Çiçek Kokularının ve Hüznün Bahçesine Götüren Şiirler

Selim Erdoğan'ın ''Şeb-i Yelda''sının her bir dizesindeki hüznü, sararmış bir çınar yaprağının salınıp toprağa düşüşünden duygulanan herkes hissedecektir. Ahmet Serin yazdı.

Çiçek Kokularının ve Hüznün Bahçesine Götüren Şiirler

https://www.ktpkitabevi.com/urun/seb-i-yelda-9786059279888Şeb-i Yelda, Hece Yayınları’nın üç yüz seksen üçüncü, Selim Erdoğan’ın ikinci kitabı. Altmış dört sayfadan oluşan kitapta şairin on sekiz şiiri var.

Selim Erdoğan, Elazığlı. Seksen Kuşağı şairlerinden. Şiir yolculuğuna 1982 yılında ‘Aylık Dergi’de başladı. Mavera, Dergâh, Türk Dili, Kayıtlar, Edebiyat Ortamı derken şimdi Hece’de devam ediyor yazmaya. İkindi Yazıları ve Albatros’u unutmayalım. Şiire birlikte başladıkları Hıdır Toraman, Bilal Akhoroz, Necat Çavuş ve Sıtkı Caney gibi, Selim Erdoğan da az yazanlardan. Hele Erdoğan, Hıdır Toraman ve Sıtkı Caney’e göre daha da az yazıyor. Sanırım 34 yılda 34 şiir yayınladı.

Selim Erdoğan, hani şimdi o burun kıvrılan, acıya ve hüzne yaslanan duyarlılıkların oluk oluk, ırmak ırmak, buram buram yaşandığı bir dönemin şairlerinden. O dönem şairlerinin çoğunda olduğu gibi, Selim Erdoğan’ın şiirlerinde de, günümüzde yaşanan modern zamanların modern krizleri, modern isyanları, bu isyanlara dekor olan yakıp yıkmaları yok. Bu şiirlerde, Batılı bir düşünüre atıflar yapılan, “Biz de entelektüeliz, başkalarından ne eksiğimiz var canım!” dedirtmeyi amaçlayan süslü ama ne kastettiği anlaşılmayan kavramlar da yok! Bu şiirlerde, kardeş kavgasının ölesiye ve evlere ateş düşürürcesine yaşandığı bir dönemde, sevmeyi bile beceremeyen, -vatan kurtarmaktan- sevmeye bile zaman bulamayan bir kuşağın o naif, o dermansız, o tariflere sığmayan hüznü var. Evet, o bildiğimiz hüzün! Evet, o bildiğimiz nebevi hüzün!

Yapraklarına çiçek kokuları sinmiş şiirler

Şeb-i Yelda’nın her bir dizesindeki bu hüznü, sararmış bir çınar yaprağının salınıp toprağa düşüşünden duygulanan herkes hissedecektir. Erdoğan’ın şiirlerinin muhatabı da, balkonlarını plastik çiçeklerle süsleyenler değil, ellerine fesleğen kokusu sinip çiçekleri bir arkadaş bilerek onlarla konuşanlardır. Bu ancak böyle olmalı çünkü bu şiirlerin insanı götürdüğü adres burası: Çiçek kokularının ve hüznün bahçesi… “Şeb-i Yelda” şiirindeki “ancak kuşlar kaybolursa farkına varırsın akşamın” (s.10) dizesi başka nereye götürebilir ki insanı?

Bizim Mostar deyişimiz başkadır

Kelimelerin anlamları, söyleyenlerin niyetleri ve söyleyenlerin kimliğiyle belirlenir bilindiği üzere. Bu sebepledir ki bir turistin oryantalist bir edayla “Mostar” deyişiyle bir Müminin, kalbi inleyerek “Mostar” demesi hiçbir zaman aynı anlama gelmez. İlkinde maddi bir bedel karşılığı elde edilen süfli bir haz varken diğerinde tarihe yaslanan bir hüzün vardır. Bu hüznü biz, şairin “Laku Noc Neretva” başlıklı şiirindeki “… Artık iyi uykular sana da Neretva/ şimdi saat gecenin üçü/ saat sessizce dönen bir dünya/ gün ağarıp ışıklar yükselmeden yüreğinde/ kurbağa sesleri dinmeden daha/ ölmek zamanı saat/ birden şafak sökerken ölmek/ Sana da iyi uykular Mostar/ Artık avuçlarını göğe açıp dua et/ dua et kırları isteyen o çocuklara” dizelerinde ete kemiğe bürünmüş bir şekilde görürüz. (s. 18)

