Çocuğum okulu hâlâ sevmiyor, diyorsanız…

Peter Gray “Çocuğum Okulu Sevmiyor” kitabı ile günümüzde yaygın olan zorunlu eğitimin, çocuklar tarafından neden sevilmediği sorusunun cevabını okuyucu ile paylaşıyor.

Çocuğum okulu hâlâ sevmiyor, diyorsanız…

Geçmişe kıyasla günümüzde çocuklar daha az özgürler. Sokaklarda serbestçe oynamaları ya da arkadaşlarıyla yeni şeyler keşfetmeleri gittikçe zorlaştı. Oysa çocukların doğası özgürce oynamak ve keşfetmek üzerine kuruludur. Günümüzde yetişkin kontrolü dışında çocukların kendi seçimi ile ilgilenebileceği ve vakit geçirebileceği uğraşlar, neredeyse imkânsız hâle gelmiştir.

Çocuklar, oynadıkları her oyundan önemli sosyal dersler alırlar. Özellikle sosyo-dramatik oyunlar, çocukların gelişimine önemli katkılar sağlar. İnsan yavruları gibi hayvanların da yavruları yaşamı oyun ile öğrenmektedir. Bu yavrular, yaşayabileceği olası tehlike durumlarına karşı oynadığı oyunlarla kendini savunmayı öğrenir.

Bu kitap ile çocuk ve okul eğitimine dair pek çok konu ele alınmıştır. Zorunlu eğitimin hayatımıza girişi ile birlikte azalan oyun saatleri, günümüzün oyun türleri ve serbest yaş karması gibi konular, Peter Gray’ın kaleme aldığı bu eser ile özellikle ebeveynler için anlatılmaktadır.

Peter Gray Çocuğum Okulu Sevmiyor kitabı ile günümüzde yaygın olan zorunlu eğitimin, çocuklar tarafından neden sevilmediği sorusunun cevabını okuyucu ile paylaşıyor.

Değişen Çocukluk

Çocuklar doğaları gereği, yetişkinlerden bağımsız bir şekilde etrafı keşfetmek ve oynamak isterler. Özgürlük, gelişebilmeleri için ihtiyaçları olan en önemli faktörlerdendir. Çünkü özgürce oyun oynayabiliyor olmaları, onların sahip oldukları biyolojik dürtülerden biridir. Özgür oyun oynayamamak çocukların ruhlarının ölmesine ve zihinlerinin büyüyememesine yol açar. Tıpkı su veya hava eksikliğinin neden olacağı fiziksel hasarlar gibi özgür oyun eksikliği de ruhta hasara neden olur. Çocuklar özgür oyun sayesinde yeni arkadaşlar edinebilir; korkularını yenmeyi öğrenebilir ve zihinsel beceriler edinebilirler.

Günümüzde çocuklara oyuncak alarak ya da onlarla “Kaliteli zaman” geçirerek özgür oyunun sağlayacağı faydaları sağlamak mümkün değildir. Çocuğa verilecek özel eğitim de elinden alınan özgür oyun hakkının yarattığı boşluğu telafi etmeye yetmez. Çünkü çocukların özgür oyun aracılığıyla öğrenebileceği şeyleri, farklı yöntemlerle öğretmek mümkün değildir.

Günümüzde çocuklar, günlerinin büyük bir bölümünü ebeveyn kontrolünde geçiriyorlar. Aslında ilgilenmedikleri şeyleri okumak ya da günün önemli bir kısmını sıralarda oturarak geçirmek zorunda kalıyorlar. Bu yaratılan anormal ortam ile çocukların kendi ilgi alanlarını keşfetmeleri ve istedikleri gibi oynamaları kısıtlanıyor.

Okul hayatı, çocukların yaşamlarını neredeyse tamamen ele geçirmiş durumda. Üstelik çocukların okulda geçirdikleri süre, zaman içinde daha da uzamaya başlamıştır. Çocukların oyuna ayırabilecekleri zaman da kısıtlanmış ve okul daha az eğlenceli hâle gelmiştir. Çocukların artan ödev yükü, hem ailelerin hem de çocukların hayatlarını etkilemiştir. Ebeveynler, çocuklarının ödevlerini takip ederek onları ödevlerini yapmaları için ikna etmeye çalışır hâle gelmiştir.

