Dava bilinci ve ahlakıyla kuşanmalı Müslüman

Diri tutucu fikirlerin cümlelere cömertçe yayıldığı bir eser olan ‘Küresel Çağda Varolmak’, Atasoy Müftüoğlu’nun diğer bütün eserlerinde de olduğu gibi, okuyanlarını uyanmaya, direnmeye ve var olmaya davet ediyor..

Dava bilinci ve ahlakıyla kuşanmalı Müslüman

Yaşanılan her dönemin, her zamanın kendine özgü biriktirdikleri ve tükettikleri vardır. Biriken ve tükenen zamandan ve dünyadan ziyade, insanlardır, kişiliklerdir, hayatlardır. Hesap yapan mı, yoksa üzerine hesap yapılan mı olunduğu fazla idrak edilemez çoğu kez. İzzetin ve şerefin sembolü olması gerekenler, eğer zillete yenik düşmüş ve boyun eğmişlerse, işte orada yok olmanın acı gerçeğine şahit olunabilir demektir.

Kendini, kimliğini, durduğu yeri, potansiyelini ölçemeyenlere sapmak nedir bilmeyen büyük rotalar bulmak, sunmak gerek. İlk zulüm, insanın ve dolayısıyla Müslümanın varlığını ve ne anlam ifade ettiğini, konumunu bilememesinden, görememesinden, çözememesinden doğar. Müslümanca bir dünya için, Müslüman bir özne olarak tüm inanmışlarımız, bütün dünyaya hem çekidüzen hem de geçerli bir cevap vermelerinin şuurunda olmalıdırlar. Silik, sönük ve edilgen haller, vahiyle dirilen ve hayat bulan bahtiyarların yanından bile geçemez, geçmemeli ve dahi geçirilmemelidir.

İşte tüm bunların ve daha fazla kaygının yüklediği ağır ve ulvi bir sorumlulukla ilk önce yürekte demlenen, sonra da kaleme yüklenen yazıların cem olmasıyla dimağımıza konuk oluyor Atasoy Müftüoğlu’nun son eseri Küresel Çağda Varolmak. Yaşadığımız şu zamanda geçerliliğini sürdürme hedefinden vazgeçmeyen küresel fuhşiyata, fesada, zulme, tuğyana ve vahşete Kur’an ahlâkıyla karşı koymanın farkındalığıyla oluşan makaleler var bu eserde. Mayıs 2012’de yazımı tamamlanan ve Eylül 2012 sularında okuyucuyla Hece Yayınlarınca buluşturulan bu çalışma baştan sona bilinç, inanç, mümince duruş, direnç, azim öğütlüyor.

Yeryüzünü sekiz değil seksen bin kollu ahtapot gibi saran, zalim, despot, yağmacı, sömürgeci tiranların, muktedirlerin yani Amerika, İsrail ve diğerlerinin Müslüman coğrafyaya yönelik katlayarak büyüttükleri küresel plan ve oyunlarına mukabil olarak, Müslümanların uyanık, şuurlu, dirençli ve basiretli olmalarını salık veriyor Atasoy Müftüoğlu. Onun derdi gerçekten çok büyük. Tasası, gayesi ümmet. Sorumluluk sancağını kavraması, ona, ümmetle örülü bir düşünce ve eylem âleminde yaşamayı gerekli kılıyor.

Tarihle gerçek anlamda yüzleşmek ve hesaplaşmak için

Atasoy Müftüoğlu üstadımız, geçmişin eleştirel bir bilinçle günümüze intikalinin sağlanmasını, bütün dünyayı içerisine alabilecek bir düşünsel meraka ve yeni bir ufuk açmak için eleştirel zekâya sahip olmayı, günümüzde insanlığa ve dünyaya sunabilecek değerler üretebilmeyi, hayatın ve tarihin içerisinde varlık gösterebilmek ve söz sahibi olabilmek için devrimci özne olmayı çok ama çok önemsiyor. Sadece bunlarla sınırlı değil onun önem verdikleri: Dini hayatın yalnızca ibadetlerle ilgili görevlerin yerine getirilmesinden ibaret olan alışkanlıklara dönüşmemesini, Cuma namazının ve Haccın siyasal imkânlarının harekete geçirilmesini, üzerimizde oynanan oyunlara büyük bir mücadele, direniş ve eylem birlikteliğiyle ‘hayır’ diyebilmeyi, Müslüman olmanın bütün iktidar ve egemenlik biçimleri karşısında hakikatin ifadesi olmak gerektiğinin içselleştirilmesini, Allah için yapıldığına inanılan hizmetlerin şahısları putlaştırma ve onlara itaat etmekle olmayacağını, hayatın tevhid prensipleri doğrultusunda, tevhidî sınırlar içerisinde uyumlu bütünlüklerle yaşandığında anlamlı olacağını da bize hatırlatmaktan geri durmuyor.