Selim Erdoğan’ın şiirlerinde hüzün var dedik, nebevi bir hüzün… Hani Ahmet Haşim’in “Melali anlamayan nesle aşina değiliz ” dediği türden bir hüzün.  “Güz Yaprakları” başlıklı şiirde yer alan “Bir gün özleriz sessizliği, özleriz gamzesini güzün/ Bu yüzden taze hüzünler bile devşiririz kendimize/ Bağışla, ancak yeryüzü kaçınca genzimize seni düşünürüz/ Güz gelip de hazin bir gazal gizliden girince kalbimize” dizeleri işte böyle bir hüznün tarifi değil de nedir? (s.21)

Kökleri kalplerde bir duyarlılık

Şeb-i Yelda’da yer alan şiirler, hangi yolda hangi duygularla yürüyeceğini baştan bellemiş bir şairin şiirleri. Kitaptaki on sekiz şiir okunduğunda, şairin içinde yaşayıp bize resmettiği dünyanın detaylarını anlattığını görürüz her bir şiirinde. Kitaptaki şiirleri okurken, sanki şair bir an dünyasını bize tanıtmaya karar vermiş de hemen o an oturup bu şiirleri kaleme almış gibi bir hisse kapılıyor insan. Oysa bu şiirler, bir anlık ya da bir mevsimlik duyarlılıkların sonucunda yazılmış şiirler değil. Bu şiirler daha geniş bir zaman dilimini kapsıyor. Kitaptaki şiirlerden” Fotoğraflar” (s.39) başlıklı şiirin yazıldığı tarih 1986 yılını gösterirken “Kıyı” başlıklı şiir ise 2016 yılında kaleme alınmış. Şiirlerin yazılış tarihleri arasında uçurum kadar fark olsa da, duyarlılık aynı, hüzün aynı. Bu duyarlılıkta insanın yeryüzü gurbetine bırakılmışlığının efkârı var alabildiğine. Alabildiğine yorgun bir müminin hüznü… Şairin ‘Karla Karışık’ başlıklı şiirindeki,

hamdolsun aşka hazırım,
artık sorsunlar bana da omuzlarımdan inmeyen ömrümü
sorsunlar neden akşama karşı teslim olduğumu,
şimdi neredeyim mesela, sorsunlar
hâlâ oğluma sarılırken içerime bir ırmağı akıtan bu hayat
ellerim üşüdükçe dolaşır durur damarlarımda
dünyadan utanan bir mü’min gibi
annem gibi, boynuma sarılan herkes gibi
herkes gibi o da karlı bir akşam gelir
sokak lambalarına inat karlı bir akşam
” (s.32) dizelerinde aşkı, dünyayı, aileyi ve hayatı mümince yorumlayan bir şair görürüz.

Yine “Şeb-i Yelda” şiirindeki,

bu dünyadan bize ne kaldı ki annem
artık anlatmaya başlar mıyız köpüren nehirlerimizden
sanki bize ne düşecek bu ömrümüzü habire öperken
habire üşürken kendi yüzümüzden bize ne düşecek
yalnızca ürkeriz uzun bir gecede, titreriz yalnızca
saymaya başlarız kendimizden uzaklaşınca
.
şimdi var ya annem, şimdi var ya!
çekip göğsüne dayadığın bu oğlun da
emzirmen için seni bekler bir daha
sen durma sakın
beni yeniden başlayacak bu yağmura sen uyandır
beni namaza sen kaldır annem
beni namaza sen kaldır
bir kez kavuştursan ellerini alnıma
yağmurun altında konuşmaya başlayacağım yeniden
ancak ben koşarken annem, ben koşarken atlarla
ellerimde kaldı göğüslerine aldandığım dünya
” (s.13) dizelerinde geleneksel aileyi aile yapan, aile bireylerini birbirine bağlayan sebeplerin neler olduğunu görmekte, bu fotoğrafa bakarak da günümüzde yaşanan kimlik krizinin nedenlerini bir duyarlı şairin ifadeleriyle bir kez daha anlamaktayız.

Selim Erdoğan’ın şiirleri, artık yitirilmiş ve içi boşaltılmış bir duyarlılığı yeniden haber veriyor bize. Bu duyarlılığı özleyenlerin de, bu duyarlılığı merak edenlerin de alıp okuması gereken bir kitap Şeb-i Yelda.

Ahmet Serin

Yayın Tarihi: 26 Mayıs 2016 Perşembe 12:18 Güncelleme Tarihi: 06 Aralık 2018, 16:17
banner25
YORUM EKLE

banner26