Çöküş devrinde bile eğitime özel önem verdi

Abdulhamit Kırmızı’nın 'Avlonyalı Ferid Paşa'sını baştan sona kadar roman okur gibi okumayı tercih ettim; kitabın iki vasfı birden (kaynak olmak ve roman tadı vermek) rahatlıkla karşıladığını söylemek mümkün. Sadullah Yıldız yazdı..

Çöküş devrinde bile eğitime özel önem verdi

Elbette her yazar, sınırlarını kendisinin belirleyeceği bir tuvalde kahramanını bize istediğince tanıtabileceği gibi biz okurlar da o kahramanın önümüzdeki portresine istediğimiz açıdan bakmak konusunda hürüz. Abdulhamit Kırmızı’nın “Avlonyalı Ferid Paşa”sını okurken zihnimde aynı zamanda bu prensibi de hep canlı tutmaya çalıştım.

Abdulhamit hoca, büyük bir hacme sahip eseri için bilfiil beş yıldan fazla uğraşmış. Doğrusunu söylemek gerekirse, esas itibarıyla bir kaynak kitap olan eserin adeta roman okur gibi baştan sona bitirilmesi gerekmiyor; zira hem iyi bir dönem panoraması hem de o devre dair geniş bir başvuru kaynağı olan “Avlonyalı Ferid Paşa”, istatistikler, haritalar, belgeler ve raporları da içeren bir toplayıcılık görevi görüyor.

Ben yine de oturup baştan sona kadar roman okur gibi okumayı tercih ettim; kitabın bu iki vasfı birden (kaynak olmak ve roman tadı vermek) rahatlıkla karşıladığını söylemek mümkün. Ayrıca yazarın çok dilli ve titiz araştırmasının sonucunda ortaya çıkan eser, az sayıda kitapta görebileceğimiz bir genişlik bahşetmiş Avlonyalı hakkındaki repertuara. (Bu arada, bir röportajında kuru ve tatsız anlatımdan sakınmaya çalıştığını ancak bazı bölümlerde lüzumsuz ayrıntıları zikretmeye mecbur olarak zevk vermekten uzak kısımlar oluşturduğunu söyleyen Abdulhamit hoca, kendisine pek merhametsiz davranmış. Ben meslekten olmamama rağmen gayet zevk aldım.)

Dönemin (19. asır sonları ve 20. asır başları) politik kulisleri ve devlet adamları arasındaki siyasî arenanın bu derece bir teferruatla anlatılıp açığa çıkarılabilmesi hakikaten şayan-ı hayret. Bu arada da Ferid Paşa’nın uzun ve mufassal hayat devrelerini belgelerin ışığında dilim dilim inceliyor yazar. Belki Avlonyalı Ferit Paşa’ya dair tam bir portre sunumuyla karşılaşmayı uman benim gibi beklentili okur için hayal kırıklığı sebebi şu hususu da zikretmeliyim: Kitapta yalnızca politik-bürokratik bir kahraman portresi var, bize verilen. Mesela aile hayatına dair hiçbir şey yok. Geniş olarak irdelenen Konya ve İstanbul devrelerindeki raporlar-vesikalar vesilesiyle Avlonyalı’nın -sözgelimi- siyaset ve maarife dair görüşlerinin neredeyse tam teşekküllü bir tablosu çıkarılabiliyorsa da aynı şeyi sosyal hayat veya edebiyat-tefekkür dünyası için söyleyemiyoruz.

Aslında Paşa’nın edebî görüşlerinin öyle az buz bir derecede olmadığını düşünmek için de sebebimiz var. İngiliz sefiri Adam Block, “kibar, beyefendi, oldukça iyi eğitimli bir adam; çalışkan ve azimli” dediği Ferid Paşa’nın “Türkçe’den başka Arnavutça, Rumca, İtalyanca ve Fransızca” bildiğini, “sonuncusunu hatasız ve akıcı konuştuğunu” aktarıyor. (231) Yazar buna Arapça’yı da ekler. (447)

Ferid Paşa, medreseyle mektebi barıştırmaya çalışmış

Avlonyalı Ferid Paşa’nın ömür boyu süren devlet adamlığı macerasının en parlak ilk zamanları, hakkında en çok bilginin de bulunduğu devrelerden biri denebilecek Konya valiliği. 1898-1902 arasında yönettiği Konya civarında büyük işler başarmış Ferid Paşa. Konya denince o zaman için anlaşılan bölge bugünkünden daha geniş: “Teke (Antalya), Hamidabad (Isparta), Burdur ve Niğde sancakları buraya bağlıydı. Bugün il olan Aksaray ve Nevşehir sancak bile değildi, Konya’nın kazalarıydı.”

