banner17

Dilde sadeleşme cumhuriyetle mi başladı?

Türkçenin Anadolu’daki tarihini anlatan bir kitap ‘Osmanlı’nın Dili’..

Dilde sadeleşme cumhuriyetle mi başladı?

 

Ne zaman birisinin “Osmanlıca” dediğini duysam, yüzümü buruşturuyor ve o belirgin rahatsızlığı yaşıyorum. Tanzimat döneminde üretilmiş olan bu kavramın, yıllar geçse de hâlâ ısrarla kullanılıyor olması can sıkıcı değilse nedir?

Şunu özenle vurgulamak gerekir ki, 1928 yılına kadar Türkiye’de konuşulan dil, halis muhlis Türkçeydi. Ancak imla, Latin harfleriyle değil, Kur’an harfleriyle idi. Bir toplumsal mühendislik projesi olan “Osmanlı” kimliğiyle beraber “Osmanlıca” denilen şey ortaya çıktı. Bu kelimenin hâlâ yaygın olarak kullanıldığını görmek oldukça üzücü.

İşin doğrusu neydi?

Peki ya işin doğrusu neydi? Kısaca özetlemek gerekirse şöyleydi; 11. ve 12. yüzyıllarda hızla İslamlaşan Anadolu’da, Türkçe de büyük bir benimsenme imkânına kavuştu. Böylece, Anadolu’nun çok büyük bir kısmında Türkçe konuşulmaya başlandı. 2. Beylikler dönemine kadar, resmi çerçevedeHayati Develi pek kullanım alanı bulamasa da, halk arasında yaygındı Türkçe. Hasbelkader diğer beylikler arasından sivrilebilen Osmanoğulları Beyliği de Türkçe’yi resmi dil olarak benimsedi. Ve 19. yüzyılda da, bu beyliğin varisleriyle beraber anılır oldu dilimiz.

Dilde sadeleşme Cumhuriyetle birlikte başlamadı!

Gelelim maksuda. Dil konusundaki muazzam çalışmalarıyla tanıdığımız Hayati Develi hocanın, tam da bu konuda Kesit Yayınları’ndan çıkan harika bir eseri var: Osmanlı’nın Dili. İtiraf etmeliyim ki, biraz önce verdiğim bilgilerin büyük bir kısmını bu esere borçluyum. Eserde, Osmanlı ve Türk kimliklerinin nitelikleri, yüzyıllar içinde Türkçede meydana gelen değişiklikler ve Devlet’in dildeki sadeleşme konusundaki net tutumu güzelce anlatılmış.

Bugün “Türk” dediğimizde, bundan bir etnik yapıyı veya modern anlamda bir ulusu anlayanların muhakkak okuması gereken bir kitap. Aynı zamanda, bin yıldır bu topraklarda konuşulduğunu bildiğimiz dilimizin, nasıl bir dönüşüm yaşadığını merak edenler de bu kıymetli esere başvurabilirler.

Bir de, bazı çiğnenmiş sakızlar var ki, bu sakızların artık çiğnenmemesi gerektiğini öğreniyoruz Osmanlı’nın Dili’nden. Mesela, dilde sadeleşme meselesinin cumhuriyetle birlikte başladığı hep anlatıladurur. Oysa Hayati Develi hocanın anlattıkları pek o yönde değil. Peki ya hangi yönde? Ee, bunu da okuyanlar öğrenirler inşallah.

Ve’l-hasıl-ı kelam, üzerinde hiç ihtimam gösterilmeyen, ama bunun hilafına, üzerinde tir tir titrenilmesi lazım gelen bir mesele olan dil meselesini kesinlikle ihmal etmememiz lazım. Kur’an harfleriyle yazılan -yani hakikî- Türkçeyi okumayı öğrenip, bir de Osmanlı’nın Dili gibi müfid eserleri okursak, bereketli bir atmosferin bizi bulacağına olan inancım tam.

 

Melih Koşucu lisan-ı Türkî ile tekellüm eyledi

Güncelleme Tarihi: 12 Mayıs 2016, 14:55
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20