banner17

Cevapları derin bir bilge!

Hayatı doğru anlamlandırmak kaygısına sahip misin? Sana bir isimden bahsedeceğim.

Cevapları derin bir bilge!

“Hikmet, hayatın kılcal damarlarındaki gerçekliği anlama çabasıdır” derdi bir üstadım. İnsan, bilimsel bilginin tavan yaptığı, bilgiye dair her türlü imkânın önümüze serildiği böylesi bir çağda hâlâ çaresiz, hâlâ zavallı… “Öz”ünü aramayan bir çaba nasıl olur da ciddi bir teveccüh görebilir. Şaşılası, garip bir çağ bizimkisi...

Bugünlerde Haris El-Muhasibi ve Ragıb El-İsfahani okuyorum. İlk etapta konu odaklı olan okumalarım, bir anda ‘yazar odaklı’ bir okumanın içerisine atıverdi beni. Hani insan, hayatına dair bir şeyleri sorgulamaya başladığı andan itibaren, zihninin bir tarafında hep cevapsız kalan bir soruyla baş başadır ya; işte benimkisi bu soruya cevap bulma çabası biraz…

Zihinlerde açılım yapıyorlar

Hayatı bir bütün halinde ‘mantık’lı bir çerçeveye oturtma ihtiyacı hissetmem, iman ettiğim değerleri içselleştirme çabası olan İslamî ilimler* ile okumayı öğretti bana toplumsal sorunları… İslami ilimler* noktasında sarf ettiğim gayretler, ufuk açıcı kanaat önderlerinin yeterli sayıda olmayışının, hayatı parçalara bölerek okuma çabalarının bir nevi kurbanı oldu/oluyor. Öte yandan yaşadığımız topluma vereceğimiz bir mesajımızın olduğu bilinciyle okuduğum sosyoloji bölümünde, aklın köle sıfatıyla referans kaynağı olarak kullanıldığını görmem, bulmaya çalıştığım cevapları hepten kaybetmeme sebebiyet verdi. Aslına bakarsanız, mevzunun bu kısmı pek de önemli değil; gün gelir, imkân olur, bu satırlarda ‘sosyal bilimler bağlamında düşünce/değer yargılarımızı yeniden gözden geçirme’ fırsatı yakalarız belki de, kim bilir…

Bugünlerde ‘hikmet’ dediğimiz o ‘erdemli bilginliği’, fazlasıyla arama/bulma girişimindeyim. İşte bu sebeple Haris El-Muhasibi ve Ragıb El-İsfahani ciddi bir öneme sahipler yüreğimde ve zihnimde yaptıkları açılımlarla…19662

Hakikati arama çabası takdir edilesi bir çabadır

Roger Garaudy, Muhammed Esed gibi üstadların ayetlerle ‘canlı birer şahit’ olarak karşılaşma serüvenlerine bakarsanız görürsünüz ki onların arama/anlamlandırma çabaları neticesinde, sizlerin defalarca okuduğunuz ayetler, onlarda tepeden tırnağa devrim niteliğinde bir değişime rehberlik edecektir.

Aslında kendileri bizlere dolaylı olarak şunu söylemektedir: “Damarlarınıza kadar ‘anlamlandırma çabasına’ aç olduğunuz müddetçe, sizin çırpınışlarınız ilmi, hikmeti ve basireti besleyecektir. Yoksa mı; yoksa beyhude bir çabadır sizinkisi.” Nitekim onların hayatlarında da öyle olmamış mıdır? Garaudy’i koyu bir marksistken Müslüman yapan gerçeklik veya Esed’in hayatındaki tüm garip anlamsızlıklara cevap teşkil eden ‘Tekasür’ ayetleri, onların çırpınışlarına deva olan hakikatler değil midir?

İslam tarihine* baktığımızda, Müslümanların, yaşadıkları çağı anlamlandırma çabalarının sona ermesiyle birlikte gerileme sürecinin de geldiğini görürüz. Hatta öyle ki, bugün, aklı usul noktasında ön plana çıkardıkları için farklı farklı suçlamalara maruz kalan âlimlerin 1000 yıl önceki İslam geleneğini* devam ettirdiği iddiası içerisinde olsanız; sizi kabullenen pek az kişi olacaktır.

