Cüce, Klasikler Arasında Gösterilmesi Gereken Roman

1951’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan Pär Lagerkvist, 'Cüce' adlı romanını 1944 yılında yazmış. Sarayda soytarılık yapan bir cücenin ağzından anlatılan kitapta, cücenin tüm bayağılıklara, kokuşmuşluklara karşı duyduğu nefreti ve çektiği acıyı görebiliyorsunuz. Veysel Altuntaş yazdı.

Cüce, Klasikler Arasında Gösterilmesi Gereken Roman

"Kelimeden önce de yalnızlık vardı. Ve kelimeden sonra da var olmaya devam etti yalnızlık." Oğuz Atay böyle der. Ömer Faruk Dönmez de “Dünya sahtekârlarla doludur azizim; insanlar samimi değildir, herkes birbirini kırar, incitir. Bizim o koca koca kitapları devirmemiz, iki satır samimiyet bulabilmek içindir.” der. Biz de kitaplar ararız. İçimizi dökeceğimiz. İçine döküleceğimiz. Öyle bir kitap olsun ki bizi şimdiki zamandan çeksin alsın isteriz.

Ömer Faruk Dönmez’in evine ziyarete gittiğimizde bize birçok kitap hediye etti. Birçok dediğime bakmayın, aslında bize bir kütüphane hediye etmişti. Bu kütüphanenin derinliğini şöyle ifade edebilirim: Kitaplığıma her göz atışımda yeni kitaplarla karşılaşıyordum.

Bunlardan biri de Pär Lagerkvist’in Cüce adlı romanıydı. Bu romanı elime aldığımda neyle karşılaşacağımı hiç bilmiyordum çünkü yazarı ilk defa duymuştum. Hem kitap oldukça eskiydi. Basım tarihi 1988 yılı olan bir kitaptan bahsediyoruz ne de olsa. Kıyı Yayınları adlı yayınevinin bastığı bu kitabın giriş kısmı oldukça farklı.

Okumaya başladıkça kitabın beni içine doğru çekmeye başladığını gördüm. Adeta büyülenmiştim. Yazarının 1891 doğumlu olduğu bu kitap adeta bir şaheserdi. 1951’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan yazar Cüce adlı romanını 1944 yılında yazmış.

Klasikleri kim belirliyor?

Elbette bu sorunun birincil cevabı, zaman olacaktır. İyi eserler zamana yenik düşmez ve eskimezler. Bilakis zaman geçtikçe toplum tarafından daha iyi anlaşılır ve değerleri artar. Peki, bir yerlerde insanların gözünden kaçmış iyi romanlar bulunamaz mı? Bunları ortaya kim çıkaracak?

Ömer Faruk Dönmez’e bu kitaptan bahsettiğimde, bu kitabın klasikler arasında yer alması gereken önemli eserlerden biri olduğunu söyledi. Hatta kitap tavsiyesi isteyen gençlere tavsiye edilebilecek bir kitap olabilir diye ekledi.

Cüce ne anlatıyor?

Cüce, kitabın isminden de anlaşılacağı gibi bir cücenin hayatını konu ediyor. Sarayda soytarılık yapan bir cücenin ağzından anlatılan kitapta, cücenin tüm bayağılıklara, kokuşmuşluklara karşı duyduğu nefreti ve çektiği acıyı görebiliyorsunuz. Fakat bu acı onu ezik biri haline getirmemiştir. Bilakis yaşamayı seven, çektiği acılara karşı acılar çektirmekten zevk alan bir adamdır o.

İnsanları gözlemlemeyi sever. Yaptıkları ve konuştukları arasında fark olan insanlardan nefret eder. Hatta bir kediyi öldürecek kadar canidir de. Sarayda oturup insanlarla uğraşacağına savaşa gitmeyi yeğler. Hatta savaştan hoşlanır. Savaş anında bile yerinde duramaz. Günlüğünde savaşın yavaşladığı günleri hoşnutsuz olarak yazar.

Bu romanın baskısı neden yok?

İnternette yaptığım kısa bir araştırmada bu kitabın baskısının olmadığını üzüntü ve esefle gördüm. Böyle özel ve güzel bir romanın Türkiye’de neden baskısı olmaz bunu anlamak gerçekten zor. Her şeyin yumuşadığı, dik duruşun önemini yitirdiği bugünlerde bir cücenin ağzından duyacağımız, yalana, ihanete karşı nefret dolu sözler belki kendimizi bir nebze hatırlatır.

Ne de olsa edebiyat, iyiye güzel götürür değil mi?

Veysel Altuntaş

Güncelleme Tarihi: 28 Kasım 2018, 18:03
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13