Ciddî Bir İlmî Neşir: Tövbekârlar Kitabı

'Tövbekârlar Kitabı', yaratılmış/ insan/ beşer olmamızın bir sonucu olarak girdiğimiz günahlardan temizlenme yolunun her dem açık oluşuna dair insanın içinde bir yaşama sevinci oluşturuyor. Kamil Yeşil yazdı.

Ciddî Bir İlmî Neşir: Tövbekârlar Kitabı

İlim ve düşünce geleneğimizi meydana getiren neşirlerden biri de “tahkikli neşir”dir. Neşredilecek eserin kullandığı kaynakların sahihliğini araştırma ve karşılaştırma üzerine kurulan tahkikli neşir, ilim âleminde uzun, yorucu bir yolculuğu gerektirir. En eski zamanlardan günümüze kadar önemini yitirmeyen, elden ele deveran eden eserler böyle bir çalışmanın sonucudur.

Akademyanın bir çalışma şekli olarak tahkikli neşir, edisyon kritik ve metin çevirisi yayımlamak işi, tercüme ile yetinmez, eseri yeniden yoğurur, şekillendirir. Tekrarları atarken orijinal olana mutlaka yer verir. Okuma, imla, anlamlandırma farklılıklarını gösterir.

Bu kadar zahmet niçin?

Hakikate hak ettiği değeri vermek için.

Günümüzde var mı peki?

İşte asıl mesele bu.

Yayımlanan eserlere baktığımızda, akademya dâhil, bir acelecilik, bir özensizlik, bırakın başka dillerde yazılmış, istinsah edilmiş örneklerine bakmayı, eserin anlam alanına giren kendi dilimizde yazılmış eserlere bile bakılmadığını görüyoruz.

Bir karakuşi mantık almış başını gidiyor.

Bu olumsuzluklar karşısında içimize ferahlık veren çalışmalar da yok değil. Yukarıda çizdiğimiz menfi çizginin içinde hemen fark edilmesi gerekmez mi böyle çalışmaların? Gerekir amma bunun için önce niteliği fark etmek, sonra da fark ettirmek gerek.

Bizim fark ettiğimiz ve fark ettirmek istediğimiz bir eser var elimizde: İbn Kudame el-Makdisi’nin Tövbekârlar Kitabı. Şule Yayınları için eseri tahkikli olarak yayına hazırlayan imza ise Sare Öztürk.

Eser adeta yeniden yazılmış

Özgeçmişine baktığımızda yeni nesil diyebileceğimiz bir yaş grubuna dâhil olan Sare Öztürk’ü, gerçeği söylemek gerekirse, kendi neslini aştığı gibi kendinden önceki nesli de aşmış olarak bulduk. Arapça bir eserin okunması, imlası ve Türkçeye çevrilmesinden öte, kaynak gösterilen meallere baktığımızda denilebilir ki eser yeniden yazılmış. Bu yeniden yazılmayı, esere müdahale, eserin söylemek istemediğini esere söyletmek olarak değil; eserin söylemek istediğini en iyi şekilde söylemeye çalışmak şeklinde anlamalıyız.

Kur’an meallerine meraklı bir okuyucu olarak itiraf etmeliyim ki Türkçe’de bu kadar Kur’an meali okumadım, doğrusu bazılarının isimlerini ilk kez duydum. Ancak Sare Öztürk, bağlama göre en uygun anlama varmak için, bütün bu mealleri okumuş görünüyor. Kelimelerin okunuşu, anlamları, cümleye katkıları bakımından kullandığı dipnotlar, eserin okunuşuna da halel getirmiyor.

“Yaratıcı yazarlık” deneyiminden oldukça yararlandığı anlaşılan Sare Öztürk, okuduklarından hareketle belki edebiyata, sanata meyledecektir. Sare Öztürk’ün edebiyata meyletmesi, edebi eser vermesi tabii ki çok önemli. Ve fakat bu ciddiyette, bu kadar zahmeti göze alacak kaç tane Sare Öztürk çıkar bilmiyorum. Bundan dolayı diyorum ki ilim ve neşir âlemimiz Sare Öztürk’ü kaybetmemeli, elinden tutmalıdır. Şule Yayınları, Sare Öztürk’ü ilim âlemine kazandırmakla iftihar edebilir, bu onun hakkı. Ancak kütüphanelerimiz yeni İsmail Saipler, Kilisli Rıf’atlar, Fuad Köprülüler de bekliyor.

Zamanımızın en revaçta dilleri olarak Arapça ve İngilizce bilen Sare Öztürk, bu iki dilden aldıkları ile zenginleştireceği Türkçenin ifade gücü ile daha çok eserlere imza atacaktır. Bundan eminiz.

Bir yazardan çok, bir ilim adamı/insanının takdimi olarak bu satırları yazarken eser hakkında da bir şeyler söylemek yerinde olur.

Affedici bir Rabbimiz var

Tövbekârlar Kitabı, yaratılmış/ insan/ beşer olmamızın bir sonucu olarak girdiğimiz günahlardan temizlenme yolunun her dem açık oluşuna dair insanın içinde bir yaşama sevinci oluşturuyor. İnsan adeta “günah nedir ki bağışlayan, Et-Tevvâb olan bir Rabbimiz var. Günah nedir ki meleklerden başlayarak peygamberlere ve seçkin kullara kadar bütün yaratılmışların işi” düşüncesine varıyor.

