Câhiz'e Göre Türkler Vatansever ve Korkusuzdu

Büyüyenay Yayınları tarafından basılan 'Arapların Gözüyle Türkler' kitabında Câhiz ve İbni Hassul gibi önemli isimler tarafından 9. ve 12. yüzyıllar arasında Türkler hakkında kaleme alınan risaleler bir araya getirilmiş. Ahmet Serin kitap üzerine yazdı.

Câhiz'e Göre Türkler Vatansever ve Korkusuzdu

İbn Haldun’a sorarsanız coğrafya ve iklim şartları, başkalarına göreyse Allah’ın onlara verdiği başka bazı imtiyazlar dolayısıyla bazı kavimler özeldir. Bu özellikleri dolayısıyla o kavimler her zaman tarih sahnesinde yer alır, her zaman tarihi etkileyip onu dönüştürme rolü üstlenir.

Yahudilerin ve İranlıların kendilerini böyle gördüklerini biliyoruz. Hatta buna Almanları da (Germenler) eklemek mümkün. Günümüzde ABD’nin kendisine böyle kutsal bir misyon biçtiği ise erbabının malumudur.

Öte yandan, bazı kavimler de tarih boyunca yaptıkları işler dolayısıyla birileri tarafından “özellikli kavim” olarak nitelendirilmektedir. Büyüyenay Yayınları’nın “Tarih” dizisinden çıkmış olan Arapların Gözüyle Türkler kitabı da işte tam olarak böyle bir durumu anlatıyor. Türkiye’nin ikinci Diyanet İşleri Başkanı olan Ord. Prof. Dr. Şerafettin Yaltkaya’nın, Türkleri anlatan Arapça metinlerden yaptığı çevirilerden oluşan bu kitap, toplam yüz yirmi sekiz sayfa.

Türkleri tanıma çabaları

9. ve 12. yüzyıllar arasında yazılmış olan metinlerden derlenip toplam üç bölümden oluşan kitabın birinci bölümünde, Ortaçağ’da tanınan bir ilim adamı olan Câhiz’in Türkleri anlatan risalesinin bir kısmı yer alıyor. Risalenin yazılma sebebi de basit aslında: Türklerin Müslüman Araplarla karşılaşmaları, bu karşılaşma sürecinde Türklerin kendilerinden çok farklı ve muhtemelen çok da üstün olan niteliklerine Arapların şahit olmaları ve onların Abbasiler zamanında orduda önemli ağırlıklarının olması bu kitabın yazılmasının temel gerekçesini oluşturur. Yani, asıl amaç, muhatabını tanıma isteğidir.

Hangi kavim nelerde üstündür

Risalede sadece Türklerden bahsetmez Câhiz. Başka milletlerden de bahseder ve bunları birbiriyle karşılaştırır. İranlılar, Çinliler, Yunanlılar ve elbette Araplardan da sık sık söz edilmektedir. Câhiz’in bu kavimlerle ilgili söyledikleri, tarih boyunca söylenenlerden farklı şeyler değil aslında. “İşte Çinliler zanaatta, Yunanlılar hikem ve âdâbta, Arablar güzel beyan ve lisan genişliğinde, Acemler mülk ve siyaset tesisinde, Türkler de harb ve darbta diğer kavimlere üstündür.” cümleleri, hepimiz için çok tanıdık gelen cümleler değil midir? Câhiz, hemen bu satırların ardından Yunanlıları övücü sözler dizmeyi de ihmal etmez. Yunan hükümdarlarının kendi vatandaşlarının her türlü ihtiyacını temin ederek onların ilim ve sanatla uğraşmalarına zemin hazırladıklarını söyleyip Yunan devlet sistemini överken zalim kölelik sistemine bir cümleyle bile olsa değinmez.

Vatansever ve savaşçıdırlar

Risale boyunca Câhiz, Türkler hakkındaki düşüncelerini uzun uzun yazar. Bu düşüncelerin ana fikri şöyledir: “Vatanı sevmek ve yabancı ellerden kıskanmak ve harice çıktığı vakit iftiraktan (ayrılıktan) dolayı üzülerek daima vatanı özleyip yâd etmek Kur’an’da mezkûr ve bütün nâs elindeki suhufta mahtut (yazılı) ve mesturdur(yazılmıştır). Türk, ser-azade bir hilkate sahip olduğundan vatanındaki kadim hayatına kavuşmayı ister ve daima vatanını diler. Ve kendi vatanına, herkesin kendi vatanına düşkünlüğünden (Kitapta bu kelime ‘düşkülüğünden’ biçiminde yazılmış. Kitabın yeni baskısında düzeltilecektir mutlaka) ziyade düşkündür.” Ayrıca “(…) Ruhi kuvvetleri bedeni kuvvetlerine üstündür. Her şeyleri olup bitmiş bulmayı acizlik; uzun zaman bir yerde oturmayı tembellik; rahatı ayak bağı; kanaati kusur; himmet ve muharebeyi terki zül ve meskenet kabul ederler.” cümleleriyle özetlenebilir.

