Dil, bir ev gibi kurulmuş Özen'in öykülerinde

Öyküyü kendi içinde biriktirmek diye bir şey varsa, o da İsmail Özen'in 'Günler Ne Kadar Kısaldı' kitabında kendini belirgin kılıyor.. Fazıl Cem yazdı.

Dil, bir ev gibi kurulmuş Özen'in öykülerinde

 

 

Eleştirmen tavrı, sanıyorum “ilk kitab”ı ele alırken daha temkinli olacaktır. İlk kitabın sonrası da hesap edilmek zorundadır ki, iltifat veya kehanet tutabilsin. Eleştirmen gözüne sahip olamadığımız için rahatça söyleyebileceğimiz bazı şeyler var “Günler Ne Kadar Kısaldı” ile ilgili.

İlk öykü ile yayınlanan son öykü arasında neredeyse 17 yıl var

İsmail Özen, Balıkesir Burhaniye doğumlu. Üniversite okumak için geldiği Konya’da yaşıyor hala. Edebiyat öğretmeni, özel bir dershanede ve koltuğunun altında mütemadiyen kitaplar var. Bu şekilde ders anlatıyor, soru çözüyor. Mahalle Mektebi ve İtibar dergileri, yazarın öykülerini yoğun olarak yayınladığı dergiler oldu son birkaç yıldır. İlk öyküsünü Konya merkezli olarak çıkan Aşiyan Dergisi’nde 1996’da yayınlayan yazar, her ne kadar yazıya ara vermiş gibi gözükse de, aslında Konya’da var olan her edebi faaliyetin yanıbaşında bulunmuş ve katkı sağlamış.

Yazar, kırk iki yaşında yayınlamış ilk kitabını. Kitaptaki öykülerden en evvel yayınlananı 1996 yılında yayınlanmış; ona en yakın tarihte yayınlanan ise 2007 yılında, geri kalan öyküler ise, Haziran 2012-Temmuz 2013 itibariyle yayınlanan öyküler. İlk öykü ile yayınlanan son öykü arasında neredeyse 17 yıl var. Bu, bir geç kalma mı? Değil. Bu tavır, yazarın temkini ile ilgilidir diye düşünüyorum.

Öykülerin büyük kısmı bir yıl içerisinde yazılıp yayınlanmış. En başta değindiğimiz “temkin” hususu burada kendini gösteriyor. Çünkü öyküler dolu, dopdolu. Bu doluluk da bir yılın değil; uzun zaman önce bu öykülerin zihinde yazılı kalmasından meydana gelen bir doluluk. Öyküyü içinde biriktirmek diye bir şey varsa, o da “Günler Ne Kadar Kısaldı”da kendini belirgin kılıyor.

Öykülerin temel olarak beslendikleri kaynak çocukluk ve gençlik

Kitapta on öykü var. Bu öyküler, yazarın çocuklukla başlattığı ve başka hayatları anlatarak bitirdiği bir sıralama ile dizilmiş. Öykülerin temel olarak beslendikleri kaynak ise, çocukluk ve gençlik. Bu iki zaman dilimi, bazen öykünün bizatihi kendisi (“Öğleden Sonra”, “Salyangoz Toplamaya Gidiyoruz”, “Uzun”, “Eski Bir Kasım”, “Arap Muharrem”, “El Teke Dönüyor”) bazen de bir leyt-motif (“Akşam Yemeğinden Sonra Dört Kişilik Bir Aile Oyunu”, “Karda Derin İzler”) olarak mutlaka bulunuyor. Hatları belirgin bir çocukluk bu, silik fotoğraflar yok. Yazarın gözlem gücü ve hafızası kendini belli ediyor. “Beşiktaş-Fenerbahçe Maçını Nasıl İzledim?”, “Ürkü” ve “Düşbozumu” öyküleri, konularını bir nevi dış dünyadan alan öyküler.

Öykülerin ortak bir özelliği dış dünyadan ziyade iç dünyaya, bireye değil insana dönük olmaları. Toplumun yaşadıklarına değinilmemesi gibi bir durum söz konusu değil elbet; fakat bu değinme, telkin derecesinde tutulmuş. Daha ziyade öncelenen, anlatımın kendisi. Bu anlatım da, yaşanmış ve okunmuş şeylerin birikimi. Dil, bir ev gibi kurulmuş öykülerde. Birkaç kelimenin yerini değiştirseniz, öykü çatlayacakmış gibi geliyor.

“Günler Ne Kadar Kısaldı”, önemli bir ilk kitap. Yazarın sıcak ve yormayan üslubu da kitabı değerli kılıyor. Umuyoruz ki bu ilk kitabın devamı gelir. Gelmelidir.

 

Fazıl Cem yazdı

Güncelleme Tarihi: 23 Mayıs 2016, 15:31
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13