Eğitimin Kısa Tarihi

İnsanların yaşamına tarımın gelmesi birçok iyileşmeyi de beraberinde getirmiştir. Tarımla beraber daha istikrarlı bir yiyecek kaynağı sağlanmıştır. Bu da açlık tehdidini azaltmıştır. İnsanlar, yiyecek için devamlı hareket etmek zorunda kalmamıştır. Kendilerini yırtıcılardan korumak için daha güvenli ve sağlam evler yapmışlardır. Fakat tarımın insan hayatına girmesi bazı öngörülemez bedellere de neden olmuştur. Tarım, insanların bahçıvanlık yapmasını gerektirmiş ve oyun oynamak yerine daha zahmetli bir hayat yaşanmasına yol açmıştır. Avcı-toplayıcı yaşam şeklinde bilgi ve beceri yoğunken artık emek yoğun bir hayat yaşanmaya başlanmıştır.

Avcı-toplayıcı yaşam tarzında iş, oyundan ayrılmamıştır. Bilgi ve becerinin yoğunlukta olması daha neşeli bir hayat sürülmesini sağlamıştır. Çocuklar avcılık ve toplayıcılıkla ilgili oyunlar oynayarak büyümüşlerdir. Bir uğraş olarak “İş” adında bir kavram hayatlarında olmamıştır. Tarımın gelişmesi ise bu durumu adım adım değiştirmiştir. Yerleşik yaşama geçilmesi beraberinde büyük emek harcanmasına da neden olmuştur. Çocuklar zaman içinde kendi ilgi alanlarından uzaklaşmak zorunda kalmışlardır. Ailenin kalanına hizmet etmek adına gerekli olan işlere gitmeye başlamışlardır.

Tarıma geçilmesi sağladığı kolaylıkların yanı sıra özel mülkiyet ve sınıf farklılığı kavramlarını da getirmiştir. Yerleşik düzene geçilmesi ile artık insanlar, bir şeyler biriktirmeye başlamışlardır. Avcı-toplayıcı hayat tarzında sürekli hareket hâlinde olan insanlar, onun yerine mal sahibi olmak için çalışmışlardır. Bu durum zamanla toplumda, insanlar ve aileler arasında statü farklılıklarını da doğurmuştur.

Tarımla beraber toprak mülkiyeti yayılmış, bu durum güç ve servetle eşleşir hâle gelmiştir. Zaman içinde mülk sahibi olan kişiler, başka insanları çalıştırarak servetlerini artırabileceklerini keşfetmişlerdir. Sonrasında da kölelik ve ücretli işçilik gibi yöntemler ortaya çıkmıştır. Ailelerinin durumu olmayan çocuklar bu ortamda büyümüşlerdir. Kölelerin çocukları gün boyu tarlalarda çalışmak zorunda kalmış, şanslı olanlar ise asillerin evlerinde hizmetkârlık yapmışlardır. Bazıları da esnaf yanında çıraklık yapabilmişlerdir.

Ekonomik koşullarda yaşanan değişimler, dini değişiklikleri de beraberinde getirmiştir. Örneğin, Protestanlar, evrensel eğitim fikrini Katoliklerden daha fazla teşvik etmişlerdir. 1642 yılında Massachusetts, bir okulda eğitimi zorunlu kılan ilk Amerikan kolonisi olmuştur. Amaçlarını da çocukları iyi Püritenlere dönüştürmek şeklinde beyan etmişlerdir. İlk Protestan okullarında ezbercilik, başlıca eğitim yöntemi olmuştur ve merak gidermek yerine doktrinleştirmek hedef hâline getirilmiştir. Oyun, bir öğrenme aracı olarak görülmemiş ve değerlendirmeye alınmamıştır. Çocuklar ise zoraki okul eğitimine alışamayıp isyan etmişlerdir.

Bugün bizlere tanıdık gelen eğitim sisteminin kurucusu ise August Hermann Francke’dir. Bu “Pitetist” okul eğitiminde standart bir müfredat yer almamıştır. Öğretmenlerin bu müfredatı öğretmek için eğitileceği ve ruhsatlandırılacağı bir yöntem geliştirilmiştir.

19. yüzyıla gelindiğinde ise Avrupa çevresindeki kiliseler siyasi gücün dışına itilmiştir. Ardından gençleri eğitme görevini devletler almaya başlamıştır. Devlet okullarında zorunlu eğitim sisteminin kurulması, hem yönetim hem de içerik açısından standartlaşmaya neden olmuştur. Çocuklar bu sistemle yaşlarına göre ayrı sınıflara ayrılmıştır. Sınıflarda yer alan erkek öğretmenlerin yerini daha çok kadınlar almaya başlamıştır. Bu değişimin sebepleri ise şunlardır:

  • Okul eğitim imajını yumuşatacakları,
  • Fiziksel ceza kullanımını azaltacakları,
  • Önemli ölçüde daha ucuza işe alınabildiği,
  • Yumuşak kalpli ebeveynler açısından okulu daha makul kılmaları.