Derdi büyük, cevapları derin bilge: Ragıb El-İsfahani

“İlmin ileri gelen büyüklerinden, faziletin ünlülerinden biridir. İlmin birden çok alanında muhakkik bir kişidir. Muhakkikliğini, ilimlerdeki derinliğini ve gücünü gösteren pek çok eseri vardır.” (Salah Es-Safedi)

“Mahir bir allâme ve eşsiz bir muhakkik/incelemeciydi. Kelamcıların en zekilerinden biriydi.”(Zehebi)

Üstad Ragıb El-İsfahani, o zamanlar ilim merkezi konumunda olan İsfahan’da doğmuş. Doğumuyla ilgili bilgiler fazlasıyla ihtilaflı olmakla birlikte takriben hicri 5. yüzyılın başlarında doğduğu öngörülmekte.

Arkasında temel kaynak mertebesinde olan sayısızca eser bırakan İsfahani’nin, eserlerinde şeriat ile beşerî ilimleri fazlasıyla meczettiğini görüyoruz. Aslında bu özelliğiyle, kendisinin hem bir âlim hem bir filozof hem de bir şair kimliği mevcut bulunmakta. Ama her şeyden önemlisi, Ragıb El-İsfahani’nin kullandığı üslup ile okuyucularını etkilediğini söylemek yerinde olacaktır. Üsluptan kastımız da şudur ki, ilmi keyfi amaçlar peşinde değil, hayatı anlamlandırma çabaları çerçevesinde edinmiştir. Bu yönüyle hayatı, ne inzivaya çekilmek üzerinden kendini tanımlayan bir zahid edasıyla ne de teorik tartışmaların gölgesinde fikir yarıştıran bir sosyal bilimci edasıyla yaşamıştır.

Yeri geldiğinde, “Züht, bazılarının sandığı gibi, maneviye, Brahmanizm ve ruhbanlık değildir” diyen İsfahani, yeri geldiğinde de “Ben, kendini öven ve nefsini tezkiye etmekten Allah’a sığınırım” derdi. Nitekim onu anlatan çağdaşları, ahlakını ön plana çıkarmaktadırlar ki bu da kelam ilmi ile uğraşmış bir şahsiyet için İslam’ın nasıl da hayatın içinden bir gerçeklik olduğunu bizlere gösterir.

Erdemli YolEz-Zeria: Ahlak, sosyoloji ve felsefe kitabı…

İsfahani’nin İz Yayıncılık’tan çıkan Ez-Zeria / Erdemli Yol kitabı da o zamanın âlimlerinin hayata bakış açılarının ne denli farklı olduğunu gösteriyor bizlere. Erdemli bir yolu tercih edenler için enfes bir kitap… Farklı farklı açılardan baktığımızda, bazen ahlak kitabı bazen sosyoloji kitabı bazen de felsefe kitabı gelebilir okuyucuya… Bambaşka bir tasavvur sunuyor aslında bizlere. Kitabı okurken altını çizdiğim belli pasajları sizlerle paylaşmak istiyordum aslında; lakin okuyucuyu merakta bırakarak, hazinenin kendisi ile baş başa kalmanın daha bereketli olacağına kanaat getirdim.

İslam ahlakı, ele alınış biçimi itibariyle Grek felsefesi ile olan irtibatı çerçevesinde sürekli olarak sorgulanagelmiştir. İlk dönem kelamcılarının da gündemine giren bu mevzu, antik Yunan’dan, özellikle de Aristo’dan miras kalan kavramlar üzerine oturtulma çabası içerisinde buldu kendini bir dönem… İşte Ragıb El-İsfahani gibi âlimler, bu noktalarda yaptıkları tasnifi Kur’an ve Sünnet’in mesajı ile destekleyerek bambaşka bir bakış açısını temsil etmişlerdir.

Ve bugün sormaya çekindiğimiz birçok felsefî soruya cevaplar üretirken, İslam’ın eşsiz mesajından beslenerek, gereksiz komplekslere kapılma zaafına düşmeden bir gelenek oluşturmuşlardır. İşte bu sebeple önemlidir Ez-Zeria kitabı… Kitabı elinize aldığınızda, bir ahlak kitabı olduğunu söylemeniz ne kadar zorsa da, onca aklî ve kelamî soruşturmanın sonunda önünüze sunulan reçete ile başta nefsiniz olmak üzere ahlakınızı yeniden gözden geçirme ihtiyacı hissedersiniz.