Avlonyalı Ferid Paşa maarif hakkında ne düşünürdü acaba? Osmanlı’nın buhranlı zamanlarında devlete büyük yararları dokunmuş, belki makro anlamda devletin çöküşünü de yavaşlattığını söyleyebileceğimiz bu ufuklu ve mehib şahsiyetin, kendine has bir eğitim politikasının olmaması düşünülebilir mi? Daha Konya valiliği sırasında maarif hususunda bölgede hem belli kesimleri kışkırtacak hem de taşları yerinden oynatması muhtemel birçok adıma yeltenmiş Avlonyalı.

Enteresandır, Paşa’nın eğitime dair görüşleri medrese veya mektep arasında seçim yapmaya zorlamayan bir bakış açısının özgür alanında konuşlanıyor. Dahası Paşa, bu iki kurumun birbirleriyle bir nevi barışmalarını arzuluyor gibi istihraçta bulundum okuduklarımdan. Bu iki kurumun müfredatını cem etme yoluna giderek dozajı kontrol altında tutulmuş bir sentez ortaya çıkarmaya çalıştığı da söylenebilir. Çünkü Ferid Paşa, medreselerin müfredatına mektep derslerinden Türkçe hitabet, hesap, coğrafya ve hüsn-i hat derslerini tatil olan salı ve cuma günleri okutulmak üzere aktarmış.

Sanayi Mektebi ve Süleymaniye Medresesi arasında kalan harap bir mescidi tamir ettiren Ferid Paşa, iki ayrı kapıdan iki ayrı kurumun talebelerinin namazlarını beraber kılmalarını sağlayarak mektepli ile medreseli arasındaki soğukluğu gidermeye çalışmıştır.” (115) Bu biraz da safdil tecrübe, iş pratiğe gelince o kadar da hoş durmamış. Teşebbüsün, iki tarafın talebelerinin kavga etmesi üzerine valinin medreseden açılan kapıyı kapatmasıyla sonlandığını aktarıyor Kırmızı ve ekliyor: “Valinin mescidin mektebe değil de medreseye bakan kapısını kapatmasını, yalnızca modern olan eğitim kurumunu tercih etmesi olarak algılamamalı, mektebin mescitle olan beraberliğini sürdürme çabası olarak da değerlendirilmelidir.”

Ferid Paşa hakkında, yazarın “böyle algılanmamalı” dediği hususu gerçekten de öyle algılamamamız için Zekâi Konrapa’dan nakledilen bir hatıra oldukça açıklayıcıdır. Ferid Paşa bir gün Konya’nın medrese âlimlerini toplayarak onlara “ayaklarını asra uyduramadıkları, fırsat elde iken medreseleri ıslah etmek konusunda harekete geçerlerse kendisinin de yardımcı olacağını” söylemiş. Acı duyduğunu da hissettiren bir ihtarla devam etmiş: “Sonra pişman olacaksınız. Günün birinde medreseleriniz yıkılacak, altında siz de ezileceksiniz.”

Ücretsiz okul kitapları dağıtan vali

Valiliği döneminde imar alanında olduğu kadar vasıflılık bakımından da mesafe kat eden Konya civarına düzenlediği teftiş seyahatlerinden birinin mahsulü raporunda vilayet için en hayatî iki maddenin eğitimin yayılıp ilerlemesi ve bayındırlık işleri olduğunu belirtmiş Ferid Paşa: “Bundan dolayı valiliğinin ilk yılında yüzden çok mektep açılmıştır; kasaba ve köylerde mekteplerin çoğalmasına gayret edilmiş ve öğrencilere ücretsiz okul kitapları dağıtılmıştır.” (192)

