Deniz kabuklarını toplamak Durman'a düşer

Nurettin Durman’ın ‘Öksüz Çocuklar Galerisi’ kitabını zevkle okudum. En önemlisi de bir şairin yazma serüvenine ortak olmanın hazzını yaşamak oldu.

Deniz kabuklarını toplamak Durman'a düşer

Bir şairin şiirlerinden, bir öykücünün öykülerinden o şaire, o öykücüye ilişkin tam bir fotoğraf çıkar mı? O şair, o öykücü hakkında özellikle eserini oluşturan sosyal, kültürel ve psikolojik detaylar hakkında sahih bilgilere ulaşabilir miyiz? Ben çıkmayacağını ve o tür bilgilere tam anlamıyla ulaşamayacağımızı düşünenlerdenim. Şiir, öykü gibi sanatsal metinlerde Yûnus Emre’nin ifadesiyle sözün yüzü örtüktür. Okur, ne kadar dikkatle baksa bile şairin, öykücünün asıl dünyasını bir tülün ardından seyreder. Bu yüzden edebi metinler her zaman şerhe, yorumlanmaya muhtaçtır.

Anılar, günlükler, gezi notları ise öyle değildir. Bunlardaki fotoğraflar daha somuttur. Ayrıntılar daha net olarak görülebilir. Okur, genişleyen bir coğrafyayla karşı karşıya gelir. Söz yerindeyse gecenin kandilleri yanar ve ortalık ışıl ışıl olur. Böylece bir yazarın bizimle paylaşmak istediği şeyler daha anlaşılır ve daha anlamlı hale gelir. Bu yüzden bir şairin, bir öykücünün gizli dünyasına yolculuk yapabilmenin imkânlarını bu tür eserlerde bulabiliriz daha çok.

Ne var ki her yazar bu türlere yönelik metinler yazmaktan kaçınıyor. Oysa yazmakla yaşamak, iç içe bir duruma tekabül eder. Bunları birbirinden ayırmaya çalışan yazar, kendini çok dar ve sığ bir dünyaya mahkûm etmiş demektir. Bu tür eserlerin ise insanla buluşması tam anlamıyla gerçekleşmez. Okur ne estetik duyarlık anlamında ne de bilgilenme/faydalanma anlamında bir netice elde edemez.Nurettin Durman, Öksüz Çocuklar Galerisi

Sanatçı, sıradan yaşamaların insanı değildir

Şair Nurettin Durman, artık yaşı ve edebiyatımızda geldiği nokta itibariyle bilge sayabileceğimiz bir isim. Bu bilgelik, hem bilgi hem de yaşantı birikimi anlamında söz konusu. Durum böyle olunca onun kaleminden çıkan bir hatırat, bir günlük metni birdenbire önem kazanıyor.

İşte onun Artus Kitap’tan çıkan ve Öksüz Çocuklar Galerisi adını taşıyan kitabı günlük, hatırat anlamında kısırlık yaşayan çağdaş edebiyatımıza geniş bir açılım ve zengin bir boyut kazandırıyor. Bu durum, yani ömrü boyunca ısrarla şiire bağlı kalan ve bu türün dışında –denemeleri hariç- yazamamaya özen gösteren biri olarak karşımıza bir anı anlatıcısı, bir günlükçü ve kısmi anlamda bir gezi yazarı olarak çıkıyor.

Bir yazarın hayatında tanıdığı kişilerin, okuduğu kitapların, gördüğü yerlerin elbette büyük önemi vardır. Çünkü yazarlık, bir anlamda bütün bunların toplamı olan bir faaliyettir. Biliyoruz ki sanatçı, sıradan yaşamaların insanı değildir. Her an bir bilinç üzre olan ve bu bilinçle yazan ve yaşayan kişidir. Dolayısıyla bir yazarın bu anlamdaki gözlemleri ve bunlara ilişkin düştüğü notlar, o yazarla birlikte anlattığı kişi, yer ve olaylara ilişkin ayrıntılarıyla da okur için önem taşır. Nurettin Durman, bu kitabıyla bize böyle bir imkân kazandırıyor.

Kitabın adı, daha yolun başında içeriğin zengin dünyasının ipuçlarını veriyor okuyucuya: “Geçmiş Yaz Yağmurları/ dostluklar, arkadaşlıklar, yolculuklar…” Evet, yazarın yazma ve yazma öncesi dönemi hep bir yolculuk, sürekli bir gözlem, inceden inceye tahlil ve yorumlama demektir. Yazar bütün bunları yaparken dışında ve içinde taşıdı dostları/ dostlukları, arkadaşları ve arkadaşlıkları bir bir kayda geçiyor. Bütün bunlar bir yolculuk esnasında çekilen sıcak mı sıcak fotoğraflar... Bütün bu fotoğraflarda hem çok iyi belirlenmiş bir açı yani gerekli olmayanı ayıklama, dikkatli bir gözlem ama bütün bunların yanında duyarlılık ve içtenlik hemen dikkatimizi çeken unsurlara dönüşüyor.

