banner17

Destanlar yazdılar ama bir mezarları dahi yok

Mehmed Niyazi’nin ‘Yazılamamış Destanlar’ romanı, Bulgarlara karşı bir avuç gönüllünün büyük imkansızlıklar içinde verdikleri destansı mücadeleyi konu ediniyor ve tarihi gerçeklere roman vasıtasıyla dikkat çekiyor. Metin Uygun yazdı.

Destanlar yazdılar ama bir mezarları dahi yok

https://www.ktpkitabevi.com/urun/yazilamamis-destanlar-9789754370478Balkan Savaşları, Osmanlı Devleti’nin yıkılışındaki en acıklı, en hicranlı hadiselerden biridir. Osmanlı’yı Balkan savaşlarına götüren sebepler olarak devleti yönetenlerin inanılmaz derecede gaflet içinde olmaları, çok büyük ihmallerinin bulunması, yine o dönemin çok çetin bir iktidar-muhalefet mücadelesine sahne olması Balkanların elimizden çıkmasında büyük rol oynamıştır. Ordunun siyasete bulaşması ve idarecilerin bölgede olan bitenden habersiz olmaları, ya da olan biteni ciddiye almamaları bu faciayı yaşamamızda etkili olan diğer sebeplerden bazılarıdır. Balkan savaşlarını araştıracak olursak ihmal, gaflet, iş bilmezlik olarak değerlendirebileceğimiz, niteleyebileceğimiz daha birçok sebepten söz edebiliriz.

Mehmed Niyazi’nin ‘Yazılamamış Destanlar’ romanı, Bulgarlara karşı bir avuç gönüllünün büyük imkansızlıklar içinde verdikleri destansı mücadeleyi konu edinmektedir. Sakarya’nın Akyazı’sında geçer romanın hikayesi. Roman kahramanlarından Topal Ali’nin oğlu Süleyman askere çağrılır. O dönemler ‘çocuk yaşta’ denebilecek çağda erkek çocukların askere çağrıldığı, olağanüstülüklerin yaşandığı dönemlerdir. Ve Süleyman askerde şehit olur. Sonra kardeşi Mehmet çağrılır askere. Süleyman’dan sonra Mehmet’in askere çağrılması, zaten fakir ve zorluklar içinde yaşayan Topal Ali ve Ayşe Hanım’ın ailesinde büyük bir keder ve üzüntü meydana getirir.

Mehmed Niyazi’nin “Balkan Savaşı’nda şehit olan ağabeyi Süleyman’ın acısını ömrünün sonuna kadar yüreğinde taşıyan babam Hacı Mehmet Özdemir’in ruhuna Fatihalarla...” ithafından, roman kahramanlarından gönüllüler arasında savaşan Mehmet’in, Mehmed Niyazi’nin babası olduğu anlaşılıyor. Bu da romana bambaşka bir hava katıyor. O mücadelenin içinden yazılmış hissini ve canlılığını buluyorsunuz romanı okurken. İlk baskısı 1991 yılında Ötüken Neşriyat tarafından yapılan kitap, 2014 itibariyle 14. baskıya ulaşmış durumda.

Destanlar yazdılar; ama mezarları bile yok

Eşref Sencer Kuşçubaşı, Selim Sami, Cihangiroğlu İbrahim, üstad Said Nursi, Süleyman Askeri, Zenci Musa, Mamaka Mustafa... Gönüllülerden ve romanda öne çıkan kahramanlarımızdan birkaçı. Bu kahramanlardan bazılarını Mehmed Niyazi’nin ‘Yemen! Ah Yemen!’ romanından da tanıyoruz. Yine aynı gönüllüler Libya Trablusgarp’tadır. Oradan çağrılmışlardır Balkanlarda savaşmak için. Mehmed Niyazi, bunlara hitaben “Destanlar yazdınız. Ama bizler destanlarınızı ne okuduk, ne de okuttuk. Kiminizi vatan haini ilan ettik, kiminize mezarı bile çok gördük” diye yazmış kitabın başına.

Bulgarlar Edirne’yi almışlar, Çatalca’ya kadar gelmişlerdir. Karşılarında onlara dur diyecek ne bir ordu, ne de bir güç vardır. Yukarıda saydığımız gönüllüler Libya-Trablusgarp’tan çağrılmışlardır Balkanlardaki durumun vehameti, çaresizliği, ümitsizliği üzerine. Kuşçubaşı Eşref Bey, Anadolu’dan toplanan gönüllülerle bir kuvvet oluşturur. Bulgarları süre süre en sonunda Edirne’den çıkarırlar. Hatta daha ilerilere giderler. Bulgarların hunharca zulüm ve işkencelerine maruz kalan Batı Trakyalı kardeşlerimizin ümidi olurlar. Mağlubiyet hissinin iliklerine kadar işlediği İstanbul’a ve İstanbul’dakilere ‘zafer’ ve ‘galip’ olma duygusunu tekrar hatırlatırlar başarılarıyla. Yeniden kazanabiliriz ümidini yayarlar mağlup milletimize.