Risalenin diğer paragraflarında Câhiz, Türklerin ne kadar savaşçı olduklarından, savaş malzemelerini her Türk’ün bizzat kendisinin yaptığından, bedenlerini savaşa hazır tutmak için neler yaptıklarından ve diğer el becerilerinden bahsetmektedir.

Türklerin atası kimdir?

Kitabın ikinci bölümünde yer alan İbni Hassul’un risalesi ise, Türklere dair daha oylumlu bir risale. Bu risalede İbni Hassul, daha metodolojik bir yöntem izlemiş, konuya hükümdarlar tarihine değinerek başlamıştır. Hükümdarlar tarihini Dahhak’ı yenerek dünyaya hükmeden Feridun ile başlatan İbni Hassul, Feridun’un üç oğlundan biri olan Tûr’un, Türklerin atası olduğunu kayda geçirir. Tûr, kısa zamanda dünyanın doğusundan kuzeyine kadar olan bölgeyi ele geçirir ama dünyanın en mamur beldeleri (dördüncü iklim) diğer kardeşlerin birindedir. Tûr, kendisine mamur belde düşmeyen kardeşi Selem ile birleşerek üçüncü kardeş olan İreç’e savaş açar ve böylelikle tarihi bir düşmanlığın tohumlarını da atmış olur.

Bu şekilde Türklerin tarihteki ve coğrafyadaki yerini belirlemiş olur İbni Hassul. Yalnız burada İbni Hassul’un efsanelere ve efsanevi isimlere fazlasıyla atıfta bulunduğunu not düşmemiz gerekir.

Türkleri kimler yıldırabilir?

Risalenin ilerleyen sayfalarında İbni Hassul, Türklerin soyunu, millet olarak karakteristik özelliklerini, şecaatlerini, savaşçılık yönlerini anlatır. Yazarın üslubu ve bilimselliği hakkında bir fikir versin diye şu cümleleri meraklı okurun bilgisine sunmakta fayda var: “Bütün milletler içinde cesaret ve şecaatça onlardan daha ileride olan ve büyük maksatları elde etmek uğrunda onlardan daha ileri gidebilen bir millet yoktur. Allahu Teala onları arslan suretinde yaratmıştır. Yüzleri enli ve burunları basıktır. Bilekleri yoğundur. Yavuz yaratılıştadırlar. İçlerinde ince belli, uzun yüzlü ve büyük gözlü olanları nadirdir. (Onların yiyecekleri gasb etmemeleri, cürüm ve cinayetten imtina etmeleri de nadirdir) Asker içinde bunlardan başka diğer cemaatlerden herhangi bir ferdin te’dip edilmesi o ferdin mensup olduğu cemaate gözdağı olur ve onların hepsini sindirir. Fakat yalnız Türklerdir ki zecr umumi olmadıkça onlardan hiçbir kimsenin ve cemaatin gözü yılmaz.

Risaleyi Türkçeleştiren Şerafettin Yaltkaya’nın, bu risalenin çevirisini yapmak dışında bu risaleyle ilgili hiçbir sorumluluk kabul etmediğini de ayrıca not düşelim. İbni Hassul, ilerleyen sayfalarda Türklerin hayatları ve ilimle ilgilerini de yazdıktan sonra Tuğrul Bey hakkında övücü sözler söyler.

Kitabın son bölümü, Arapların Türklerle ilgili yazdığı şiirlerden meydana gelen bir güldesteden oluşmuş. Burada da yine Türklerin kahramanlığı ön planda. Arada da Türk kızlarının ne kadar gönül çelen bir güzelliğe sahip olduğuna değinilen şiirler de var.

Ahmet Serin

Yayın Tarihi: 27 Temmuz 2018 Cuma 23:27 Güncelleme Tarihi: 17 Şubat 2020, 16:58
banner25
YORUM EKLE

banner26