Kitapta, Kur’an-ı Kerim’in nasıl okunacağı, nasıl anlaşılacağı konusunda teknik anlamda bitmek-tükenmek bilmeyen tartışmalar yaptığımız için Kerim Kitabımızın nasıl uygulanacağı konusunu hiç gündem etmediğimiz; ülke olarak, kişisel ve zihinsel büyük yıkımların yaşandığı çağımızda var olabilmenin öncelikli şartı olan, içinde bulunduğumuz özgüven zaaflarından uzaklaşmadığımız; ulus devletin yerleştirdiği mitolojiler sebebiyle Müslümanların birbirlerine yabancılaşması, ortak yanlarını, sorumluluklarını, mücadele yükümlülüklerini unutması; Müslüman âleminde ümmeti gerçek kılabilecek bir mücadelenin olmayışı; bağımsız yaşamanın ancak risk almakla, tavır almakla ve muhalif duruş sahibi olmakla gerçekleşebileceği; kendi çıkarlarını, fiziksel ve ekonomik güvencelerini, rahatlıklarını düşünenlerin mağdur ve mazlumlarla, zayıf ve güçsüzlerle değil de mağrur müstekbirlerle, muktedirlerle birlikte hareket edeceği; olayların çoğu kez bir turist yaklaşımı içerisinde seyredildiği; internet sohbetlerinin genç kuşaklar için potansiyel uyuşturucu haline geldiği ve ümmetin yeniden inşası için tevhidî dünya görüşünün Müslümanların bilincinde hayat bulması gerektiği gibi konular geniş bir perspektifle tartışmaya açılıyor.

Tarihle gerçek anlamda yüzleşmek ve hesaplaşmak için radikal bir dava bilinci ve ahlakı gerektiğinin, statükoların sınırları içerisinde kalarak düşünmenin ve üretmenin mümkün olmadığının, İslam’ın bir devlet dini değil de devletin tâ kendisi olduğunun, dünya üzerinde bulunma sebebimizin Allah (subhanehu ve teala)’ın iradesini tarihe, hayata, topluma, siyasete yansıtmak, tarihte somutlaştırmak ve yürürlüğe koymak olduğunun, imanın bütün melekelerimizle, yani aklımızla, kalbimizle, bilincimizle, davranışlarımızla, hayat, düşünce ve ilişki tarzımızla onayladığımız, benimsediğimiz, önemsediğimiz güçlü bir duygu muhtevası taşıdığının şahitliğini yaşıyoruz bu güzel kitap vesilesiyle.

Kapitalist hayat tarzı bizi ahlaken yoksullaştırıyor

Bugünün tarihini şekillendirebilecek bir şeyler yapamıyorsak, bu demek oluyor ki biz, hiçbir şey yapmıyoruz. 12. yüzyılın Kurtuba’sında, Müslümanlara ait 400 bin cilt kitap bulunan bir kütüphane olduğunu biliyor muyduk? Ve aynı dönemde dünya çapında ünlü bir üniversitenin yine Kurtuba’da bulunduğunu da. Bunun diğer adı, tarihi şekillendirmek demektir. Müslümanların dünyayı ellerinde bulundurmaları için ıssızlığa mahkûm edilen şeriat, tevhid, cihad ve ümmet gibi aziz tanımların özgürce ve fedakârca yerlerine oturtulması icap eder. Yeni anlam ufukları açmak, yeni değerler oluşturmak için, çok yoğun bir bilinç işçiliği üzerinde olmayı ödev bilmeliyiz. Ve İslam’ın bir hayat tarzı olmaktan çıkarılıp da özel bir inanç biçimine dönüştürülmesi anlayışını sorgulamalıyız.

