Derin uykulardan uyanmanın vaktidir

Tenbihü’l Gâfilîn & Bostânü’l Ârifin, insanları gaflet bataklığında kurtarmak için yazılmıştır. Hasta, hasta olduğunu kabul eder ve teslim olursa iş kolaydır. Haşim Akın yazdı.

Derin uykulardan uyanmanın vaktidir

Ebu’l-Leys Semerkandî’nin güzel eseri Tenbihü’l Gâfilîn & Bostânü’l Ârifin, gerçekten adına yaraşır bir şekilde, insanları gaflet bataklığından kurtarmayı amaçlar. Bazen, doktorların tedavi edeceği hasta ile alakalı olarak en çok sıkıntıya düştükleri durum, hastanın kendini hasta olarak görmemesidir. Eğer hasta, hasta olduğunu kabul eder ve teslim olursa iş kolaydır.

İnsanın, kendini gaflete düşmüş ve bu konuda yardım almaya layık olarak görmesi önemli. Bu sağlanamaz ise fayda elde edilemeyecektir. Binlerce yıldır sohbet meclislerinin, eş dost yaranlıklarının başucu kitaplarından olmuş bu eser, Alem-i İslam’da da gereken ilgiyi görmüştür. Televizyon gibi bir illetin henüz maddi ve manevi dünyayı istila etmediği güzel dönemlerde, daha güzel Müslüman olabilmenin  mücadelesi verilir, bunun için Ahmediye’ler, Muhammediye’ler, Tenbihul Gafilin’ler okunurdu.

Gaflete düşmüşlerin yardımcısı

Aslında iki ayrı kitap olarak kaleme akına ve daha sonraları tek cilt içinde toplanan eser, ilk kez Abdulkadir Akçiçek tarafından Türkçeye çevrilir. Mehmet Şevket Eygi’nin Bimennihil Kerim (Kerim olan Allah’a minnetlerimizi sunarak) başlığıyla başlayan giriş yazısı ve Rahmetli Ömer Kirazoğlu’nun takdimi ile neşredilir. Bu girişler eser hakkında malumat vermektedir.

Merhum Ömer Kirazoğlu esere aldığı kendi şiiriyle, eseri şöyle takdim eder.

Firenk mukallitliği,

Mahvetti seciyeni,

Taş devri kılıkları,

Düşürdü seviyyeni.

Adam mı bekliyorsun?

Raiyyenin çobanı,

Kendin adam olsan a!

Zemin zaman, an bu an,

Uyan derin uykudan,

Derin uykudan uyan…

Din nasihattir

Ümmeti derin uykudan uyandırması umut edilen eser, “İhlas” konusu ile başlar. Eserin amacı, hiçbir şey bilmeyen kimselere birşeyler öğretmek yerine, gaflete düşmüş Müslümanları uyarmak olunca, iş daha da zorlaşıyor. Zira yarım bilene öğretmek, bilmeyene öğretmekten daha zordur. .

Müellif önsüzünde, Abdullah Bin Mes’ud’dan (r.a) gelen bir rivayeti alarak bir yerde amacını açıklar. “Rasulullah (sav); Allah yolunda bir gevşeklik gelir endişesiyle, bize zaman zaman vaaz verir, nasihat ederdi.”

Dünya hayatının aldatıcılı özellikleri, insanları dün yaşadığı güzel duygu ve düşüncelerden uzaklaştırabilmektedir. Yani insan bazen eskiden yaptığı güzel amelleri zaman içinde unutur ve terk eder. Bunun da en kolay çözümü, bolca nasihatleşmektir. Zira, “Din nasihattir.”

En iyisini Allah bilir!

Okuyucularını riyadan ve her türlü menfi düşüncelerden ihlâsa çağıran o dönemin bu güzel insanları, kendi hayatlarında da söylediklerini tatbikten geri durmamıştır. Eserlerinde, “Bu konuyu en iyisini ben bilirim!” anlayışı yerine, “En iyisini Allah bilir!” anlayışı hâkim olmuştur. Doğrusu, bu içinde yaşadığız ve ekranlarda her gün birçoğunu gördüğümüz,  “Bunu hep yanlış anladılar, ilk kez bu doğruyu benden duyacaksınız!” çığırtkanlığını düşününce, bu anlayışın değerini daha iyi anlıyoruz.

Bu kıymetli eserde, bolca ayeti kerime ve hadis-i şerifleri bulmak mümkün. Hadis-i şerifler için kaynak bildirilmemiş. Bu, o dönemin bir yazın geleneğidir. Mev-ıze (Vaaz- nasihat) kitaplarında, hadis-i şerifler için kaynak verme âdeti pek yoktur. Bu nedenle, hadislerin sıhhati konusunda tartışmalar yaşansa da, burada kesin şeriat kuralları bildiren, hükümler koyan ifadeler olmayıp, insanları Allah’ın yoluna ve kulluğa teşvik amacı taşıdığı için bu normal görülmüştür. İnsanları hakka ve hayra teşvik eden birçok hikâye ve kıssalar da, kitabı özel kılan bir başka unsurdur.

Kitabın “Bostânü’l Ârifin” (Arifler Bahçesi) bölümü de, yine Allah dostlarının meclislerinden, onların nasihat ve uyarılarından yapılan derlemelerdir. Bu tür kitaplarda ilmin kıyl ü kâl (boş tartışmaları) yerine, insanın hemen yapabileceği, kendine düzen koyabileceği bilgiler yer alır.

Bazı bölümlerde, “şöyle anlatılır” denilerek sözün sahibi üzerindeki tartışmalar yerine, söze dikkat çekilir.

Şöyle anlatılır: Allah’ın kula dargınlığı üç şeyle gelir:

1- Allah’ın emrettiği şeyde kusurlu olması,

2- Allah’ın kendisi için yaptığa taksime razı olmaması,

3- Bir şeyi isteyip elde edemeyince kızması…”

Yeniden gönle hitap eden bu benzeri eserlerden müstefid olmak dua ve temennisiyle…

Haşim Akın yazdı

Güncelleme Tarihi: 24 Aralık 2018, 11:34
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13