Çocukların kalbinde taşıdığı saklı kitap bu

Bir kitabı okurken hüzün sağanağına tutulup gökyüzünün bazen neden ağladığını anlamaya başlıyorsa okuyucu, o kitabın adı “Saklı Kitap”tır.

Çocukların kalbinde taşıdığı saklı kitap bu

Bir kitabı okurken hüzün sağanağına tutulup gökyüzünün bazen neden ağladığını anlamaya başlıyorsa okuyucu, o kitabın adı Saklı Kitap’tır. Çocukların kalplerinde sakladığı, büyüklerin her zaman kalbinin en müstesna yerinde barındırdığı, haberi olmayanların bilemeyeceği, direncin kaynağı olan bir saklı kitap, umudun kitabı. Tarihe tanıklık eden, kahramanları içinde barındıran, kötü adamları ifşa eden bir kitaptır Sibel Eraslan’ın Timaş Yayınları’ndan çıkan Saklı Kitap’ı.

Bazı öyküler yaşanmışlığından dolayı etkiler insanı. Hele de anlattığı öykülerin kahramanlarını (meçhul kahramanlar) yakından tanıyorsanız, öykülerin anlatıldığı zamanları çok iyi hatırlıyorsanız ve tanığıysanız bütün olan bitenin, o zaman daha bir başka etkileniyorsunuz. Adına 28 Şubat dedikleri, kabuslar ile dolu günlerde içimizin en fazla kanamasına sebep olan olaylar, o günlere tanıklık etmiş ve bire bir acısını hissetmiş birinin kaleminden çıkmışsa, her öykü bir kurşun olup göğsünüzün sol üst yanına saplanıyor.

İkna odalarını en iyi kesik saçlı kızlar çetesi bilir. Gökyüzünün mavi iken kapkaranlık kesilmesini de. Tepegözün ne olduğunu, Batı Çalışma Grubu’nun ne iş yaptığını, darbelerin ne kadar kötü bir şey olduğunu en iyi onlar bilir. Umutlarını ve ideallerini bir okulun kapısında bırakıp hayatın içine en sert girişi yapmayı da. Zamanın imtihanında zamanın Zeyneb’i olmayı, zamanın Meryem’i olmayı, zamanın Asiye’si olmayı, zamanın yedi uyurları olmayı, zamanın sahabesi olmayı yine en iyi onlar bilir. Kanayan yaralarına tuz ve tütün basarken tebessüm edebilecek kadar geniş yürekli olmayı da.

Bu Saklı Kitap’ta bütün gerçekler bütün açıklığı ile kelimelere dökülmüş. Bütün kahramanlar başrolde. Her acı bir Kırıkkale tabancasından çıkan mermi gibi takırdamakta. Her yerin Kerbela olduğu zamanlarda Zeynebî eda ile ayakta dimdik duran yiğitlerin destanı anlatılmakta.

Devam ediyor kelimeler içinizden cümleler kurarak

Süreyya abla. Norşinli. Yıldızları tanıtan abla. Polaris yıldızını, Alkaid yıldızını, Mizar yıldızını… “Sakın göklere bakmayı bırakma” diyen abla. Kardeşlik devrimini en güzel şekli ile inşa eden, kendisi de yıldız olan Süreyya abla. Elleri kelepçeli halde bile kardeşlerini korumayı en önemli vazife bilen abla. Elleri kelepçeli hali ve yanındakiler ile Mısır sürgününde Meryem tablosuna benziyor Süreyya abla.

Seher Yusuf abla. İzmirli. “Arkadaş olan arkadaş, satmaz arkadaşını arkadaş” diyen ablamız. Acı acının akrabasıdır sözü en fazla da ablamıza yakışan bir sözdür. Kanatları kırılan bir kuşun umudunu yitirmemesi idi Seher Yusuf abla. Sırf inandığı için düşürüldüğü zindanlardan hastalanıp çıkan, tedavi gördüğü hastaneden cennet bahçelerine uçan, baharın ilk kelebeğini gören ablamız Seher Yusuf abla.

Mahidevran abla. Latince okuyabildiği için Spartacus lakabı takılan, basketbol maçlarına yönelik derin değerlendirmeler yapan, kaligrafik yazılar yazan, ütü tamiri yapan, fotokopi makinesini tamir ettiği ile ilgili ortada şayialar dolaşan on parmağında on marifet diyebileceğimiz ablamız. Tam bir muhacire. Tam bir mahire.

Macide abla. Bir nevi şehide ablamız. Malatya yolunda, dernek açılışına giderken cennete yol alan direnişçi ablamız Macide abla. Hüdhüd kuşu olmuştu kardeşlerinin, gönüldaşlarının, dostlarının gözünde. “Kur’an hayattır” diyen ablamız. Bir ırmak olup hayatın içinden hızlıca akan ablamız. Seyyid Kutub, Mevdudi, Muhammed Hamidullah okumaları ile zulme karşı her zaman en ön safta duran, şahide ablamız Macide abla.

Gülistan abla. Karslı. Ehli beyt âşığı, yaşayan Zeynep, haya timsali bir direniş gülü ablamız. Rüyaları en güzel tabir eden, maneviyat bahçelerinin meyvelerini arkadaşlarına ikram eden değerli ablamız. “Işık suda kırılır” diyen ablamız. Örtülü olduğu için okuldan ayrılmak zorunda kalan, okuldan ayrıldıktan sonra bir pilot asker ile evlenen, örtüsünden dolayı resmi olarak eşinden boşanan, sonrasında örtüsünden dolayı eşi askeriyeden atılan, bütün bu imtihanlara rağmen bir kere şikayet etmeyen zamanın Zeyneb’i ablamız Gülistan abla. “Kerbela şahı Hüseyin’e yâr olmayan dünya bize mi yâr olacak?” diyen ablamız.

Derya abla. Kelkitli. Hayalinde Hilal anaokulu olan ablamız. Elleri kelepçeli halde okulundan alınan, nihayetinde Hilal tuhafiyeyi açan ablamız. Karanlık denizlerdeki bir deniz feneri gibi olan ablamız. Örtüsünden dolayı çekmediği acı kalmayan ablamız. Daraldığı zamanlarda arkadaşlarının limanı olan değerli ablamız Derya abla.

Belkıs abla. Kendisi örtülü olmadığı halde örtülü ablalara yardım ve yataklık ettiği için ikna odalarındaki sorgularda sürekli adı anılan ve fişlenen ablamız. Lamia hanımın yeğeni. İstanbullu. Eski diller atölyesinde sürekli çalışan bir hanımefendi.

Kitaplar bittiğinde filmlerin bitmesi gibi olmuyor. Devam ediyor kelimeler içinizden cümleler kurarak. Hatıralar canlanıyor. Şahitliğin önemi bir daha anlaşılıyor. Darbelerin kötü bir şey olduğu daha iyi anlaşılıyor. Teşekkür az gelir Saklı Kitap’ın emektarı ve müellifi Sibel Eraslan ablamıza. Dua ile şükranlarımızı yoğuruyoruz bu demlerde.

Ferhat Özbadem yazdı

Güncelleme Tarihi: 03 Mayıs 2019, 18:14
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13