Hepimiz, İslam’ı ve Müslümanları ilgilendiren her konuda sorumlu yorumlar üretmekle mes’ulüz. Şu bir gerçek ki, kendi yetersizliklerimizle, niteliksizliklerimizle hesaplaşamamaktan kaynaklanan çok derin sorunlarımız var ve biz bunları itiraf edemiyoruz. Başka bir ilginç durum ise, ‘güncel’in sınırlı bağlamına kapandığımız için kapsamlı dünya yorumlarına yönelmekten aciziz. Daha ilginç bir başka şey de, bugün bütün toplumlar için temel sorun, yalnızca ekonomik sorunlar olmuştur. Modern dünya insanı, insanî gelişme dendiğinde bunu maddî gelişme olarak anlıyor. Kapitalist hayat tarzı, insanî ve ahlakî dünyaları yoksullaştırıyor.

Zihinsel cesarete sahip olmayanlar, yalnız kalma endişesiyle kalabalıklar arasında kalmayı ve uyum sağlamayı tercih ederler. Artık herkes, kendi elektronik aygıtlarına, oyuncaklarına gömülmüş, kapanmış bir biçimde yaşıyor. Bizler, Müslümanlar olarak, üzerimize tahakküm edilenlere karşı meydan okuyucu bir dil ve söyleme yönelmeli, meydan okuyucu sorular sormalı, basmakalıp, kolaycı cevaplardan kaçınmalıyız. Şunun altını çizmek gerekir ki, hayatın hangi alanına ilişkin olursa olsun, o alanda zayıf ve yetersiz olduğumuz için sömürülüyoruz. Başkalarının görmediklerini görmek, düşünemediklerini düşünmek için, kuşatıcı, kapsamlı ve derinlikli araştırmalara ihtiyaç duymadan olmaz ve olmayacak da.

Gelinen süreçte, ekranlarla bütünleşen insanlar kitapların, düşüncenin dünyasından uzaklaşıyor. Kendisini bilmeyen bir insanın, pek çok şey bilmesi bir kıymet taşımıyor. Sosyal statüleri tüketim nesnelerinin belirlemesi içler acısı bir durum. Maddî bilgiler açısından hiçbir çağ, içerisinde yaşadığımız çağ kadar zengin olmadı; ilahî hakikat bilgisi, bilinci açısından da hiçbir çağ, yaşadığımız çağ kadar yoksul değildi. Zihinlere kazılması gereken bir gerçek var ki, o da Müslüman toplumların akla veda ettiklerinde, tarihe de veda etmiş olmalarıdır. Ve ayrıca cemaatlerimizin kendilerini ‘tek akla’ mahkûm etmeleri de, üzerinde düşünülmesi ve çözümlenmesi gereken başka bir çıkmazımızdır. Bizlerin öncelikleri arasında, bir akıl ve bilinç bütünlüğüne sahip olarak etnik ve ulusalcı alanları aşabilmemiz, bir ümmet ve gelecek perspektifiyle esasa, temellere ilişkin konuları gündeme almamız, küresel dünyada etkileyici ve dönüştürücü Müslümanca bir rol üstlenmemiz gelmektedir.

Müslüman olmak demek, hiç kimsenin etnik kökenini, dilini, tarzını sorun haline getirmeyen, insanları sahip oldukları erdemler, nitelikler ve bilgeliklerle değerlendiren bir terbiyeye sahip olmak demektir. İslam’ın hayatı, tarihi ve siyaseti şekillendirme, yönetme yönündeki iddiaları ve tecrübeleri sebebiyle küresel irade, bu projeyle ilgili olarak İslam’ı büyük bir engel görüyor, bu nedenle de onu işlevsiz kılmanın çarelerini arıyor. Müslümanların bu tür hezeyanlara karşı müteyakkız bir şuuru kuşanmaları gerekir. Özgür olmaktan dem vuranların bilmesi gerekir ki, asıl ve en büyük özgürlük, her an ölüme hazır olma bilincinin verdiği özgürlüktür. Hayatı Müslümanca yaşamayı öğrenir gibi ölümü de öğrenmek, bizleri halen baskı altında tutan korkulardan arındırır. Yine Müslüman olmak demek, tercihini İslam’dan yana yapmak demek, hayatın, tarihin, ölümün, gelişmelerin, olayların ve dinamiklerin farkında olmak demektir.

