğü zarar sonrası, yerini uzunca bir zaman sükûta terk eder. Bu harabeye dönen şehrin hatıraları arasında bekleyen Alleben Öyküleri içinde sığırtmaçların, yanaşmaların, azabların arasında kaybolmuş Hac’Arap’ın, Ahraz’ın, Tısoğlan’ın yüzyıllara karışan son sûretleri de silinip gider. Fakat ‘devrim kasırgası’ sonrası yaşananlar, imparatorluğun ardından Cumhuriyet’e yeni uyananlar arasında esaslı bir sancı doğurur. Harfler bir gecede değiştiği gibi kılık kıyafet krizi asilzadelik bir tarafa, kıyamda namusunu çiğnetmeyen Antepli’nin suratında âdeta sert bir tokat olup patlar. Vebali Enç’in boynuna, devrimler çağında anlattığı bir ‘hikâye’ vardır ki zikretmeden geçersem Enç’le ortak olduğum bu vebali taşımaya takatim yetmez. Şunları yazmaktadır Enç: “Bir de direkçi pazarında doğramacılık yapan; ramazanlarda da kale burcundaki iftar topunu doldurup, patlatan Bektaşi dedesi vardı. Başındaki dilimli kavuğun sarığı, işlemeli cepken ve gömleği, dizlerinin altında düğümlenen bol poturu ile, esnaftan çok Doğu’lu bir hükümdar izlenimini bırakırdı etli dudağını, siyah çember sakalına doğru sarkıtarak çalışırken, hiç de ekmek parası için didinen birini anımsatmazdı. Kıyafet yasası çıkınca dede, dükkânın kepenklerini indirip, ortadan kayboldu. Onu bir daha çarşıda görmedik. Ortadan silinen sadece o da değildi. İman ve inancın, sarığın kıvrımlarında yaşadığına inananlardan epey bir kesimi de, giyersem eğer avradım boş olsun, diyerek, sokak kapısından dışarı adım atmaz olmuşlardı.”

Bir medeniyet halkasından kopan yeni Türkiye’nin aydını olarak Enç, kadim kültürle bağlarını hiçbir zaman koparmaz. İlk gençlik yıllarından olgunluk dönemine kadar, saklı tutulmuş bir gerçeğin izinden hiç ayrılmaz. Ceht ettiği yeni Türkiye içinde, akademisyenliğin sureta haktan gözüken tarafında değil, bizzat hak tarafında yer alır. Selamlık Sohbetleri’ndeki zaman dilimi, yalnızca üstad Rasim Özdenören’in Gül Yetiştiren Adam romanında gizlenen bir gerçeği faş etmekle kalmamış, aynı zamanda gül yetiştirenlerin çoğaldığı ilk dönem devrim yıllarında hayret etme becerisini gösterebilmiş yürek sızılı bir sohbet adamı olarak keşfedilmeyi çoktan hak etmektedir. Zira Selamlık Sohbetleri, yıllar yılı duru bir Doğu masalının enkazından neşet etmiş hayat nefhaları üflemektedir okura.

Reşit Güngör Kalkan yazdı

Güncelleme Tarihi: 12 Kasım 2018, 09:42
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20