Çocuklardan hayata mektup: Öykü Makinesi

Nehir Aydın Gökduman’ın çocuklar için kaleme aldığı “Öykü Makinesi” 10 kitaplık bir seri halinde yayımlandı. Mücahit Gökduman kitapları çocuk edebiyatı açısından değerlendirdi.

Çocuklardan hayata mektup: Öykü Makinesi

“Bir çocuğun erişkine her zaman öğretebileceği üç şey vardır;

Nedensiz yere mutlu olmak…

Her zaman meşgul olabilecek bir uğraş bulmak…

Elde etmek istediği şey için var gücüyle savaşmak.”

Paulo Coelho



 

Nehir Aydın Gökduman’ın son eseri Öykü Makinesi, 10 kitaplık bir seri halinde yayımlandı. Seri, değerler eğitimi kapsamında değerlendirilecek birçok konuyu didaktik bir üsluba sapmadan işlerken yetişkin okura da ilginç pencereler açıyor.

“Çocuk eğitimi” çağın çetrefilli sorunlarının başında gelmekte. Çocukların bilgiye erişiminin bu kadar kolay olması avantaj olmakla birlikte onların envai çeşit tehlikeyle yüz yüze oldukları gerçeğini değiştirmemekte. Sosyal medyadan televizyona, dergiden kitaba değin birçok alanda çocukların rehberliğe duydukları ihtiyaç her geçen gün kendini daha fazla hissettirmekte. Bu sorumluluğu almak öncelikle cesaret istemekte ancak yedeğine mizahı, hayal gücünü, felsefeyi almayan girişimler velilerden önce çocuklar tarafından mahkum edilmekte. Dolayısıyla çocuk doğasını iyi tanımak iyi bir edebiyat için bir zorunluluk mesabesine gelmiş durumda.

Nehir Aydın Gökduman’ın öykülerini mezkur bağlamda ele aldığımızda dikkat çekici bulduğumuzu söylemeliyiz. Öykülerin konu yelpazesi çok geniş olmakla birlikte hepsi aynı yalın hakikatleri farklı karakterler üzerinden işlemekte: İyilik, doğruluk, cesaret, ahlak… Konuların ele alınış biçiminde ise büyük oranda sembolizmin etkileri sezilmekte.

Çocuklar bütün zor koşullara rağmen hayatın tadını çıkarmayı bilirler. Mutlu olmak onlar için zor değildir. Küçük eşyalara büyük sevinçler sığdırmayı başarırlar. “Penguenli Çorabım ve Diğerleri” isimli öyküde kahramanımız Kerem, eşyalarının kıymetini bilmekte ve onların kaybolmasını önemsemektedir. Çoraplarını aramakla başladığı yolculukta eşyalardan çok daha önemli hakikatlerle karşılaşacaktır. Zaten her arayış böyle değil midir? Arayışın başlı başına kendisi kıymete haizdir. Zaferle değil seferle mükellef olduğuna inanan bir toplumun müntesipleri yolun sonunda ne elde edecekleri ile pek ilgilenmezler. Kerem’in sevinci de kavuştuğu eşyaları sebebiyle değildir elbette.

Çocuklar ânı yaşamakta mahirdirler. Onlar için geçmiş ve gelecek zaman kaygısı yoktur. Yaşanan âna bu kadar adapte olmak kaçınılmaz olarak öğrenme isteğinin ve merak duygusunun diri kalmasını beraberinde getirir. Çocuklar her an, her yerde, herkesten bir şey öğrenebilirler. Bir çocuk kendisinden küçük bir çocuktan bir şey öğrenirken gurur yapmaz çünkü egosu henüz bu yönde gelişmemiştir. “Gökyüzüne Zıplayan Fil” isimli öyküde Deniz, çıktığı yolculukta, bulutlarla ve orman hayvanları ile arkadaş olur ve hepsinden bir şeyler öğrenir. Lakin bilgi kullanılmadığı zaman zihne yükten başka bir şey olmaz. Bilgi sorumluluk demektir ve eyleme dökülmek ister. Deniz öğrendiği bilgileri cesurca kullanmayı bilir ve iyilik yapmanın o güzel tadına varır.

Çocuklar koşulsuz sever

Çocuklar koşulsuz severler. Karşılıksız sevmenin en güzel örneklerini görmek için çocuklara bakmak yeterlidir. Hataları çabucak bağışlarlar ve barışmak için ellerinden geleni yaparlar. “Resmin İçindeki Çocuk” isimli öykünün kahramanı Boyacı Çocuk, babasız büyümesine, okula gidemeyip çalışmak zorunda oluşuna rağmen yüreğinden merhameti eksiltmemiştir. Ayakkabısını boyadığı herkese bir masal okur ve muhabbet etmeye çalışır. İnsan insana muhabbetle dokunmaz mı zaten? Kahramanımız alaycı bakışlara ve incitici sözlere aldırış etmez ve her yeni müşterisine aynı nezaketle yaklaşır. Bu hareketi Freud’un bir sözünü akıllara getirir: “İnsanlar yavaş yavaş inanmamayı, güvenmemeyi, sevmemeyi ve kronik şüpheci olmayı öğrenir. Bu gerçekleştiğinde artık ne yazık ki çok geçtir. İnsanların ‘tecrübe’ dediği şey budur. Kalbiyle bağlantısını kesmiş bir insana ‘tecrübeli’ denir.” Boyacı Çocuk hikaye boyunca bir “tecrübeli” olmayı reddeder.

Çocuklar soru sormaktan bıkmazlar. Aynı soruyu defalarca sordukları olur. Merak duygusu aktif olmayı zorunlu kılar çünkü. “Uzayda Kaybolan Kalem” isimli öykünün kahramanı Mert ise soruyu kendi kendine sorarak işe başlar. Elindeki kaleme tabir yerindeyse “Sen kimsin?” diye sorar ve bir yolculuğa çıkar. Aslında tanımak istediği kalemi değil kendisidir. Her yolculuk insanın biraz daha kendisine yaklaşması değil midir aslında? Tolstoy’un dediği gibi: “Tüm muhteşem hikayeler iki şekilde başlar; ya bir insan bir yolculuğa çıkar, ya da şehre bir yabancı gelir.”

Gökduman’ın öykülerinde kahramanlar sadece çocuklar değil. Hayvanların dilinden de birçok öyküyle karşılaşıyoruz. Kedi, köpek, aslan, kuş, fil gibi birçok hayvanın ağzından heyecan dolu maceralara yelken açıyoruz. Her öyküde kazanansa iyiler değil iyilik oluyor. Çünkü gerçek iyiler iyiliği kazanmak için değil sadece iyilik olsun diye yaparlar. İyilik yapmak ile kazanmak onların lügatinde eş anlamlıdır.

Öykü Makinesi’nin iyiliğe niyet eden küçük kalplere büyük bir yoldaş olması duasıyla...



 

Yayın Tarihi: 07 Mart 2020 Cumartesi 10:00 Güncelleme Tarihi: 03 Temmuz 2020, 13:55
banner25
YORUM EKLE

banner26