Avlonyalı Ferid Paşa, Konya valiliği esnasında yaptığı sancak ve kaza teftişlerinde ziyaret ettiği mekteplerde talebelerle yakından ilgilenen bir portre sunar (201), mektep merkezli problemlerin ahali arasında vuku bulmasıyla ilgilenerek çözüme kavuşturur (207) ve mektep inşaatlarını kısa sürede bitirerek bu husustaki hassasiyetini gösterirmiş (209). Maarif konusundaki bu hususî ilgisini Konya valiliğini yürüttüğü zamanlarda aniden haber aldığı sadrazamlık vazifesi esnasında da korumuş Paşa. Rumeli’nde Osmanlı’yı kırk düşünüp bir yapmak gibi çok netameli süreçlerden geçiren ateşli zamanlarda hazırladığı bir raporunda, bölgede aciliyetle halledilmesi gereken meselelerin arasında “taşrada mekâtib ve medarisin ıslahıyla maarifin terbiye-i diniye esasına muvafık bir suret-i emniyet-bahşada temin-i terakkiyatı gibi mevadd-ı esasiyenin mevki-i tatbike vazı”nı da sayması gözden kaçmamalıdır. Aslına bakarsanız, siyaseten o kadar tehlikeli bir devreden geçilmektedir ki, politik önlemlerin dışında bir ıslahat maddesinin akla gelmesi pek de muhtemel değil gibi geliyor insana.

Hayr-ı küll iradesiyle şerr-i cüzî murat etmek

Mektep-medrese uyuşmazlığının Osmanlı’nın geleceği açısından çok ciddi krizlere gebe olduğunu fark eden ve bu bağlamda, dönemine göre ufku geniş bir devlet adamı olarak ıslahatlara girişen Ferid Paşa, bazı ‘şerir’ işlere de kalkışmamış değil. Valiliği zamanında, vilayette yaygın olan fuhuşla mücadele için Konya’da genelev açmaya teşebbüs etmiş Paşa. Ancak Gevreklili Hacı Abdülkadir Efendi adındaki müftü, altına imza atmadığı bu girişimi akim bırakmış. (98)

Vilayetteki asayiş işlerine el atmaya başladığı ilk zamanlarda bazı menhiyatın işlendiği gece âlemlerini önlemek için Ferid Paşa, Vilayet İdare Meclisi’nden kerhane açma kararı çıkartmış. Hacı Abdülkadir Efendi, altına imza atmadığı bildiriye tavır alınca sebebini soran valiye şöyle açıklama yapmış: “Sizden önce Konya’da bir vali vardı. Dana etini çok sever, sofrasından eksik etmezdi. Bu sebeple halk bu paşaya ‘Danacı Paşa’ adını koydu. Siz de kerhaneyi açacak olursanız halk size ‘Kerhaneci Paşa’ adını koyar. Eğer buna razı iseniz genelevi açınız.” (150) Yazarın devam ettiği üzere elbette Paşa vazgeçiyor ama bu teşebbüsün de dayandığı bir fıkhî hüküm var: Hayr-ı küll iradesiyle şerr-i cüzî murat etmek. Yani büyük bir hayrı celp etmek maksadıyla az bir şerre razı olmak.

Cefakâr bir hayat yaşayan ve doğru ifadeyle, Abdülhamit gibi bir sultana sadrazam olmak nazına (240) katlanan Ferid Paşa, bir yandan muhteris devlet erbabının çelmeleri ve jurnalleriyle (226) uğraşmış, diğer yandan zor şartlarda büyük ve güzel işler miras bırakmaya gayret etmiş. Hakkındaki jurnalleri ciddiye alan (76) padişah, bir ara bu haberlerin doğurduğu şüphe sebebiyle Avlonyalı’yı takip ve rapor dahi ettirmişse de herhâlde gelen jurnallerin bir şekilde sağlamasını yapmanın yolunu bilen Sultan Abdülhamid, yavaş yavaş Avlonyalı’yı yükseltmiş. Terfi (80), maaş terfisi (191) ve nihayet sadrazamlık. Sonrasında ise Jön Türkler’in yarattığı toz bulutlu uzun karmaşa zamanları ama yine devlette hizmete devam ediyor Ferid Paşa.

Ahir-i ömründe suikast tehlikesi dâhil birçok sıkıntıyı göğüslemeye mecbur bırakılan bu cefakâr devlet adamı, gönlünde taşıdığı Osmanlı muhabbetiyle İtalya’da sürgün hâlindeyken vefat ediyor. İyilerin hep köşe bucak kovalandığı zamanlarda yaşamak kaderiymiş Ferid Paşa’nın. “Hû knows”, belki de bugün mezarının dahi bilinmiyor oluşu dünyanın hâlâ onun gibileri hak edecek kadar güzel bir yer olamamasındandır.

Sadullah Yıldız, hürmet ve minnetle yâd etti

Yayın Tarihi: 23 Eylül 2014 Salı 15:46 Güncelleme Tarihi: 02 Mayıs 2019, 18:20
banner25
YORUM EKLE

banner26