Zorunlu Eğitim Sistemi

Yapılan bir araştırma da çocukların okul dışındaki ortamlarda okulda olduklarından daha mutlu oldukları sonucunu ortaya çıkarmıştır. Çocukların okulu sevme nedenleri ise derslerle ilgili değil genelde ortamda edindikleri arkadaşlarıyla ilgili olmuştur. Yalnızca bizim ülkemizde değil, mecburi okul eğitimin uygulandığı tüm yerlerde çocuklar okulu sevmemektedirler.

Zorunlu eğitimin olduğu yerde zoraki bir eğitim vardır. Bazı insanlar zoraki eğitimin iyi ve gerekli olduğunu düşünmektedirler. Ancak bu zoraki eğitimde bulunan 7 günah şöyledir:

1. günah: Haklı neden ve adil yargılama olmaksızın özgürlüğün reddedilmesi,

2. günah: Kişisel sorumluluk ve özyönetimin gelişimine müdahalede bulunulması,

3. günah: İçsel öğrenme motivasyonunun baltalanması,

4. günah: Öğrencileri alaycılık, kibir, utanç ve kopyayı teşvik edecek biçimde yargılamak,

5. günah: Zorbalığın teşvik edilmesi ve işbirliği gelişiminin engellenmesi,

6. günah: Eleştirel düşüncenin engellenmesi,

7. günah: Bilgi ve beceri çeşitliliğinde azalma.

Okul eğitimi ailelerin beraber faaliyette bulunacağı zamanları da etkilemektedir. Çünkü ebeveynler, çocuklarına ödev yaptırma görevini üstlenmektedirler. Bazı günler çocukları ile okula gitmeleri için savaşan aileler de vardır.

Eğitim ve İnsani İçgüdüler

29 Ocak 1999 yılında Sugata Mitra, Hindistan’da bir deney yapmıştır. Deneyde çocukların sahip olduğu kendi kendini eğitme kapasitesi konu alınmıştır. Deney sonunda oyunculuk, merak ve sosyallik unsurlarının bir arada eğitime hizmet edebileceği ortaya çıkmıştır. Merak unsuru, çocukların bilgisayarla ilgilenmesine ve onu keşfetmesine etki etmiştir. Oyunculuk unsuru da çocukları çeşitli bilgisayar becerilerini uygulamaya teşvik etmiştir. Sosyallik unsuru ise her çocuğa elde etmiş olduğu öğrenimi diğer çocuklara hızlıca aktarması yönünde destek olmuştur.

Diğer canlı türleriyle kıyaslandığında insan, çok ileri düzeyde eğitilebilir bir konuma sahiptir. Eğitim aynı zamanda kültürel bir aktarımdır. Her yeni nesil, kendinden önceki neslin alışkanlık, beceri ve bilgilerinin geliştirerek ilerlemektedir. İnsan yaşamı boyunca geçirilmiş olan her evre, insanı eğitime bağımlı bir hâle getirmiştir.

Günümüzde insanlar, eğitimi düşündükleri zaman akıllarına yalnızca okul eğitimi gelmektedir. Hatta çocuklara yönelik olsa da eğitim, yetişkinlerin yaptığı bir faaliyet ve sorumlu oldukları bir durum olarak görülmektedir. Fakat çocukların hayatında eğitim, okuldan çok daha önce, okul dışında başlamaktadır.

İnsanlar, keşfetme motivasyonuna sahip varlıklardır. Doğdukları andan öldükleri ana kadar çevrelerinde yaşanan değişimlere karşı hep tetikte olurlar. Bir insanı keşfedecek ya da öğrenecek bir şeyin bulunmadığı ortama kapatmak, ona acımasız bir ceza vermektir. Bilgiye olan açlık, sağlıklı bir insanda asla doyum noktasına ulaşmaz.

