Denemeleriyle düşünmeye çağıran bir isim

Metin Önal Mengüşoğlu ‘Havada Bulut Var’da müthiş bir düşünme faaliyeti içine giriyor. Birçok orijinal düşünceler ortaya koyuyor. İçine girdiği tartışmalar anlaşılıyor ki kendisini ve muhataplarını yıpratmış. Fakat ortaya böyle, okunası bir eser çıkarmış.

Denemeleriyle düşünmeye çağıran bir isim

Havada Bulut Var (Okur Kitaplığı, 2013), Metin Önal Mengüşoğlu’nun ilk okuduğum düşünce kitabı. Mengüşoğlu denemeleriyle zaten düşünmeye çağıran bir isim. Mengüşoğlu’nun düşünme yöntemi ise mevcut durum ve meselelere nasıl yaklaşmamız gerektiği noktasında toplanıyor. Türkiye’de yaşıyoruz. Çok şükür Müslümanız. Ve Türkiye’de Müslüman olmanın gerekleri ve sorunları nelerdir? Bu sorunlara karşı çözüm üretebilir miyiz? Bir çıkış kapısı var mı? Bu çıkış kapısını nerede ve nasıl bulabiliriz? Mengüşoğlu’nun tespit ettiği ve mesele edindiği sorulardan birkaçı.

Mengüşoğlu’nun faaliyeti ve kalemi çok kıymetli. Eğer Havada Bulut Var’ı yirmi-yirmi beş yaş arasında okusaydım gerçekten çok etkilenirdim. Çünkü Mengüşoğlu’nda Necip Fazıl Kısakürek ekolünden gelen bir kendine güvenme, kendinden emin olma, yüksek sesle konuşma, düşüncelerini pervasız ve hesapsızca beyan etme ve savunma hali var. Bu hale Müslümanlar olarak hepimiz ihtiyaç duyuyoruz. Yani Müslümanın kendi düşünme, araştırma, okuma ve yazma faaliyetine duyduğu güven. Kendinden emin olmak, okuduklarından ve düşündüklerinden. Bir nevi “Düşünmeye cesaretim var” demek. Türkiye’de bunun en çok Müslümanlar tarafından yapılması gerektiğini bilmek ve bu bilinçle hayatına yön vermek.

Mengüşoğlu’nun düşünürken gösterdiği ve çözüm ararken başvurduğu kaynaklar Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şerifler. Bu noktada Mengüşoğlu’nun dert ettiği konular, bunları ele alışı ve ele alırken cevap aradığı kaynaklar, İsmet Özel veya İsmail Kara’nın denemeleriyle karşılaştırıldığı zaman, ortaya çok verimli bir okuma çıkabilir. Bu isimler neredeyse aynı meseleleri konuşur, düşünür ve yazarlar. Kaynak gösterdikleri noktalar da aynı. Fakat çoğu yerde çatışırlar veya farklı sonuçlara ulaşırlar. Bu çatışma ve farklı sonuçlar Müslümanca düşünme literatürüne ve çalışmalarına mükemmel renkler katar, büyük bir zenginlik kazandırır.

Mengüşoğlu bazı denemelerinde fıkhî tartışmalar içine giriyor

Fakat Mengüşoğlu bazen fazla sert ve keskin çıkışlar yapar. Öfkelenen ve tartışan isimleri her zaman sevmişimdir. Öfkenin ve tartışmanın yegane fikir üretme yöntemi olduğunu bilenler bilir. Fakat fikir üretmek, sırf bu yüzden biraz tehlikeli ve handikaplıdır. Çünkü öfke ve tartışma bir yerde kişinin hakikat arayışını sekteye uğratır. Meselenin bütün cepheleriyle ele alınmasının önüne geçer. İşin acıklı tarafı araya nefsi, üste çıkma isteğini, hata yaptım veya yapabilirim ihtiyatından uzaklaşmayı sokabilir. Bu sefer mesele ortadan kalkar. Ortada tam bir kör dövüşü oluşur. Bilgi vermek, okuyucuyu hesaba katmak, meselelerin tarihsel uzantısını elden kaçırmamak gibi önemli noktalar ıskalanır.