Zorunlu bir halvet hayatı yaşadı

Buradan da şu anlaşılıyor ki; o zamanın âlimleri, sordukları sorularda ciddi oldukları kadar, ürettikleri cevaplarda da son derece ciddi çabalar sarf etmişler. Tabii ki şu nokta da unutulmamalıdır; İsfahani’nin yaptığı şey, sadece teorik bir çerçeve sunarak ‘tasavvurları’ değiştirmek değil, aynı zamanda pratik boyutta amelî değişimler göstererek örneklik teşkil etmektir. Nitekim yaşadığı dönemde Ragıb, dönemin veziri ile bir görüşme esnasında ihtilafa düşmüş, etrafındakiler susmasını telkin etmesine rağmen, o kendisine itiraz anlamında cevap vermekten vazgeçmemiştir. Neticede zorunlu bir halvet hali yaşayan İsfahani, bu dönemden bahsederken, “Bu dönemde yalnızlığımı Kur’ân ile giderdim, eğer o olmasaydı ben bu durumla başa çıkamazdım.” diyerek amelî anlamdaki imtihanı ile de bizlere örnek olmuştur.

Neticede diyeceğim o ki değerli okuyucu; alışılmış kalıp soruların dışına çıkmakta zorlanan, ictihad gibi bir nimeti değerlendirmekte de ciddi manada sıkıntı yaşayan bir nesil için, Haris El-Muhasibi gibi, Ragıb El-İsfahani gibi âlimlerimizden konuşmak; onların ufuk açıcı dünyalarından neşet eden sorgulama ve cevaplamaları güzel örneklikleriyle beraber idrak etmek; bu vesileyle hayatta ahlak, felsefe ve siyasetin de bir araya geleceğini görerek, İslam’ın hayatın her alanında bir bütünlük arz ettiğinin şuuruna erişmek; İslam’ı hayata hâkim kılma iddiasında olan, yepyeni tasavvurlarla yepyeni bir medeniyete öncülük edecek olan neslimize ‘yoldaki işaretleri’ göstermek açısından kayda değer bir adım olacaktır.

Bambaşka bir ahlak okuması yapmak istiyorsanız; Ragıb El-İsfahani’nin sunduğu Erdemli Yol’a bir göz atın derim…

 

İsmail Duman ufuk açıcı, basiretli âlimlere olan özlemini dile getirdi

GYY'nin notu: “İslamî ilimler”, “İslam tarihi”, “İslamî gelenek” gibi tamlamalara karşı dunyabizim.com sitesi olarak mesafeli durduğumuzu bu haber metnimiz vesilesi ile dile getirmek isteriz! Bir kısım kelimelerimizin başına “İslam”, İslamî” kelimelerini getirmeyi çeşitli açılardan kısıtlayıcı ve sakıncalı bulmaktayız. O açıları imkân oldukça paylaşırız. Sadece şu bilgiyi verelim: Dunyabizim.com sitesinde şimdiye kadar yayınladığımız 4500 değerli haber metninin içerisinde belki de 2000 kadar tamlayan şeklinde kullanılmış "İslam", "İslamî" kelimesini kaldırdık; yerine kimi zaman “Müslümanca” kelimesini kullandık kimi zaman da “İslam tarihinde” demek yerine “tarihte” demeyi tecih ettik. Neden mi? Çünkü tersinden laik, seküler bir dil kullanamazdık. Tersinden de olsa laik değildik, rahip değildik!

Bu hususu bu vesile ile belirtmiş olalım. Tartışmakta elbette fayda var. Sanırım konuştukça, tartıştıkça kaygımız anlaşılacaktır!

Güncelleme Tarihi: 22 Nisan 2016, 12:13
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
erbaiin
erbaiin - 8 yıl Önce

GYY yazının altına adüştüğü açıklama güzel olmuş.
siteyi uzun zamandır takip ederim ve zaman zaman bazı konularda hassas olmaya çalıştıkları dikkatimi çeker.
ama bu sefer daha farklı olmuş.
iyide olmuş.
dilin disiplinize olması zihnin daha sağlıklı işlemesine yarayabilir.

haber içinde tşk.

sabri ünal
sabri ünal - 8 yıl Önce

asım abi... seni ve yazılarının altına düştüğün notlarını seviyoruz... allah gençler konusunda sana bol bol sabırlar versin.

banner8

banner19

banner20