İnsan keşfi ve merakı üstüne yapılan çalışmaların çoğu bebekler, yeni yürümeye başlayan çocuklar ve okul öncesi dönemdeki çocuklar üzerinden yürütülmüştür. Yapılan deneylerde bebeklerin daha önce hiç görmedikleri bir şeye uzun süre baktıkları gözlenmiştir. Ayrıca fizik kurallarına karşı geliyor gibi görünen olaylara da uzun süre bakmışlardır. Çocukların yaşları ilerledikçe merak duyguları azalmaz, aksine daha gelişmiş keşif çeşitlerine karşı onu motive eder.

Çocukların oynamış olduğu oyunların evrensel türleri vardır. Oyun türlerinin her biri insanın temel hayatta kalma becerileri ile ilişki içindedir. Bu oyun türleri ise şunlardır:

  • Fiziksel oyunlar,
  • Dil oyunları,
  • Keşif oyunları,
  • Yapıcı oyunlar,
  • Hayal oyunları,
  • Sosyal oyunlar.

Bu oyun türleri, işlevsel türlerdir ve birbirini dışlayan kategoriler değillerdir. Bir oyun aynı anda farklı işlevlere de hizmet edebilmektedir. Yani bir oyunda çocuk, birden fazla işlevi gerçekleştirmektedir. Oyun, bireyleri etkin ve işlev gören insanlar olarak geliştirmeye çalışmaktadır.

Oyunun Duygusal ve Sosyal Gelişime Olan Etkisi

Çocuklar, oynadıkları her oyundan değerli sosyal dersler alırlar. Bunlar yalnızca sokak sporları ya da salon sporları ile sınırlı değildir. Oynanan her türlü oyun, çocuğa değer katar. Sosyo-dramatik oyun da bunlardan biridir. Bu oyunda çocuklar belli roller üstlenerek bir olay örgüsünü birlikte canlandırırlar. Dünyada 3-6 yaş aralığındaki çocuklarda bu tür oyunlar oldukça yaygındır. Yapılan araştırmalar sosyo-dramatik oyunlar oynayan çocukların, oynamayanlara göre empati yeteneklerinin daha kuvvetli olduğunu göstermiştir.

Yalnızca insanlar değil, hayvanlar da oyunlar ile yavrularını hayata hazırlarlar. Hayvanlar, oyun aracılığıyla yavrularına acil bir durum karşısında hayatta nasıl kalabileceklerini öğretmeye çalışırlar. Bu oyun türlerinden biri kovalama diğeri ise dövüş oyunlarıdır. Yapılan gözlemlerde çocukların da yavru memeliler gibi oyunlarda kendilerini korumasız ve korkutucu bir pozisyona soktuğu görülmüştür. Temelde bakıldığında ise yavru insanlar ya da yavru memeliler de aynı hayati dersleri bu oyunlar sayesinde öğrenmektedirler.

Günümüzde yetişkinler ve ebeveynler, çocukları oyunlarda yaşanabilecek olası tehlikelere karşı korumaya çalışmaktadırlar. Bunu yaparken de aslında çocuğun kendine bakma ve karar verme kabiliyetini farkında olmadan küçümsemektedirler. Çünkü farkında olarak ya da olmayarak yapmış oldukları küçümseme ile aslında çocuğun kendi duygu ve davranışlarını kontrol etmesini engellemek demektir.

Video oyunları ise günümüzde diğer oyunlara kıyasla düşüşe geçmeyen tek oyun türüdür. Bazı insanlar açık hava oyunlarındaki düşüşün sebebinin televizyon ve video oyunlarından kaynaklandığını düşünmektedir. Ancak genel olarak bakıldığı zaman video oyunlarındaki artışın iki farklı nedeni bulunmaktadır:

  • Video oyunları, gerçekten eğlencelidir ve teknoloji sayesinde sürekli daha eğlenceli hâle getirilmektedir.
  • Ebeveynler, gerçek dünyada devamlı çocuklarını izledikleri için video oyunları çocukların özgür olabildiği bir alan gibi tasvir ediliyor olması sebebiyle tercih edilir.

Yapılan bir çalışmada çocuklara video oyunlarına dair en çok neyi sevdikleri sorulmuştur. Çocuklar soruya genel olarak özgürlük, yetkinlik ve özyönetimle ilgili yanıtlar vermişlerdir. Okulda ve dışarıda yetişkin hakimiyetinde olan çocuklar, oyunda tüm sorumluluğu kendileri üstlenirler. Ayrıca oynanan video oyunlarında yaştan ziyade beceri önem taşımaktadır.