Zihinsel bir direniş ortaya konulabilmelidir

Kitap içerisinde daldığımız deryadan en son şu düşüncelerle çıkıyoruz: Samimi olmakla akıllı olmak, akıllı olmakla bilinçli olmak, bilinçli olmakla cesaret sahibi olmak ayrı şeylerdir. Düşünsel bir savaşçı, hem samimi, hem akıllı, hem birikimli, hem bilinçli hem de cesaret ve bağımsızlık sahibi olmalıdır. Düşünce, davranış, tercih ve yaşayış tarzlarımızı etkileyen ve dönüştüren şimdiki zamanın güçlerine karşı, zihinsel bir direniş ortaya konulabilmelidir. Bilinç inşa etmek, cami, okul benzeri yapılar inşa etmekten çok daha önemli ve önceliklidir. Küresel çağda var olabilmemiz, karşı karşıya bulunduğumuz aldatıcı meydan okumaları, baskı ve şiddeti etkisiz kılabilecek yeni bir akla, yeni bir kavrayışa, yeni bir duyuş, düşünüş ve iradeye sahip olmakla mümkün olabilecektir. Çığır açıcı bir dil ve dünya oluşturmaya, ancak kendi tercihlerinin öznesi olanlar cesaret edebilir. Var olmamızın ana dayanak noktası, ilke ve değerlerimizi hayatın her alanında vahyin öngördüğü şekilde özgürleştirmemize bağlıdır.

Diri tutucu fikirlerin cümlelere cömertçe yayıldığı bir eser olan Küresel Çağda Varolmak, üstadımızın diğer bütün eserlerinde de olduğu gibi, okuyanlarını uyanmaya, direnmeye ve var olmaya davet ediyor. Kim ki bu davetlere icabet etmeyi düşünür, o vakit buyursun ve girsin kitabın dünyasına… Müslümanca düşünüşü ve tavır almayı hatırlatan ve öğütleyen bir kitapla bizi muhatap ettiği için üstadımız, büyüğümüz Atasoy Müftüoğlu’na Rabbimizden hayırlı ve bereketli ömürler temenni ediyoruz.

Özelde gençlere, ama hemen herkese “bize değil, kendinize gelin” diyen bu mümin adamın eserine dair sözlerimizi bitirirken, bir müjde verelim: Önümüzdeki bir-iki hafta içerisinde kıymetli büyüğümüzün yeni bir kitap çalışmasının daha, yine Hece yayınlarından bizlere ulaşacağının haberini aldık. İsmi Teslimiyetçilik Kader Değildir imiş. Cümle ümmete arz olunur efendim... Diğer eserlerinin gelişindeki heyecanımız, bu eser için de geçerliliğini koruyor. Gözlüyoruz sabırla…

Fatih Pala yazdı

Güncelleme Tarihi: 25 Aralık 2018, 13:33
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
yaşar BURAK
yaşar BURAK - 6 yıl Önce

Fatih Pala kardeşim; Allah cc seni sevsin merhameti ile melekleri ile karşılasın seni güzel dost.. Atasoy ağabey bu kirli asırda, makam şöhret iktidar ve kibrin dini kuşattığı, bilinçleri köreltiği bir zamanda, saf temiz diri ve uyanık bilincin onurlu durusun, istikrarlı tefekkürün, düşünen, konuşan, anlatan çırpınan dili olmaya devam ediyor.. Atasoy abinin ellerinden ,hürmetle öpüyorum. Rabbim onu fitnelerle felaketlere sürüklenen mazlum ummete bağışlasın. İktidarın çürütmediği yüreklere selam

Fatih Pala
Fatih Pala - 6 yıl Önce

Pek kıymetli ve kederli ağabeyim Yaşar Burak. Rabbim sizleri de mükafatlandırsın. Sıkıntılarınızı gidersin. Sizleri selamete erdirsin. Aciz çalışmalarımıza kattığınız anlamlardan ötürü Rabbim sizden gani gani razı olsun. Rahmetiyle yarlığasın. Size ve ehlinize hayırlar yazsın. Sen ey ezgiler diyarının en derinlikli sesi! Yeni seslenişlerin için dua üstüne dua biriktiriyoruz. Sen denli değerlerimizi susturanlara hidayet diliyorum şanı yüce Allahu Teala'dan. Mağfiretini üzerimizden eksik etmesin.

banner19

banner13