Ne var ki, karşılarında Enez-Midye hattından daha ileri gidilmesini istemeyen bir İstanbul Hükümeti var. Gönüllülere her türlü zorluğu çıkarıyorlar. İstanbul, Edirne’yi Bulgarlara bırakmaya programlanmış vaziyette. Gaflet ve ihmal nihayetsiz bir derecede İstanbul’daki idarecilerde en hafif tabirle... Düzenli bir ordu yok. Sadece halkın desteği, duası var arkalarında. Silah ve mühimmatlarını da zafer kazandıkça Bulgarlardan tedarik ediyorlar.

Başarıları onları Batı Trakya’da Eşref Bey liderliğinde bağımsız bir devlet kurmaya kadar götürüyor. Avrupa’da büyük yankı uyandırıyor bu durum. Ne var ki o zaman devletin içinde bulunduğu durum, uluslararası siyaset, Edirne’den daha ileriye gidilmesine müsaade etmiyor. Ve oraları terk edip geliyoruz.

Tarihi bazı gerçekler romandaki kahramanlar vasıtasıyla bizlere aktarılmakta

Mehmed Niyazi, roman kahramanlarının ağzından devletin içinde bulunduğu durumu aksettirir. Mesela iktidar mücadelesiyle ve meşhur Bab-ı Ali Baskını'yla ilgili olarak İttihat ve Terakki’ye şu eleştiriyi yaptırır roman kahramanlarından İmam Salih Efendi’ye: “Bütün siyasi olayların altında ‘memleketin âli menfaatleri’ bulunduğunu söylüyorlar, biz de inanıyoruz. İttihatçılar Trakya’nın, Edirne’nin elden gidişini bahane ederek ayaklandılar... Şimdi Londra barış projesini imza ediyorlar. Midye-Enez hattının ötesini bırakıyorlar. Bunu anlamakta güçlük çekiyorum.”

Kolağası Nevzat Bey, Salih Amca’ya cevap verir: “Doğru söylüyorsunuz, Bab-ı Âli baskınını yapanlar, Edirne’nin Bulgarlara verilişini bayrak yapmışlardı. Şimdi ise önlerine konan anlaşmayı imza etmeyi düşünüyorlar... Bunun için de genç subaylarla hükümet arasında görüş ayrılığı var.”

İmam Salih Efendi üzüntüsünü, “Birlik dirlik deriz, birlik isteriz; fakat hepimiz bu birliğin kendi başkanlığımızda gerçekleşmesini isteriz. Eskiden değişik ayrılıklar vardı; şimdi de fırkacılık bunlara eklendi. Allah sonumuzu hayır eylesin” diyerek bize hayır etmeyen iktidar-muhalefet mücadelesini, bizi iflah etmeyen fikir ayrılıklarımızla ilgili görüşlerini ortaya koyar.

Son dönem siyasi tarihimizle, özellikle Sultan İkinci Abdülhamid Han’la ve dönemiyle ilgilenenlerin bildiği bir gerçek de şudur ki; Sultan Abdülhamit Han tahtta iken kendisine muhalefete eden birçok kişi, Sultan tahttan indirildikten sonra muhalefetlerinden dolayı sonra pişmanlık duymuşlar ve bu pişmanlıklarını değişik şekillerde, yazılarıyla, şiirleriyle itiraf etmişlerdir. Bunlardan en bilineni feylesof Rıza Tevfik’in ‘Sultan Abdülhamit Han’ın Ruhundan İstimdat’ şiiridir. Üstad Said Nursi’nin Abdülhamit Han muhalifliği de bu konuyla ilgili en çok tartışılan hususlardan biridir. Mehmed Niyazi bu hususa da romanında yer vermiş. Bu ve buna benzer tarihi bazı gerçekler, bilgiler romandaki kahramanlar vasıtasıyla bizlere aktarılmakta. Zaten, roman olsun, hikaye veya öykü olsun, şiir ya da başka bir edebi metin olsun, eserin görevi de bu değil midir?

Memleketimizle ilgili oynanan oyunlara dair bizlere çok değerli mesajlar vermektedir, uyarılar yapmaktadır yazar. İkinci Abdülhamid Han dönemi, tahttan indirilişi, Balkan savaşları esnasında Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu durum, o dönemin dünya siyaseti ile ilgili yapacağımız araştırmalarla beraber okunduğunda, romandan alacağımız verim daha da artacak; hatta daha bir anlam kazanacaktır diye düşünüyorum.

Metin Uygun yazdı

Güncelleme Tarihi: 17 Aralık 2018, 16:49
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20