Çocukları evin dışında oyun oynamaya yönlendirmenin yolu evden bilgisayarı ve televizyonu çıkarmak ya da tamamen yasaklamak değildir. Bu teknolojik aletlerin herbiri öğrenme ve keyif kaynağıdır. Çocuklara tüm alanlarda özgür bir şekilde oynayabilmeleri için fırsat tanınmalıdır. Çocuklar, yetişkinlerin müdahalesi olmadan açık havada diğer çocuklarla oynayabilmelidirler. Aynı zamanda bilgisayarla oynama şansına da sahip olmalıdırlar. Sağlıklı bir gelişim süreci için her biri uygun şartlarda çocuklara sağlanmalıdır. Burada önemli olan iki nokta, özgürlük ve fırsattır.

Serbest Yaş Karması

Daniel Greenberg, Sudbury Valley’nin vizyoneridir. Okulun eğitim kurumu olarak başarılı olmasına yaş karmasının olanak sağladığını, âdeta “Gizli silah” olduğunu iddia etmiştir. Sugata Mitra da yaş karmasının çocukların hızlı öğrenmesinin sırrı olduğunu söylemiştir. Ayrıca çocukların kendilerini başarı ile eğitme kabiliyetlerindeki temel unsurdur.

Farklı yaş grubundaki çocukları gözlemleyerek onlarla etkileşime geçen çocuklar, bu sayede birçok şey öğrenebilirler. Tarihsel açıdan bakıldığı zaman da çocukların yaşlara göre ayrılması tuhaflık sayılabilmektedir. Avcı-toplayıcı kültürlerde de çocuklar kendilerini farklı yaş gruplarında keşif yaparak ve oynayarak eğitmişlerdir.

Tarımın gelişmesi ve sonrasında insanların büyük sosyal gruplarda yaşamaya başlaması, doğumların daha sık olmasına etki etmiştir. Bu sayede de çocuklar, kendi yaş gruplarına yakın hatta kendileriyle aynı yaşta olan çocuklarla etkileşim fırsatını yakalamışlardır. Yüzyıl önce Batılı toplumlarda okul eğitimi yaşa göre sınıflandırılmış şekilde yaygınlaşmaya başlamıştır. Bundan önce ise çocuklarda benzer yaş grubundaki diğer çocuklarla aynı ortamda olma zorunluluğu olmamıştır. Sudbury Valley Okulu, yaş karmasının devam ettiği sayılı ortamlardan biridir.

Karma yaş gruplarında çocuklar, kendi kendilerine zor ve karmaşık faaliyetleri nasıl yapmaları gerektiğini öğrenebilirler. Ayrıca akranları olmayan diğer çocuklardan daha fazla ilgi ve duygusal destek görmeleri de mümkündür. Karma yaş gruplarında çocuklar, kendilerinden daha büyük olan çocuklarla her zaman etkileşim kuramayabilirler. Ancak yine de onları dinleyerek ve izleyerek bir şeyler öğrenebilirler. Büyük çocukları gözlemleyerek onların yaptığı faaliyetleri denemek isteyebilirler. Onlardan duydukları kelimelerle kendi kelime dağarcıklarını genişletebilirler. Ayrıca bu sayede düşünme kabiliyetlerini de geliştirebilirler.

Büyük çocuklar ise karma yaş gruplarında küçük çocuklara bakım ve liderlik pratiği yaparlar. Küçük çocuklarla kurdukları iletişim sayesinde olgun taraf olma konusunda deneyim kazanırlar. Küçük çocukların büyüklerin yaptığı faaliyetlere özendiği gibi büyükler de küçüklerin yaratıcı etkinliklerine özenebilirler. Büyük çocukların bu etkileşimlerde sağladığı faydaların 3 temel kategorisi vardır. Bunlar; bakım ve liderliği öğrenme, öğreterek öğrenme ve küçük çocukların yaratıcılığı artırıcı etkileridir.

Serbest yaş karması hem büyük çocuklara hem de küçük çocuklara çeşitli faydalar sağlar. Ancak çocukların kendi yaş gruplarına ayrılmaları bu olumlu kazançları engellemektedir. Aynı yaş grubunun da etkileşim değeri yüksektir. Akran çocukların ortak noktaları ve konuşacak konuları vardır. Ayrıca aralarındaki rekabetçi etkileşim daha iyi performans elde etmek için onları özendirebilir.

Yayın Tarihi: 30 Aralık 2020 Çarşamba 19:00 Güncelleme Tarihi: 30 Aralık 2020, 19:11
banner25
YORUM EKLE

banner26