Tövbekârlar Kitabı’nı okuyunca içimden geçen duygu şu oldu: Günümüz insanını bunalıma sokan en büyük sorunlardan biri ve belki de birincisi çok günah işlemişlik duygusudur. Günah iki kişiyi incitir. Öncelikle günahı işleyen kişi incinir -ki bunalım, pişmanlık, utanç buradan doğar-; ikinci olarak eylemimize muhatap olan kişileri incitir. En önemlisi Rabbimizi incitir günah. Bunun sonucunda kendinden nefret, dinden uzaklaşmak, affedici bir Rabbimizin olduğunu unutur insan.

Elhamdüllillah Müslümanız ve hamdolsun affedici bir Rabbimiz var. Melekleri affeden Rabbim, Hz. Adem’den Hz. Davud’a, oradan ashaba kadar birçok insanı/kulu bağışlayan Rabbimiz, bizi de bağışlar. Bağışlayacaktır. Yeter ki onlar gibi pişman olalım, tövbe edelim.

Tövbekârlar Kitabı’nın tövbekârları

Tövbe ve tövbekârlık günahla ilgili olduğu için tövbekârların günahlarına bakmalıyız. Bakmalıyız ki Allah’ın rahmetinin genişliğini, mağfiretinin sonsuzluğunu, affediciliğini ve affı sevdiğini anlayalım. Kur’an-ı Kerim bize şirkin, küfrün büyük günah olduğunu, Allah’ın şirk/küfür dışında diğer günahları affedeceğini bildirir.

Tövbekârlar Kitabı’nda affa mazhar olan günahkârlar içinde kâfirler de var. Ancak onlar küfürden imana/ İslam’a geçerek affa mazhar olmuşlar. Çünkü iki eylem var ki öncesini siler. Kelime-i şehadet ve tövbe.

Tövbekârlar Kitabı’nın tövbekârları, diğer bir deyişle Allahın affına mazhar olanlar şöyle:

Melekler: Allah’ın iradesine karşı geldikleri için.

Hz. Adem: Yasak ağaca yaklaştığı için.

Hz. Davut: Adaletten ayrıldığı için.

Hz. Yunus: İzin almadan davet/tebliğ yerinden ayrıldığı için.

Günah eylemlerimiz de şöyle: Adam öldürmek, hırsızlık, zina, cihaddan kaçmak, Hz. Peygambere verilen ahde vefa göstermemek, Peygamberi alaya almak, din kardeşini küçük görmek / kibir, dünya sevgisi (mala, servete, gençliğe, riyasete, şehvete düşkünlük).

Günah olgusunu İslam büyükleri küçük günahlar, büyük günahlar olarak gruplara ayırsalar da sufiler için günahın küçüğü, büyüğü olmaz. Kime karşı işlendiğine bakılır. Kimin emri yerine getirilmedi? Allah’ın. Kimin yasakları çiğnendi? Allah’ın.

Bu böyledir de yine de Allah’ın affedemeyeceği günah yoktur. Çünkü O’nun rahmeti geniştir, sonsuzdur, bitimsizdir. Şinasi’nin dediği gibi:

“Eder isyanıma gönlümde nedâmet galebe

Neyleyim yüz bulamam ye's ile afvım talebe

Ne dedim tövbeler olsun bu da fi'l-i şerdir

Benim özrüm günehimden iki kat bed-terdir

Nûr-ı rahmet niye güldürmeye rû-yi siyehim

Tanrı'nın mağfiretinden de büyük mü günehim”

Elbette onun rahmeti geniş. Hamdolsun ki affedici ve affı seven bir rabbimiz var.

Kitapta geçen doksan dokuz adam öldürdükten sonra, “Allah beni affeder mi” diye soran kişiye “hayır” dediği için cinayetini yüze çıkaran kişinin öyküsü tam da modern zamanların günahkârları için bir müjde kapısı açıyor. Allah’ın rahmetini daraltmak, adam öldürmekten daha büyük günah.

Tövbeniz, duanız olmasaydı neye yararsınız?

Kitaplarımız, kul hakkı yiyen kişinin, hak sahibi hakkını helal etmeden cennete giremeyeceği, affedilmeyeceği ile ilgili bilgiler verir. Tövbekârlar Kitabı bu kullar ile ilgili güzel bir müjde veriyor ki kitabı okumazdan önce Allah benim kalbime bu kitapta yazıldığı gibi böyle bir ilham vermişti. Bu ilhamın doğru olduğuna kanaatim pekişti. Nedir o? Söyleyemem. Merak eden kitabı okusun.

Belki bir gün – affa mazhar olduktan sonra- dile dudağa dökmesek/dökemesek bile, iyi ki günah işlemişiz diyeceğiz. Ama bunu şimdi, dünyada iken diyemeyiz, dememeliyiz. Ol babda denilecek sözü Kitap söylemiş: “Tövbeniz, duanız olmasaydı neye yararsınız?”  

Sonuç olarak kulluğumuza bitişik bir olgu olan günah olgusu karşı karşıyayız. Ancak tövbe ilacı da her an yanımızda. Tövbeniz kabul olsun. Tövbemiz nasuh tövbesi olsun.

Teşekkürler Sare Öztürk.

İbn Kudame el Makdisi, Tövbekarlar Kitabı, Şule Yayınları.

Kâmil Yeşil

Güncelleme Tarihi: 14 Mayıs 2020, 12:33
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26