Mengüşoğlu bazı denemelerinde fıkhî tartışmalar içine girer. Bu tür tartışmalarda esas olan sağlam ve doyurucu bilgilerle yorum yapmaktır. Diğer türlüsü yalnızca yorumdan ibaret kalır. Ve okuyucuya bu yorum yetmeyebilir. Aslında dinî konuların tamamında sağlam, doyurucu ve ikna edici bilgiler vermek, sağlam muhakemeden, akıl yürütmekten daha önemlidir. Mesela İsmail Kara’nın köşe yazarlığını bırakıp akademik kitaplar yazması bu açıdan manidar. Çünkü Kara’nın mesele edindiği konular dinî ve sosyolojikti, Türkiye’deki İslami hareketlerle ilgiliydi ve bu konular, kısa köşe yazılarıyla işlenemezdi. Neden? Çünkü sağlam ve çok sayıda bilgi vermek gerekiyordu. Bu bilgiler edinilmeden yapılacak yorumlar, ulaşılacak sonuç ve sentezler boşlukta kalabilirdi.

Sezai Karakoç veya Rasim Özdenören’in denemelerinde özellikle fıkhî veya mezhep tarihiyle ilgili konulara girmeyip siyasi planda düşünce üretmeleri bu yüzdendir. Fakat Mengüşoğlu bütün Müslümanları ilgilendiren veya Müslümanların çoğunluğu tarafından sorulan, merak edilen; ama yalnızca sağlam, doyurucu ve ikna edici bilgi ve kaynaklarla çözümlenecek konularda, kendine göre sağlam ve yeterli miktardaki bilgilerle düşünce üretiyor. Bu da meselelerin başka yönlere kaymasına sebep olur. Öyle olunca tartışmaların ucu bucağı bulunamayacağı gibi yanlış anlaşılmaların kapıları sürekli sonuna kadar açık kalacaktır.

Havada Bulut Var’da müthiş bir düşünme faaliyeti içine giriyor

Mesela demokrasi ve laiklik tartışması. Mengüşoğlu demokrasi ve laikliği Türkiye’deki uygulamalarından yola çıkarak tanıtıyor, yorumluyor ve eleştiriyor. Oysa Cemil Meriç’in yaptığı gibi, önce bu kavramların hangi toplumdan çıktığı, hangi toplumsal şartlardan doğduğu, yabancı ülkelerde hangi gerçekliğe denk düştüğü öğrenilmeli. (Cemil Meriç’ten önce Sait Halim Paşa Buhranlarımız adlı eserinde Batılı kavramlara karşı nasıl bir tavır takınmamız gerektiğini, örnek bir yaklaşımla sergilemiştir.) Ondan sonra bu kavramların Türkiye’deki karşılıkları aranır, bulunur ve diğer toplumlardaki anlam ve uygulamalarıyla Türkiye’deki anlam ve uygulamaları karşılaştırılır. En sonunda belki bir paragraflık sonuç veya hayati önemdeki birkaç fikirle mesele noktalanır. Fakat bunlar yapılmayıp yalnızca Türkiye’deki bu kavramların kullanımları göz önünde bulundurulursa, tartışmalar uzar, tespitler havada kalır, yanlış anlaşılmalar çoğalır. Bu sefer düşünce adamı, yazdığı makalenin ardından yüz makale daha yazmak zorunda kalır. Ve bu yüz makale ister istemez savunma psikolojisiyle kaleme alınır. Hep bir savunma, kendini açıklama, aklama çabası…

Mengüşoğlu Havada Bulut Var’da müthiş bir düşünme faaliyeti içine giriyor. Birçok orijinal düşünceler ortaya koyuyor. İçine girdiği tartışmalar anlaşılıyor ki kendisini ve muhataplarını yıpratmış. Fakat ortaya böyle, okunası bir eser çıkarmış. Sonuca bakıldığında bir düşünce renkliliği ve zenginliğiyle karşı karşıyayız. Bu fikir renkliliği ve zenginliği mutlaka değerlendirilmeli, tekrar tartışılmalı, öncesi ve sonrasıyla ele alınmalıdır.

Ömer Yalçınova yazdı

Güncelleme Tarihi: 25 Aralık 2018, 13:53
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13