Nurettin Durman, Anadolu’dan, Bingöl’ün bir köyünden İstanbul’a gelmiş bir şair. Bu durumunu anlattığı şu satırlar ne kadar da dikkat çekicidir: “Sonra Bingöl nere İstanbul nere?/ İnsanoğlu bir kuş misali bir orada bir burada!../ Hoş bulduk İstanbul!../ İşte ben geldim./ Ben anası ölmüş bir çocuk./ Henüz on altı yaşında./ Beni bağrına basar mısın İstanbul?..”

Kitap-hayat-insan üçgeninde şair

Bu “Anası ölmüş çocuğun” üniversitesi, onu yetiştiren yer her zaman hayatın bizzat kendisi olmuştur. Kitap, hayat ve insan/lar üçgeninde geçen hayatı ona şüphesiz sıkıntılarla beraber müthiş bir deneyim de kazandırmıştır. Bu durum doğal olarak yazdıklarına da yansımıştır. Bu yüzden onu rahatlıkla hayat ve insan üzerine gerçekçi fotoğraflar sunan bir şair olarak tarif edebiliriz. Ama bu fotoğrafların bir de arka planı var. Meraka değer bir arka plan bu… İşte denemeleri ve bilhassa bu kitabındaki metinler, Nurettin DurmanDurman’ın eserlerinin arka planını da görebilmeleri açısından okura çok önemli bir imkân sunmaktadır. Bu hem hayat/ olay bakımından hem de şairi yetiştiren isimler, eserler bakımından söz konusudur. Dolayısıyla bu kitapla biz Nurettin Durman’ın isimler ve eserler bağlamında beslenme kaynakları, edebiyatçı çevresi, gezip gördüğü yerler ve bütün bunlara ilişkin ilginç ayrıntıları öğrenme imkânı bulabilmekteyiz.

Ben bu kitabı zevkle okudum. En önemlisi de bir şairin yazma serüvenine ortak olmanın hazzını yaşamak oldu. Öyle ya; bir şair kimleri, hangi yazar ve şairleri okur, onlarla tanıştığında neler hisseder?  İlk şiir, yazısı yayımlandığında ne tür duygular yaşar? Yaşadığı umutlar ve umutsuzluklar, dünyaya bakış ve onu algılayış tarzı hakkında ilk elden verilen bilgiler şüphesiz bir okur için çok önem taşıyan bilgilerdir. Şu satırlara bakalım: “Sabah namazından sonra ise balkonda oturmuş şair Hakani’yi okuyordum. Sabahın sessiz serinliği içerisinde ‘Hilye-yi Saadet’ için devletin vereceği caize’yi merak ediyordum. Hakani, caizeyi reddetmiş, adeta bir devlet krizinin çıkmasına sebep olmuştu. Bu mesele için iki toplantı yapıldığı söyleniyordu. Çünkü bu ihtiyar şair, caize’yi ruzi mahşerde sevgili peygamberinden talep edeceğini ısrarla söylemişti.”

Dostluklara adanmış bir kitap

Durman’ın Hakani ile ilgili olarak tarihe düştüğü bu kayıt bile tek başına ne kadar önemli… Zira, yazmanın gayesini bu anekdot kadar yalın verebilecek başka ne olabilir ki? Durman’da zaten benim için en önemli taraf yazarlık tavrı olmuştur hep. O, kalemini hep kutlu bir gaye, soylu bir sevda adına ele almış ve bir sanatçının düşebileceği tüm çağdaş(!) hastalıklardan kendini uzak tutmayı başarmış bir insan.

Kalemi nasıl yalın, içtenlikli ise dostluğu da öyle… Bunu özellikle belirtme ihtiyacı duydum çünkü bu kitap aynı zamanda dostlara ve dostluklara adanmış bir kitap… Öte yandan kendini bugüne kadar sadece şiir ve deneme türü metinlerle ifade eden bir şairin ilk farklı çalışması…

Sözü kitaptan bir cümle ile bitirmek istiyorum: “İğneada küçük bir belde. Deniz oval bir şekilde yanlara doğru ince kumlu uzun bir sahil şeridini meydana getiriyor. İstiridye kabuklarını toplamak bana düşüyor…” Biliyordum ki, Nureddin Durman, yaşadığı ve yazdığı sürece hayata ve insana doğru yolculuğunda daha nice güzellikler, incelikler, hikmetler toplayacaktır. Ömrü de kalemi de bereketli olsun.

Mustafa Özçelik yazdı

Yayın Tarihi: 17 Ocak 2013 Perşembe 13:52 Güncelleme Tarihi: 27 Kasım 2020, 11:58
banner25
YORUM EKLE

banner26